Okültizm

Okültizm

 OKÜLTİZM kelimesinin Türkçe karşılığı “gizli bilim, gizlicilik” olarak ifade edilmektedir. Gizlibilimler denilince, eski geleneğin devamını sağlayan ezoterik (batıni) doktrin anlaşılmaktadır. Ezoterik, batıni kelimesi “yalnızca bağlı olanlar tarafından anlaşılan” şeklinde ele alınmalıdır. Örneğin bir mezhep, bir tarikat bütün bildiklerini herkese açıklamıyorsa ezoteriktir. Bu gizli tutulan şeylerin açıklandığı kimselere de inisiye (başlayan, isteyen anlamında, mürit) derler. Aynı bilimlerde bu sırlara da “arkan” adı verilmektedir.


Okültizm konularını sizlere sunarken yararlandığımız başlıca kaynak, okültizmin Balzac’ı olarak da nitelenen büyük araştırmacı, Fransız okültisti Papus’tür (Dr. Gérard Encausse). Kendisi 1865-1916 yılları arasında yaşamış olup bu konuda insanlığa çok yararlı pek çok eser bırakmıştır.


Okültizmi daha iyi anlayabilmemiz için, onun nasıl oluştuğunu bilmemizde yarar vardır. Geçmiş zamanların büyük düşünürleri, fikirlerini mükemmelleştirmek amacıyla, dünyamızda doğmuş büyük medeniyetlerden ve özellikle de Eski Mısır gizemlerinden büyük ölçüde yararlanmışlardır. Bu antik çağ uygarlıklarında bilim başlıca iki ana kısma ayrılırdı:


1. Fiillere dayanan MADDİ kısım;

2. İlkelere dayanan FİKRİ kısım.

Bu ikisi arasında, birinden diğerine geçiş mahiyetinde SAYISAL bir kısım vardır ki bu da “Kanunlar”a dayanır.

***

Görülüyor ki her bilimin fizik bir kısmı, metafizik bir kısmı ve matematik bir kısmı vardı. Metafizik kısım olmadan bilim, ölü şeylerin sayılması olurdu. Metafizik tüm bilimlerin yaşayan ruhuydu. Buna karşılık fizik kısım da olmasaydı, bu kez fikri kısım sadece hayali bir safhada kalır, dünya gereklerine uygun bir bilgi haline gelemezdi.


Bu üç unsura da sahip olan bilim gerçek bilimdi. Buna EKSİKSİZ BİLİM, TAM BİLİM denirdi. Tez (fizik), antitez (metafizik) ve sentez (matematik) bu TAM BİLİM’i meydana getiren üç ana unsurdu.


Fizik ve metafizik akımların kullanılması, ancak sentez ile mümkün olabilmekte ve bu da uzun ve zorlu bir çalışmayı gerektirmekteydi. Mabetlerdeki gizli mistik çalışmalar sayesinde elde edilebilen bir beyin dinamizmi bu çalışmalar için zorunluydu.


Çok sonraları barbarların istilasını takip eden devirlerde, Batı dünyasının Orta Çağ gizemciliği boyunca süregelmiş ağır tempolu zihinsel gelişimi, en sonunda selameti, bu her problemi üç cepheden de inceleyen eski sentezlere başvurmakta buldu. İstanbul’un Osmanlıların eline geçmesi bu çağı kapadı. Araplar da Batı alemine yayılmaya başladılar.


15. ve 16. yüzyıllarda bir kısım bilim merkezleri ve okullar, çalışmaların fizik tarafına eğilim gösterdiler. Çünkü bu onlara hem daha kullanışlı geliyor hem de daha az yorucu ve kısa bir çalışma gerektiriyordu. Böylece, insanlığa ait bilimlerin tüm kollarında ayrılıklar baş gösterdi. Fikri kısım teolojik öğretim merkezlerine çekilirken, maddi kısım da tıp üniversitelerinin ve sanat hocalarının malı oldu.


Zamanla gerçek çalışmaların ve yüksek bilgilerin tümü OKÜLT BİLİMLER adı altında karanlığa itildi.  Okült bilimler “pozitif” olarak adlandırılan tüm bilimlerin gerçek ilkelerini ve bütün felsefesini kendinde saklamaktadır. Ve ne zaman ki bu sözü geçen bilimler -ki aslında gerçek bilimin kırıntılarıdır- kendilerini bütünlemek ihtiyacı duyacaklar, o zaman kendi esaslarını okültizmde aramak zorunda kalacaklardır.


Bilimlerin iki bölümü arasındaki bu ayrılık toplumlarca da benimsendikten sonra, resmi öğretinin yanı sıra daima bir gizli öğreti de nesilden nesile, inisiye toplulukları tarafından aktarıldı. Bu gizli öğretinin gayretleri, eski TAM BİLİM’in yeniden inşa edilmesi yönündeydi ki bu da “sentez”den kaynaklanıyordu.


