Gövde Bilgi ve Dal Bilgi

Gövde Bilgi ve Dal Bilgi

ASLINDA biz fark etsek de fark etmesek de karmaşık olmakla beraber düzenin işleyişi büyük bir ahenk ile devam etmekte. Bu ahengin içerisinde tesir alış verişleri, zaman-mekan-kader ilişkisi, çekimlerin dengesi, manyetik alanların etkileşimleri gibi çok önemli sistemler hatasız ve vazife sahibi ruh varlıklarının da yardımı ile tam olarak yerine getirilmektedir. Dünya ailesi olarak geldiğimiz bu noktada ahengin en küçük zerresine kadar hissetmemiz beklenmemektedir. Ancak en azından gidişat hakkında bir fikir sahibi olabilmemiz için yukarısı rahmet ve yardımlarını esirgememektedir.

 Bilgi adına bu yardımların bizim bildiğimiz en sonuncusu İlâhî Nizam ve Kâinat kitabıdır. Bu kitapta ruhsal açıdan sorulabilecek tüm soruların cevapları tamamen anlaşılır bir üslup ile sistematik bir şekilde konu konu işlenmiştir. Bu konulardan bir tanesi de insanların dünya olaylarından aldıkları tecrübeler ve bunların öz varlığımıza ruhumuzun yönlendirmesi doğrultusunda öz bilgi olarak kaydedilmesidir.

Bilgi, ruh ile mekan ve zamanın kesiştiği noktada oluşan tecrübelerden kaynaklanmaktadır. Ancak her tecrübe bizzat birebir yaşanarak elde edilmek zorunda değildir. Zaten bu da pek mantıklı olmazdı. Bilgilerin bir kısmı da izlenimlerden kaynaklanan birikimler olmaktadır. Bu suya atılan bir taşın çıkarttığı halka dalgalar gibidir. Merkez taşın düştüğü yerdir ve buna tesirin odak noktası da diyebiliriz. Aslında en yüksek dalga fiziki ortamda bile bu merkezde oluşur, dışa doğru açılır ve genişler. Ama gittikçe de sönümlenir. Sonlara doğru halka çok büyüktür ancak görünümü kuvveti ve tesiri iyice azalmıştır. Yani merkezdeki halka diğer tüm halkalardan daha aktiftir. Biz buna, “Küçük halka büyük halkayı kapsar,” deriz.

Bir olayı birebir içinde yaşamak ve tesirini ilk elden öz varlığımızın malı yapmak, ondan elde edeceğimiz bilginin gövde bilgi olduğunu gösterir. Bununla beraber eğer ki bir olay yaşanmakta ve biz bunu yalnızca müşahede ediyorsak o zaman bu izlenimden alacağımız ve varlığımıza mal edeceğimiz bilgiye dal bilgiler demekteyiz.  

Eğer ki bu hidrojen atomu aleminde realite ilerleyişimizi hızlandırmak istiyorsak bizlerin dal bilgilere önem göstermemiz mecburidir. Çünkü birebir yaşadığımız olaylardan daha çok ilerleyen enformasyon teknolojileri ile birlikte başrolünü oynamadığımız fakat tüm detaylarını algılayabileceğimiz şekilde olaylarla karşı karşıya gelmekteyiz. Birebir yaşamaktansa yaşanmışlıkların paylaşılması ile çok fazla ilerleme fırsatı karşımıza çıkmaktadır.

İşte bu dal bilgilerin yakalanması için yaşantımızda normal bir şekilde kullanır hale getirmemiz gereken ve birbiri ile senkronize çalışan iki sistematik düşünce şekli vardır. Bunlardan birincisi “Anın Farkına Varmak (anı yaşamak ve farkındalık)” diğer sistematik düşünce şekli ise “Müşahede-Muhakeme-Karar”dır.

