Bilinmeyen Öğretmen G.I. Gurdjieff - John G. Bennett

Bilinmeyen Öğretmen G.I. Gurdjieff - John G. Bennett

                                                           

Doğu ve Batı'nın derinlemesine harmanlandığı, kişinin ortamın Asya'ya mı Avrupa'ya mı özgü olduğunu ayırt edemediği çok az yer vardır. Bu kaynaşmanın hiçbir zaman son Osmanlı Sultanı'nın yeğeni ve aynı zamanda Hristiyan ve İslami geleneğin derin bir öğrencisi olan Prens Sabahattin'in Kuruçeşme'deki evinde olduğu kadar gerçekleştiğine tanık olmadım.

Gurdjieff ile ilk defa 1920 yılının sonbaharında orada tanıştım ve hiçbir ortam bunun için bu kadar uygun olmazdı. Gurdjieff'de sadece Doğu ve Batı birleşmez. Aralarındaki farklar da ırk ve dinsel ilke ayrımı gözetmeyen global bir bakış ile yok edilir. Bu benim ilk ve en güçlü izlenimlerimden biri olarak kalmıştır.
Kafkaslardan gelen bu Yunanlı, Türkçe'yi saraya yakın bir çevrede doğup büyüyenlere özgü saflıktaki bir aksan ile konuşuyordu. Görünüşü, Türkiye gibi insanın pek çok sıra dışı tipe rastlayabileceği bir yere göre bile oldukça çarpıcı idi. Kafası traşlı, büyük siyah bıyıklı, gözleri bir an soluk, bir an ise tamamen siyah idi. Boyu ortalamanın altında olmasına rağmen kuvvetli bir fiziksel gücü olduğu izlenimini veriyordu.


Prensin kendisini savaştan önce (I. Dünya Savaşı) tanıdığı anlaşılabiliyordu. Fakat bana daha evvelki toplantıları ile ilgili bir şey anlatmadı. İpnotizm hakkında ve Sabahattin ile benim daha yüksek boyutlardaki bilgiyi ipnotizma yolu ile belirli bir ipnotik halde alınıp alınamayacağı üzerine teşebbüslerimizi konuştuk. Çok çabuk anladık ki bizler bir üstat ile konuşan amatörlerdik.

Konuşmanın daha sonra nasıl devam ettiğini hatırlamıyorum. Aklımda canlı olarak kalan bir sonraki görüntü ise Pera'da büyük bir odada Gurdjieff'in 20 kadar öğrencisinin, beyaz elbiseleri ve ışık tayfı rengindeki kuşakları ile karmaşık bir jimnastik alıştırması görünümündeki tapınak danslarını prova çalışmaları idi. Evvelce Mevlevi ve Rufai dervişlerinin danslarını ve ritmik hareketlerini görmüş ve anlamaya çalışmıştım. Bunlar birçok batılı gözlemcinin düşündüğü gibi geçici bir trans ve kendinden geçme hali sağlamaya yönelik olmayıp onları uygulayanlarda kalıcı bir değişim sağlamayı amaçlıyordu. Fakat burada Gurdjieff'in hareketlerinde gördüklerim evvelce izlediklerimin ötesinde bir şeydi.


Daha sonra, onun öğrencilerinden biri olan tanınmış Rus filozof ve yazarı P. D. Ouspensky ile tanışıp ondan "sistem" hakkında bir şeyler öğrendim. Ouspensky, Gurdjieff öğretisinin insan ve evren ile ilgili olduğunu söylüyordu. Sadece teşvik edici kavrayış anlarına ulaşmama rağmen, bu beni, bilimde, felsefede ya da dinde bulamadığım "Hayatın içerisinde çabalamaya değecek olan nihai şey nedir?" sorusuna cevap olabilecek sıra dışı bir şey bulduğum konusunda ikna etmişti.


Bir veya iki yıl sonra Ouspensky ile tekrar Londra'da buluştum ve Gurdjieff'in sistemi hakkındaki konferanslarına katıldım. Kapsamlı ve inandırıcı bir dünya görüşü kazanabilme konusundaki umutlarım gerçeğe dönüşmüştü. Gurdjieff'in temel öğretisinin, kişinin kendi çalışmaları ile farkında bir benlik yaratmadığı sürece yabancı ve önemsiz dış kuvvetlerin aciz bir oyuncağı olarak kaldığını anlamaya başladım. Bir süre sonra Gurdjieff'in kendisi ile Paris yakınlarındaki Chateau du Prieure Fontainebleau'da kurduğu "İnsanın Uyumlu Gelişimi Enstitüsü'nde" karşılaşma fırsatı buldum. Orada kaldığım sürede Gurdjieff'in öğretisine olan kuramsal inancım, pratikte bir tecrübeye dönüştü.


O zamandan beri çok yıl geçti ve ben öğrenmeye devam ettim. Bu bir otobiyografi olmadığından kendimi bu anlatımın dışında bırakarak Gurdjieff ve öğretisinin bugün nerede durduğuna bakmaya çalışalım.


