Anı Yaşamak ve Anda Kalabilmek

Anı Yaşamak ve Anda Kalabilmek

Zaman yalnızca biz insanların hissettiği gibi lineer olarak akan ve aynı eski bir saatte olduğu gibi bir saniye sonrasında diğer saniyenin tıkladığı sıralı bir olgu değildir.

Tamamen enkarne olduğu mekanın şartlarına ve icaplarına uyan, maddenin titreşimlerine paralel bir yoğunluk gösteren tam şuurlu bir olgudur. Aslında maddenin ruhla tanışmasıyla birlikte hem maddenin hem de ruhun yol arkadaşıdır.

Buradan da anlaşılıyor ki, kendi realitemizi geliştirdikçe, zaman anlayışımız ve hissiyatımız da o nispette gelişecektir. Ve gerçekten de böyle olmaktadır. Dünyanın çeşitli yerlerine yani mekanlarına gittiğinizde çok çeşitli zaman hisleri karşılaşırsınız. Kimi yerde zaman geçmek bilmez. Aslında bu his, birim zamanda madde deneyiminin azaldığı mekanlarda oluşur. Saatin saniyeleri yine aynı hızda tık tık eder ancak muhatap olduğumuz madde ve mekan olayları o saatin her bir tık ve tık arasında çok daha azdır. 


Sakın yanlış anlaşılmasın ki, dünya üzerinde az önce bahsettiğimiz zamanın yavaşlığı o mekanların teknolojiyi az kullanmasının sonucu değildir. Yalnızca oraya doğan varlıkların şuur ve tüm şuur alanlarının faaliyetlerinin hareketliliğinin az olmasından ve gerçekte de o varlıkların ruhsal gelişimleri sebebiyle zaten böyle bir mekana ihtiyaç duymasından kaynaklanmaktadır. Şunu fark edelim ki, tüm insanlar ihtiyaçları doğrultusundaki zaman ve mekana doğarlar ve eğitimlerini orada sürdürürler.

Bu tam bir sarmaldır. Mekanın titreşimini yani mekandaki maddenin titreşimini enkarne olmuş olan ruhsal varlık arttırır, zaman buna paralel olarak hızını attırır, birim zaman da daha çok olayla haşır neşir olan insan yani doğmuş olan ruh varlığı titreşimini ve realitesini yükseltir ve bunun sonucu olarak da daha yüksek titreşimli bir mekana tekrar enkarne olur ve o mekanda sağlamış olduğu ruhsal gelişimle tekrar mekanın titreşimini arttırır. Bu şekilde gittikçe insan birim zamanda daha çok şey yaşamaya ve bunları anlamlandırmaya başlar.

Buna en güzel örnek saniyede duyu organlarımızdan beynimize gelen 400 milyar veriden biz yalnızca 2000 kadarını işleyebiliyor olmamızdır. Ancak şuursal yapımızı arttırdıkça ve direnç mekanizmalarımızı yıktıkça işte bu birim zamanda işlemiş olduğumuz veri sayısı da artmakta ve tekamül yolunda gittikçe sarmalımız kendi kendini hızlandırarak şuursal yapıyı yükseltmektedir. Bu nereye kadar gider?

Bu sarmal maddenin en ince yapılarına kadar yani yarı süptil ve hatta süptil madde yapılarına kadar devam eder. Dini metinlerde de cennet bahsindeki kişinin istediği an istediği şeyin olması, herhangi bir aktiviteyi yaparken hiç yorulmadan yalnızca istemesinin yani imajine etmesinin yeterli olması işte o maddelerin artık titreşimlerini çok yükseltmiş olmasının ve ona adapte olabilen bu dünya okulunu bitirmiş yüksek seviyeli insanları anlatmaktadır. Zaten bu dünya okulundan sonra geçilecek olan ara vasat sevgi alemi de diyebileceğimiz yukarıda bahsettiğimiz cennet alemidir.

Bu dünyadan örnek vermeye devam edersek ermişlerin tayi mekan dedikleri de bu zaman ve madde titreşimini kullana bilme kudretidir. Ancak böyle bir şeyi yapabilmek için hem şuursal bütünlüğümüzün yüksek olması hem de kullanmış olduğumuz maddenin yani vücudumuzun titreşiminin yüksek olması şarttır. Daha da basit bir inceleme yapacak olursak rüyalarımız bu dünyanın birim zamanında çok daha fazla olayla haşır neşir olduğumuz yarı süptil maddeler kullanılan zaman dilimidir. Yöntemi de dünyanın düşük titreşimli maddesine bağlı olan şuur alanlarımızın bağlarını belli bir süreliğine gevşetmesi ve hatta büyük oranda kesmesi ve bu dünya zamanı ile kısa bir sürede ancak yarı süptil alemde yeteri kadar uzun bir süre oluşturarak yaşanması gereken senaryoyu yaşamaktır.  

Yüksek şahsiyet vazifeli ruh varlığı Muhammed peygamberin dünya zamanı ile gözün açılıp kapanıncaya kadar olan zaman diliminde yapmış olduğu miraç hadisesi de an içerisinde kendi şuur alanında zamanı yavaşlatıp medyonomik bir kayış ile yapmış olduğu tecrübenin yalnızca biz insanlara aktardığı kadarıyla bildiğimiz bölümüdür. Burada belirtmekte fayda vardır ki, böyle bir tecrübe rüya ile kıyaslanmayacak şuursal ve titreşimsel farklılıklar göstermektedir. Seviye olarak çok daha yüksek bir tecrübedir.

Bu örneklere paralel olarak biz gelişmekte olan insanlarda kendi öz varlığımızın beklediği şuurlu tecrübeler nasıl olabilir, diye kendi kendimize sora biliriz. Yaşam içindeki uygulamalı medyumluğun son evresine has bir tecrübe olan anı yakalamak ve şuurlu bir şekilde anda kalabilmek bize birim zamanda çok geniş tecrübe ve bilgiler aktarmaktadır. Bu disiplinli bir çalışmanın sonucu elde edile bilinecek çok önemli yaşamsal medyumluğun bir meyvesidir. Tek bir yazıda ve hatta okuna bilecek tek bir kitap ile kazanılabilecek bir yeti olmamakla birlikte şuurların hazır olması ile de çok kolay kazanıla bilinecek ve kullanıla bilinecek bir yöntemdir. Bu safhaya gelebilmenin yöntemleri şunlardır:

 

Disiplinli düşünmek.

Tüm etik değerlere bahanesiz sahip olabilmek.

Maddi ve manevi iradenin güçlendirilmesi.

Yalan söylememek (özellikle kendine).

Kendini ve anı fark etmek.


Gelene düşünceleri ve sonucundaki hareketlerimizi fark edip kendimizi organize etmek.


An içerisindeki imajinasyonlarımızı günlük hayat içerisinde fark etmek, kontrol etmek ve davranışlarımızın sebebi olan bu imajinasyonlarımızı durdurabilmek ve düzeltebilmek.

İşte bu sayede geçmişten gelen kendimizin kaynak olduğu tesirleri ve imajinasyonları kontrol edebilir ve düzelte biliriz. Ayrıca geleceğimizin de şuurlu mimarları oluruz. Bu sayede hayat içerisinde “Bu benim başıma neden geldi, hiç şansım yok, zaten hep bu dertler de beni bulur,” gibi düşüncelerle muhatap olmaz ve titreşimimizi hızlı bir şekilde yükseltir ve hatta yukarıda bahsettiğimiz sarmal döngüyü hızlandırırız.