Kısaca inceleyecek olursak:

Anın Farkına Varmak: Şöyle bir yaşantımızda sürüp giden düşünce zincirlerimizi geriye doğru takip edersek, ne kadar çok rüzgarın esintisine kapılıp bir o yana bir bu yana savrulduğumuzu ve bir türlü yaşadığımız anın farkında olamadığımızı kabullenmek zorunda kalırız. Amacımız farkındalığımızı gerçek şimdiye çekebilmek ve bu andaki olaylar karşısında hislerimizi ve tepkilerimizi fark edebilmektir. Bunun için de önce salt etten kemikten oluşmuş bir biyolojik makina hissinden sıyrılıp öncelikle ruhumuzun olduğunu ve hiçbir zaman yalnız olmadığımızı hissetmeliyiz. Bu his gerçekten öyle bir histir ki insanın kendi kendine yalan söylemesini önleyecek eşik bekçisidir. En kötü yalanlar olan kendimize çaktırmadan söylediğimiz o yalanların sayısı azaldıkça idrak artar ve bu sayede vicdan sesimizi çok daha rahat ve saf duymaya başlarız. Bu da sonuç olarak büyük bir uyanıklık, aydınlık getirir. İşte bu uyanıklık sayesinde kimsenin fark edemediği sözüm ona çok basit bir olay veya bir insanın ağzında çıkan bir cümle bizim için çok derin bilgiler içerir.

Asıl olarak o olayı kimsenin anlamamış olması ve bizi uyandıran bir tesir olması bizim otomatizmadan biraz daha çıktığımızın göstergesi olur. Ve bu tip olayları fark ettiğimizde aynı bilgiyi içeren çok daha sert eprövlerin başrol oyuncusu olma ihtiyacı ortadan kalkar. Bu sayede de hep sorduğumuz o soruyu daha az kendimize sormaya başlarız: “Hep zorluklarla mı gelişmek zorundayım?”     

Müşahede-Muhakeme-Karar: İşte olaylarda müşahede safhasına geçtiysek zaten o anı fark etmiş ve birebir yaşıyoruz demektir. Tekrar etmek gerekir ki, ne kadar çok bilgiyi dallardan elde edersek o kadar eprövlerde başrol almak zorunda kalmayız. Olaylardan ve andan doğru sentez bilgiyi alabilmenin ikinci şartı da geçmiş yaşam dürtülerinden ve zanlardan uzak sakin bir irdelemedir. İşte buna da muhakeme diyoruz. Muhakeme yapan kişinin çok yönlü düşünme sistematiğine alışkın olması ve ruhçu bir bakışla olayla olay olmaması gerekir. Bu demektir ki müşahede edilen olay üzerinde yüksek bir zaman ve kader mantığının kullanılması gerekir. Muhakemede yanlış düşünme sistematiğinin en önemli göstergeleri çok şanslıymış, çok şanssızmış ya da bahtı kara gibi terimlerdir. Unutmayalım ki, bu tip terimleri kullanıyorsak mutlaka sebep-sonuç prensibini bir şekilde atlamışız demektir.

Sonuçta da karar verilecektir. Bu kararı verirken idrakimizin temizleyebildiği kadarki vicdan kanalımızı kullanmalıyız. Bahsettiğimiz olaylar çok basit tipten olabilir. İllaki bir ülkeyi kurtaracak kararlar vermek zorunda değiliz. Çok basit görülen olayların kararları ile de büyük adımlar atabiliriz ve realitemizde ilerlememizi sağlarız. Yapmış olduğumuz sentezler ancak ve ancak varlığımızın öz bilgisi olarak yer ettiyse sonuca varmışız demektir. Varlığımızın bir olguyu tam anlamıyla kullanılabilir bilgi haline getirebilmesi için, karar ile şuur dışında biriktirilen tecrübelerin ölümden sonra yüksek tesirlerle şuur altımıza aktarması gereklidir.

Gövde bilgiler ise bizim birebir yaşamak mecburiyetinde kaldığımız eprövlerin bilgileridir. Unutmayalım ki eğer bizler durmadan aynı tip eprövlerin içinde başrol oyuncusu oluyorsak, o olaydan almamız gereken bilgiyi bir türlü alamıyoruz demektir. Ve bunun sonucu olarak aynı tip olaylar daha da kabalaşarak üzerimize gelmeye devam ederler. Bu ne yazık ki şanssız veya bahtsız olduğumuzdan değil uyurgezerliğimizin bir sonucudur.