Gurdjieff’in öğretisi tüm dünyaya yayılmıştır. Öğrettiği metotlara göre çalışan büyük ya da küçük grupların bulunmadığı pek az ülke vardır. "All and Everything" başlığı altında öğretisini ve pratik metotlarını anlattığı bir seri kitap yazmıştır. Bunlardan ilki Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya'da "İnsan Hayatının Nesnel ve Tarafsız Bir Eleştirisi” veya “Beelzebub'un Torununa Hikayeleri" başlığı altında yayınlanmıştır. Şüphesiz şimdiye kadar yazılan kitaplar içinde en sıra dışılarından biri olan bu kitap, insan ve onun kaderi ile ilgili yorumları ile sadece Batı değil Doğu'da da geçerli olan bugünkü düşünüş ile mutlak bir ayrılık halindedir.


"İnsan kendini, yaptığı buluşlarla yok etmek istemiyorsa tabiatını değiştirmelidir." demeyi seviyoruz. Gurdjieff'in yazdıkları haricinde uzak bile olsa bu tür bir değişimin gerçekte nasıl olacağını ortaya koyabilen bir öğreti göremiyorum. Ne yapılması gerektiğini söylemek kolaydır. Fakat tüm dünya yapılması gerekenin nasıl yapılabilme imkanı olarak dönüştürülebileceğinin gösterilmesini beklemektedir. Yapılabilir olan bütün önemliler, Gurdjieff tarafından basit, somut terimlerce ifade edilmiştir.

İnsanın iki katmanlı bir kaderi vardır. Çevresinin aciz bir kölesi, dışsal etkiler tarafından kontrol edilen bir makine olmak, ki görünüşteki hayatı bir başarı ya da başarısızlık olsun günümüz insanı böyledir. Veya kaderini belirleyen, yani manası kendi hayatını içeren zaman ve mekanın ötesine geçebilen hür bir varlık olmak. Seçim insanın kendi elinde: özgürlük veya kölelik, hayat veya ölüm. Her iki şekilde kozmik bir amaca hizmet eder fakat ilkinde bir hayvan ya da bitkiden fazla farkı olmayan kişisel bir yazgı ile kendi bilmediği amaçları için önemsiz bir enerji dönüştürücüsü olur. Yalnız kendi özgürlüğünü yarattığı zaman tam bir insan olarak var olmuş olur.


İnsan için iki yazgı, yani yaşayabileceği iki dünya vardır. Gerçek mutluluk sadece ikincisindedir, fakat buna erişmek için mücadele etmeli, ıstırap çekmelidir. Bu mücadele ve ıstırap sadece kendi doğasında bir arınma sağlamak için değil, kalıcı ve radikal bir değişim içindir. Bu değişim, insanda fiziksel bir bedenden ayrı olarak ikinci bir bedenin doğuşu ve gelişimi ve nihayet üçüncü bir bedenin oluşumu ile somutlaşır. Bu "yüksek bedenler" bireyselliğin ve özgür iradenin merkezleridir. Enerjinin dönüştürülmesi ile doğar ve gelişirler; maddeseldirler ve maddesel olana tesir etme gücüne sahiptirler.


Bir kez bu temel düşünce kavranılıp kabullendiğinde tüm değerler değişir. Bireyin önemi, nihai yetkinliğe ulaşma yolunda geldiği seviye ile ölçülmeye başlanır. İnsanın kendi çabasıyla ortaya çıkan bu mükemmellik, dünyanın umududur: Diğerleri onda güç ve köleliklerinden kurtuluşu bulacaktır. İnsanın bu iki yönlü kaderini anlamak, tüm değerler sistemini tüm insan ilişkilerini değiştirmelidir. Kölelerin elindeki gücün tezatlığı ortadadır. Şu noktadan; gerçek değerini esas alan; doğumsal tesadüflere, mülkiyete ya da zihin veya vücuda yapılan kişisel ithaflara dayalı olmayan doğru bir toplumsal düzen oluşacaktır.


Sadece insanın mücadelesinin amacını göstermekle yetinmeyen Gurdjieff bu mücadeleyi kazanmanın yol ve metotlarına daha çok ilgi göstermiştir. Onun öğrencileri sadece nasıl yaşanması gerektiğini değil nasıl var olunması gerektiğini de öğrenirler.


Nihai olarak tüm geleceğe dair umutlar bireye bağlıdır. İstatistiki insan veya kitleler içindeki insan olasılıklar kanununun çaresiz bir kölesidir. Hiçbir şey yapamaz ve hiçbir umudu yoktur. Şu anki sorunumuz insanın bir birey olarak yolunu kaybetmiş olmasıdır. Umutlarını bile nereye yönlendireceğini bilememektedir. Tüm bunların farkında olanlar Gurdjieff'in söyleyeceklerine ciddi olarak kulak vermeye hazır olabilir.

Gurdjieff International Review