Mabetlerin en gizli bölümlerinde saklı tutulan bu “sentez”, bilimlerin açığa vurulmayan gerçeklerini kendi bünyesinde bulunduruyor ve ilkeleri saklamaya yarayan işaretler ve hiyeroglifler kullanıyordu. Bu da OKÜLT BİLİMİ adını almaktadır. Okültizm, pozitif bilimlerin yerini alıcı değil, onları tamamlayıcıdır. Büyük sayıda fenomenin teorisi ve pratiğine sahiptir ki bunlardan günümüzde yalnızca manyetizm ve spiritizmi görmekteyiz. Oysaki bu araştırmalar çok daha geniştir: Nekromansi (ruhlara danışarak gelecek hakkında insanın kaderini öğrenme), Kabala (Yahudi mistisizmi), Maji (büyü-sihir), Alşimi (simya bilimi), Astroloji (yıldız bilimi) bu çalışmaların başlıcalarıdır.


Okült çalışmalarda eski geleneklerin öğrenilmesi ve öğretilmesi esastır. Bu gelenek ve bilgiler başlıca üç esasa dayanmaktadır:

1. Tek Tanrı fikri,

2. Tekrardoğuş,

3. Tekamül.

Bu esaslar üzerine inşa edilmiş inceleme ve araştırma konuları şöyle sıralanabilir:

·    Ölüm ötesinde ve berisinde ne vardır?

·    Nereden gelip nereye gidiyoruz?

·    Şu dünyadaki hayat tarzımız ne olmalıdır?

·    Bunun için makul bir ölçü var mıdır?

·    Kendi kendimizi ıslah edebilir miyiz?

·    Doğa kuvvetlerinden yararlanmayı nasıl başarırız?

·    Ölüm ötesi alemlerin yasaları nelerdir?

***

OKÜLTİZM bu soruların en doğru ve kesin cevabını verdiğini asla iddia etmez. Bu bir çalışma aracıdır, bir inceleme aracıdır ve eğer bir öğretmen öğrencilerine mutlak gerçeği yakaladıklarını söylüyorsa, bu sadece ve sadece kibir ürünü boş bir aldanmacadan ibarettir. Okültizm, genelde içimizde doğan bazı soruları çözümünü gösterir. Bu soruların neler olduğunu yukarıda görmüştük. Elde edilen sonuçlar, daima yoğun ve derinlemesine bir deney ve gözlemin sonucu olmalıdır ve bunların, mutlak gerçeğin ta kendisi olduğu hiçbir zaman iddia edilmemelidir. Bu aşamada okültizmi iki safhada ele alabiliriz:

1. Geleneklerin temelini oluşturan “değişmez kısım” ki buna, hangi çağda yaşamış ve hangi köke bağlı olursa olsun, tüm hermetistlerin yazılarında rastlanır.

2. Okültistin tamamen kendi özel araştırma ve yorumlarına dayanan “kişisel kısım”.

Değişmez kısmı da üç ana noktada inceleyebiliriz:

1. Kainatın tüm planlarında mevcut fiilin esası olan “Üçlü Birlik” (Tri-Ünite) Kanunu’nun varlığı.

2. Görünen ve görünmeyen kainatın tüm kısımlarını birbirine sıkıca bağlayan “ilişkiler”in varlığı.

3. Görünür alemin ikiz kopyası olan ve varlığının başlıca etkenini oluşturan “görünmez alem”in varlığı. Bu noktada, kainatta mevcut görünmez varlıklar, tabiattaki ve insandaki okült güçler ve astral alem ile ilgili ezoterik bilgiler ele alınmaktadır.


Okültizm konusuna giriş şeklinde olan bu makaleyi bitirmeden önce okültizmin üç ana esasını şöyle sıralayabiliriz:

1. Tanrı İlkeler koymuştur.

2. Doğadaki tüm olaylar, bu İlahi İlkeler dahilinde meydana gelir.

3. İnsan doğadaki olaylarla İlahi İlkeler arasındaki orantıları (sayıları) tanımaya çalışarak yasaları araştırır.


   Not: PAPUS (Dr. Gérard Encausse) 13 Temmuz 1865’te La Coruna’da (İspanya) doğdu. Babası Fransız, annesi Valladolid yerli halkında bir İspanyoldu. 1869’da ailesiyle birlikte Paris’e yerleşti. Henüz genç bir tıp öğrensiyken hermetik bilimlere merak sardı. Okültizm konusunda dergiler yayınladı, topluluklar kurdu, konferanslar verdi. Yazılarında “Papus” takma adını kullandı. Bunu Apallonius’un Nuctéméron adlı eserinden almıştı. Üstadı Philippe adında bir kişiydi. Çalışmaları çok yoğundu ve tam diğerkamlık örneği oluşturuyordu. Birinci Dünya Savaşında cephede doktor olarak görev yaparken yakalandığı verem hastalığı, onu 1916 yılında bedenli yaşamından ayırdı.