Mitoloji, Devreler ve Değişime Doğru

Mitoloji, Devreler ve Değişime Doğru

“Uygarlığın gidişini etkileyen, onları tekamüle, gelişime zorlayan fakat bazen çöküşe yönelten kader tekerleği” olarak tarif edilen devre-siklus, burçların devresel olarak hareketi, gelişimde genel iniş ve çıkış, ebedi dönüş olarak da bilinmektedir.

Devre kelimesinin Türkçesi "çağ, dönem"dir ve "siklus" olarak da bilinmektedir. Geçmişten günümüze çeşitli ekoller dünya gezegenini bir eğitim mekanı olarak görmektedirler. Varlıkların gelişimine devam ettikleri bir okulda denilebilir. Her eğitim sisteminin olduğu gibi bu okulunda bir başlangıcı ve bir dönem sonu vardır. Öğretimin son bulması, o devre içinde uygulanan eğitimin son bulması yani bir devrenin bitmesi demektir.  Gelişime bağlı bir ayıklanma sonunda yeni bir devre başlar ve tekamül süreci helezon şeklindeki gelişimini sürdürür.

Çeşitli gelenek ve dinlerde bu değişim noktalarına muhtelif isimler verilmiştir. Batı ezoterizminde, Yunan-Latin kültüründe başlıca dört devre bilinir; Altın, Gümüş, Tunç ve Demir çağları. Hint'te Vedantik okula göre bu devrelere Yuga ismi verilmiştir."

Günümüzde artık fiziki evreni incelememiz, gözlemlememiz ve buradan yola çıkarak ilkesel bazı sonuçlara varma imkanımız geçmiş zamanlara göre oldukça artmıştır. Bu gözlemlerimiz sonucunda evrenin her alanında ve doğada bir devresellik görürüz. Mikrokozmoston, makrokozmosa kadar, en küçük atomdan sistemlere, galaksilere kadar devresellik incelenen geniş bir alandır. Çok kolay makro bir örnek: Dünya kendi ekseni etrafında dönerek günleri oluşturur. Aynı zamanda güneşin etrafında döner ve mevsimler oluşur. Güneş hem kendi etrafında hem de Samanyolu galaksisi içerisinde belirli hız ve devirle döner. Samanyolu galaksisi de aynı şekilde kendi etrafında döner ve aynı zamanda evrende belirli bir yöne doğru yol almaktadır.

Eski geleneklere göre Dünya çeşitli devrelerden geçerek bugün sonlarına geldiğimiz "Demir Çağı"nı yaşamaktadır. Demek ki devirler vardır ve bu devirlerden geçerek sonsuz olan ruhsal gelişime devam edilmektedir. Bu sonsuz yolculuk Dünya'nın bütün varlıklarıyla beraber sürdürülen bir yolculuktur. Bu serüvenin uzay gökcisimleri ve onların devirsel hareketleriyle de önemli bir ilgisi vardır.

Güneş her yıl Zodyak’ın etrafını tümüyle dolaşır ve başladığı yere, ilkbahar noktasına geri döner. Ve her yıl aynı süre içinde aynı noktaya biraz geç gelir. Bunun bir sonucu olarak ekvatoru bir önceki yılda geçtiği Zodyak burcunun derecesinden biraz altında geçer. Zodyak’ın her burcu otuz dereceden oluşur; güneş her yetmiş iki yılda bir derece yitirdiği için bir burcu yaklaşık 2160 yılda ve tüm Zodyak kuşağını ise 25,920 yılda geri giderek geçer. (Otoriteler bu süre konusunda tam bir antlaşma içinde değildir). Bu geri harekete ekinoksların presesyonu denir. Yani Büyük Güneşsel veya Platonik Yıl denilen bu 25,920 yıllık süre içinde on iki burçtan her biri ilkbahar noktasında yaklaşık 2160 kalarak yerini kendinden önceki burca bırakır.

