SESİN ÜÇ BOYUTLU HALİ: CYMATİK

SESİN ÜÇ BOYUTLU HALİ: CYMATİK

CYMATİK, David Ike’ın tanımıyla ses aracılığı ile ses dalgalarının geometrik şekiller yaratmasıdır.

Tarihten gelen bilgiler İtalyan bilim insanı Galileo Galilei’nin  Cymatic’ten ilk bahseden kişi olduğunu söyler.

 Hukukçu, müzisyen, fizikçi  ve akustik biliminin öncülerinden Ernst Chladni sesi görünür kılmak için basit bir ses dalgası üreticisi geliştirdi. Violin yayının yardımıyla üstü kumla kaplı bir düz tabakanın kenarlarına vurularak titreştirilmesiyle keşfettiği bu evrensel şekiller daha sonra ismiyle “Chladni figürleri” olarak anıldı. Bu figürlerle sesin fiziksel maddeye etkisini gözler önüne seriyordu. Üstelik temel seslerin etkisi, herkesçe kabul edilecek netlikte görülen geometrik desenlerdi. Bu çalışmasını 1787’de Ses Teorisinin Keşifleri Hakkında (Entdeckungen über die Theorie des Klangesor/Discoveries in the Theory of Sound) adlı eserinde anlattı.

Ama sesin sadece maddeye yaşam vermekle kalmayıp şekil de verebildiğini verilerle ispatlayarak, bunun bir bilim dalı haline gelmesini sağlayan Dr. Hans Jenny (1904-1972)’dir. Dr. Hans Jenny 1967 yılında yazdığı kitaba Cymatik adını verdi. Bu kelimeyi Yunanca  “dalgalarla ilgili maddeler, meseleler” kökeninden bulmuştu. Hans Jenny çalışmalarında, tonların anlık biçimlendirici etkilerini gözlemlemek için bir pudra, hamur ve plastik sıvıları çelik bir tepsi üzerine yerleştirdi. Bu cisimleri basit Sinüs dalga titreşimlerini (Saf temel titreşimleri) kullanarak fotoğrafladı. Bu fotoğraflarda sıvı plastik kendisini deniz anemonuna benzettiği, talk pudrası ise vücudun hücrelerine benzer şekiller aldığını gördü.

 Daha sonra Hans Jenny, Tonoskop adında bir cihaz tasarladı (Cristal osccillators). Bu cihazla insan sesi ile bir borunun ucundaki zarı titreştiriliyor ve kelimeler görünür bir hal alıyordu. Cihazda elektronik hiçbir parça olmadığından ses frekansı en temiz şekilde görülebiliyordu.

Hans Jenny’nin Tonoskop ile yaptığı deneylerden en ilgi çekici olanlardan biri OM sesi ile yaptığı çalışmadır.

Om sesi, tüm yaratılıştan önce var olduğu düşünülen ve tüm evrenin ondan meydana geldiğine inanılan bir sestir. Bu deneyin sonucunda oluşan şekil ile binlerce yıl öncesinin yantra sembolü şaşılacak şekilde aynı olduğunu gördü. Bu sesin plaka üzerindeki görüntüsü OM sesini sembolize eden Sri Yantra mantrası ile aynı simetriyi oluşturuyordu.

1970’lerde Dr. Sir Peter Guy Manners bu sonuçlardan hareketle sağlıklı doku frekansları üzerinde çalıştı. Dr. Peter Guy Manners, İngiliz Osteopath uzmanı ve sesle iyileştirmenin Batı bilimindeki öncülerindendi. Dr. Jenny’nin çalışmalarını inceledi ve terapide kullanmaya karar verdi. Jenny, vücudumuzun büyük bir oranı sudan oluştuğundan, sesle hücrelerimizin yeniden düzenlenebileceğini ileri sürüyordu.

 Dr. Mannersr, “Bedenimizin her bölümünün -kalbin, akciğerlerin, karaciğerin, böbreklerin, kasların, kemiklerin, sinirlerin- bir ahengi vardır. Bu ahenkler şu anda belirlenmiştir. Onların yapısının ve sisteminin içine girilebileceğini ve çalınabildiğini biliyoruz,” demiştir.

  Guy Manners, vücudun çeşitli parçalarının sağlıklı frekanslarını tespit edip, hasta bölgeleri uygun frekanslarla rezonansa sokup iyileştirdi. Dr. Manners çalışma sonuçlarını bir araya getirdi ve Cymatik üzerine dayanan bir terapi geliştirdi. Dr. Hans Jenny’e duyduğu büyük saygısından dolayı geliştirdiği bu terapiye Cymatherapy ismini verdi.

Araştırmalar bu olayın geçmişini belli bilim adamlarına dayandırsalar da arkeologların bir bulgusu bu konuyu ilginç hale getiriyor. Arkeologlara göre eski uygarlıkların bu konuyu gündelik yaşamda çok iyi bildiğini gösteriyorlar. Rosslyn Şapel’deki müzik küpleri ilginç bir örnektir.

 İskoçya’da Edinburgh’un 10 km kadar güneyinde bulunan Rosslyn Şapel’inin tavanına kazınmış semboller arkeologları ve tarihçileri hayrete düşürmüştür. Rosslyn Şapel’i 1477’de inşa ettirilmiş. Bu şapelin mimarisinde ilginç nokta, 15. yüzyılda, şehrindeki insanlar için ruhani önemi olan antik müzik notaları olduklarına inanılan sembollerle tavanı süslenmiş 213 küp vardır. Bir grup bilim adamı ve müzik uzmanı bu küplere işlenmiş olan sembolleri deşifre etmeye çalışıyorlar.

Glasgow Üniversitesinden Orta Çağ ve Rönesans müziği uzmanı Warwick Edwards, küplerdeki oyukların aslında antik bir müzik kaydetme şekli olabileceğine inanıyor. Bir yazar ve tarihçi olan ve Rosslyn’in tarihini araştıran Stephen Prior ise, bu müzik notalarının Orta Çağa ait iyileştirici bir ilahiyi temsil ettiği sonucuna varmıştır.

Mantraların, duaların ve özel kelimelerin bir ritimle tekrarının bedenimiz üzerinde yarattığı etki bu bilimin verileri ile daha anlaşılır hale geliyor. Bu kelimelerin kullanılış nedeni, kelimenin söylenişi sırasında ortaya çıkarttığı titreşimin gizli gücünden bilinçli bir şekilde yararlanmakla ilgilidir. Bu kelime veya cümlenin gücü, evrende ilk ortaya çıktığı andan itibaren kişilerin defalarca aynı sesi çıkarttıklarında aynı anlamı düşünmeleri sonucu kuvvetlenerek astralda büyük bir enerjiye dönüşmesi ile oluşmaktadır.

 Günümüzde yaygın olarak İbranice, Sanskritçe, Mısır ve Tibet dilleri, gerçekliğe şekil verme gücü olan kutsal diller olarak kabul edilmektedir. Artık bu dillerdeki kutsal heceleri  ve yazıları seslendirirken hücrelerimizin bütünle daha bağdaşık şekilde titreştiği ve enerjimizin evrenle uyum içinde olduğuna inanışları bu bilimle desteklenmektedir.