Anahtar Sembolü

Anahtar Sembolü

“Mutluluğu arayan kişi bilmeli ki, gerçek mutluluğun kapısını açan anahtar, arzu edilen maddi değerlerin elde edilmesinde değil, başkaları için bulunulacak diğerkamca davranışlarda gizlidir. Ruha bu davranışların vereceği iç huzurunu ve mutluluğu hiçbir maddi servet sağlayamaz.” (Budizm)

 Etrüskler’de, Romalılar’da, Mitraik inisiyasyon tasvirlerinde, Hıristiyan tradisyonunda, Sufi tradisyonda, Simya’da, Dante sembolizminde, Bambara tradisyonunda ve daha birçok tradisyonda ve halk masallarında karşılaşılan bir semboldür.

   Sembolün anlamını ele almadan önce anahtarla ilgili şu iki hususu belirtmekte yarar var:

   1- Anahtarın her şeyden önce, açıcılık ve kapayıcılık işlevi vardır. Kişiye bir yerin, bir mekanın, kendisine ifşa ya da aşikar olmamış bir ortamın açılmasını sağlar. Bu ortam, bir mekan olabileceği gibi, içine girilecek bir hali de ifade eder. Kısaca kapalı olanın açılması, saklı olanın  bilinir hale gelmesi söz konusudur.

   2- Anahtar, onu taşıma yetkisine sahip olanda ya da o sorumluluğu taşıyandadır. Anahtarı elde etmek bir özgürlüğün edinilmesidir; çünkü ona sahip olmayan kişi, anahtarın açtığı kapıyla  girilebilecek ortama giremez ve o ortamın nimetlerinden, olanaklarından yararlanamaz.

 Anahtar kimi masallarda içinde bir hazinenin ya da değerli bir şeyin saklandığı bir kutunun ya da bir sandığın açılmasını sağlayan bir araçtır; kimi masallarda ise çözülecek esrarın, sırrın keşfini sağlayan araçtır.

   Tradisyonlardaki sembolizminde anahtarın, kapama fonksiyonundan ziyade açma fonksiyonu önem taşır. Sembol, Tasavvuf’ta, Tanrı’nın kelâmının tüm kapılarını açan dört dişli bir anahtar olarak karşımıza çıkar. Hıristiyanlıkta Peter’e göklerin melekutunun anahtarları verilmiştir. Dante’nin dünyasal cennet ve semavi cennet sembolizmlerinde görüldüğü gibi, Papalıkta da ikili anahtar sembolizmi vardır. İki anahtardan biri kraliyet olarak bilinen maddi otoriteyi, diğeri rahiplik olarak bilinen ruhani otoriteyi simgeler. Bir başka deyişle bir anahtar kişiye Yer güçlerinin kapılarını açar, diğeri semavi güçlerin kapılarını açar. Aslında Papalığın bu iki anahtarı, Papalığa sembolü Roma tradisyonundan miras kalmıştır. Sembol Roma’ya da Doğu Anadolu’dan göç etmiş olduğu sanılan Etrüskler’in inisiyatik tradisyonundan geçmiştir. Eski Roma’da, ruhların rehberi olarak da görülen çift yüzlü ilah Janus kimi zaman bir elde anahtar, bir elde asa ile, kimi zaman da altın ve gümüşten  iki anahtarla, yani her elde bir anahtarla tasvir edilirdi. Bunlardan gümüş olanı antikçağ inisiyasyonlarındaki küçük misterler aşamasında elde edilecek olanı, altın olanı ise büyük misterler aşamasında elde edilecek olanı simgelerdi.

   Aynı sembolizm yine Roma imparatorluğundaki, Anadolu kökenli Mitra inisiyasyonu tasvirlerinde görülür. Örneğin Zervan Akarana (sınırsız zaman) tasvirlerinde bir yılanın gövdesine yedi kez dolandığı dört kanatlı, arslan başlı adam, asanın yanısıra iki anahtar taşımaktadır. Burada gümüş anahtar, varlığın inisiyatik süreçte bazı misterlere vakıf olduğunu, fakat “Dünya okulu”nu henüz bitirmemiş olduğunu simgeliyordu; altın anahtar ise varlığın dünyasal tüm karmik gerekliliklerini ödemiş olduğunu, yeryüzündeki doğum-ölüm  döngüsünden çıkmasını sağlayıcı bir tekamül düzeyine geldiğini,  yani o varlığın artık dünyada reenkarne olmasına gerek kalmadığını simgeliyordu. (Fakat bu, tekamülünün bitmiş olduğu anlamına gelmez, okul değiştirme anlamına gelir.) 

   Sembole kimi masallarda, üç gizli  odayı  ya da üç sırrı açan üç anahtar olarak rastlanır. Bu anahtarlar üç farklı maddeden yapılmıştır. Üçüncüsü ya altın ya da elmastır. Her anahtar, varlığa yeni bir âlemin kapılarını açmaktadır. Saflaşmanın temsili olan birinci anahtar iç âlemin kapılarını (-ki bu kimi tradisyonlarda “yeraltı”na iniş kapısı olarak geçer-), ikinci anahtar psişik âlemin kapılarını, üçüncü anahtar ilhamın, vahyin kapılarını (-ki bu kimi tradisyonlarda Göğün kapısı olarak geçer-) açar.Üç anahtardan her birini elde ediş, inisiyasyonun üç temel aşamasından her birini tamamlayışa tekabül eder. Bunlar ezoterik tradisyondaki adlarıyla küçük misterler, büyük misterler ve hakiki misterler aşamalarıdır. Birinci anahtar birinci aşama sonunda edinilen değerleri, yani,“cehenneme iniş”  denilen deneyimi yaşamış insanın, teozofik deyişle negatif düşünce formlarından kurtulmuş, bir çocuk kadar saflaşmış, ruhçu deyişle, vicdani hesaplaşmasını yapmış, nefsaniyetini yenmiş ve artık imajinasyonunu, duygu, düşünce ve niyetlerini yönlendirebilir ve denetleyebilir duruma gelmiş olmasını simgeliyordu. (Artık, bir gün gerçekten ölmesi halinde, her varlığın  geçirmesi gereken ölüm-ötesi teşevvüşü kolayca atlatabilecektir.)  İkinci anahtar, ikinci aşama sonunda edinilen değerleri, yani, beden-dışı deneyimler yapabilme (teozofide astral seyahat) gibi birtakım psişik yeteneklere sahip olmayı, evrendeki diğer varlıkların yaşadıkları ortamları az çok öğrenmiş olmayı, konsantrasyon tekniklerini ve bedensiz varlıklarla irtibat kurma tekniklerini iyice öğrenmiş olmayı simgeliyordu.

   Üçüncü anahtar ise üçüncü aşama sonunda edinilen değerleri, yani kısaca, “spiritüel tesir”i üst “plan”lardan kendi başına çekip aktarabilecek duruma gelmiş olmasını, inisiyatörlük yapabilecek duruma gelmiş olmasını ve vazife sezgisinin egemenliğine girmiş olmasını simgeliyordu.