Güneş’in bir Zodyak takımyıldızındaki gerileyişini tamamlaması için gereken 2160 yıllık döneme genellikle çağ denir. Bu sisteme göre Güneş’in ilkbahar ekinoksunda yükseldiği burç, çağa ismini verir. Boğa Çağı, Koç Çağı, Balık Çağı ve Kova Çağı terimleri buradan gelmektedir. Bu dönemler veya çağlarda dini tapınma söz konusu burcun biçimini alır ve Güneş’in tıpkı tinin bir bedene girmesi gibi bir kişiliğe girdiği rivayet edilir. Bu on iki burç Güneş’in göğüslük zırhındaki mücevherlerdir ve ışığı tek tek bu mücevherlerden parlar. Bu sistemi düşündüğünüzde dünya tarihinin farklı çağlarında dinlerin neden faklı semboller benimsediklerini kolayca anlarız.

Yunan mitolojisi de Hint bilgeliğinde olduğu gibi çağlar 4 ana başlık altında toplamıştır. Bunlar Altın, Gümüş, Bronz ve Demir çağlarıdır. Yunan Dünyası'nın Homerostan sonraki önemli şairi Hesiodos (M.Ö. 8. yy.) insanların yaratılışı ve çağlar hakkında birçok söylevler yazmıştır. Muhtemeldir ki bu sözleri antik ‘Yunan ezoterizmi’nden yorumlayan Hesiodos'a göre insanlar daha fazla teknoloji elde ettikçe değerleri bozuluyordu. Bu nedenle son derece basit yaşam süren ilk ölümlülerin Altın Irkı, Zeus'un yarattığı bütün ırkların en onurlusu, en mutlusuydu.

Şimdi Hesiodos'a kulak vererek Yunan Mitolojisinde sözü geçen devirler hakkında bilgi edinelim:

"Olympos Dağının efendisi, ölümsüz tanrıların babası Zeus aynı zamanda insanların da babasıydı. Tahıl veren Dünyada yaşamış olan ilk ölümlüler kuşağı Altın Irk olarak biliniyordu. Bu ölümlülerin gönülleri de, işleri de saftı. Hem kendileri gibi insanlara, hem de ölümsüz tanrılara saygı gösterdiler. Buna karşılık ölümsüzler de onları sevdiler. Çünkü birbirlerine dürüst davrandılar. Ne yazılı yasalara ne mahkemelere ne de cezalara gerek duydular. Serbestik, güvenlik, barış içinde dertsiz, rahat yaşamlar sürdürdüler. Korku, keder, ağır işlerin yaşamlarında yeri olmadığından geçen yıllar görünüşlerini bozmadı ya da kuvvetleri azaltmadı. Yaşlılık, saygı ve minnettarlık gördü.

İklim Altın Irka sıcaklık, güzellik sağlayarak, sonsuz bahar yaşatarak sevecen davarandı. Ölümlüler barınmak veya örtünmek için çalışmak zorunda kalmadılar. Akan nektarlar, süt, ırmaklarını oluşturdu. Bodur meşe ağaçlarının yaprakları bal damlattılar. Çevrelerinde bol bol yetişen tahıllarla meyveleri toplayarak şölenler düzenlediler. Sulak, yeşil çayırlarda sığır, koyun sürülerini serbestçe güttüler. Güneşte pırıl pırıl çiçeklenen yabani çiçeklerin, gece gökyüzünde parlayan yıldızların keyfini çıkaracak zamanları da, istekleri de vardı.

Altın Irk'ın halen sahip olduğundan daha fazlasını elde etme gibi bir dileği yoktu. Ne aç gözlü, ne saldırgandı. Bu ölümlüler kendi ülkelerinin sınırlarının ötesinde ne olduğunu keşfetmek amacıyla gemiler yapmadılar. Öteki insanları tehdit etmediler. Buna karşılık hiç kimse de onları tehdit etmedi. Şehirlerinin çevrelerine savunma duvarları inşa etmek gereğini duymadılar.

Yaşadıkları gibi huzurlu öldüler. Ölüm onlara tatlı bir uyku gibi geldi.Vücutları toprağa karıştıktan sonra ruhları bulutlara gizlenmiş halde ülkenin üzerinde gezindi. Canlıları tehlikeden korudular. Onlara nasıl dürüst bir yaşam süreceklerini öğrettiler."

Hesiodos'un bundan yaklaşık 2800 yıl önce anlatmaya çalıştığı gibi Altın Çağ her halde insanların bir ütopya olarak peşinde koştukları çağ olsa gerek. Tam bir barış, eşitlik ve huzur dönemi. Bu konuda ezoterik bilgiler şunları aktarıyor;

"Altın Çağ: İlahi İrade Yasaları'nın ve İlahi Disiplinler'in, enkarne varlıklar tarafından en doğal biçimde, kimsenin kimseye yol göstermesine gerek kalmadan kullanıldığı çağdır. Dünya cennetinin var oluşu, tam 'kendini bilme' devri..."

Yunan Mitolojisinde Gümüş Devri için ise şunlar söylenmiştir;

"İlk kuşak öldüğünde Zeus, ikinci kuşak ölüleri yarattı. Bunlar gümüş Irkı'ydılar. Altın Irktan çok daha az erdemliydiler. Vücutları geçen zamanla olgunlaşsa da Gümüş Irk, ruhça çocuk kaldı. Yüzyıl boyunca her çocuk öteki insanların dostluklarından da öğretiminden de uzak evde annesiyle birlikte kaldı. Bu süre boyunca da ölümlüler, yaşamlarını sadece çocuksu zevkleri kovalamaya adadılar.

Sonuç olarak; Gümüş Irkta yetişkinlerin yaşamları kısa ve mutsuzdu. Birbirlerine nezaketle, hoşgörüyle davranmayı asla öğrenemediler. Bencil davranışları adaletsizliğe, savaşa neden oldu. Ölümsüz tanrıları saymadılar. Onları memnun etmek için hiçbir çabaları olmadı.

Gümüş Irk ne tanrılara ne ölümlülere saygı gösterdiğinden Zeus onlara kızdı. Tanrıların ve ölümlülerin babası, iklimi sonsuz bahardan kışın dondurucu soğuğu ile yazın kavurucu sıcağı arasında değişen dört mevsime çevirdi. Kayalarla, gölgeli ormanlık alanlar havadan yeterli korunmayı sağlayamayınca Gümüş Irk ilk evleri inşaa etti.

Yiyecek şimdi o kadar bol değildi. İnsanlar öküzleri çiftler halinde biraraya getirip tarlalarını sürdüler. Önce darı tohumlarını ekmek, sonra da olgunlaşmış başaklarını toplamak için ekim mevsiminde her gün didindiler. Zeus, onların dünyadaki yaşamlarını erkenden sona erdirdi. Vücutları toprağa karıştığında ruhları yeraltına indi."

Ezoterizmde Gümüş Çağ ile ilgili ifadeleri şöyle:

"Gümüş Çağ: Altın Çağdaki dünya cenneti var olmakla beraber, enkarnasyonun farklılıkları orijindeki enerjiyi kaybetmelerine sebep olduğundan, ruhun kusursuzluk düzeyi aşağılara doğru çekilir. Kendini bilme hususunda bir ince sis perdesi şuuru sarmıştır. Dış etkilerin az miktarda da olsa izleri görülür."

Hesiodos'u dinlemeye devam edelim.

"Daha sonra tanrıların ve ölümlülerin babası Zeus, silahları, aletleri tunçtan olduğu için Bronz Irk olarak bilinen üçüncü ölümlüler ırkını yarattı. Bu ölümlüler Gümüş Irktan daha aşağılıktılar. Çünkü çok acımasızlardı. Tanrıların içinde en çok savaş tanrısı Ares'i sevdiler. Kılıçla yaşadılar. Kaba kuvvetleri onları güçlü yaptı. Ancak kalpleri en sert kaya kadar tepkisizdi.

Bronz Irk üyeleri güçlerine kuvvetlerine rağmen genç öldüler. Sonsuz şiddet ve savaş yüzünden kendi üzerlerine kara ölümü çektiler. Vücutları toprağa karıştığında gölgeleri karanlığa, kasvetli yeraltı dünyasına indi. Arkalarında iyi anılmalarına değecek bir şey bırakmadılar."

Yunan Mitolojisinde Bronz Çağ Hint bilgeliğinde Bakır Çağı olarak geçmekte ve ezoterik bilgilerde şu şekilde anlatılmaktadır.