Öte Alemleri Bilmek 2. Bölüm

Öte Alemleri Bilmek 2. Bölüm

Öte Alemleri Bilmek

2. Bölüm

 

EĞER biz ölenin arkasından hayatımızı yaşamıyorsak, hayatımızda engeller oluşturuyorsak -özellikle bu eşlerin ölümünde çok yaşanır- hayatta kalan eş bütün sistemlerini kapatır. Aslında bu izalasyonun dünyada da gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Sistemleri kapatıyoruz, ondan sonra da açacağız diye uğraşıyoruz. Halbuki ölümden sonra ölen kişi için bir gereklilik dolayısıyla sistem kapandı ki rahat rahat bu bilgileri sindirelim.

            İlâhî Nizam ve Kâinat’ın ifadesiyle “Derin ve esaslı denetim ve muhasebe” yapılıyor. Sistemler kapandı; önümüze tüm yaşamı ve topladığımız bilgileri, deneyimleri koyduk; aynı zamanda yapılan esaslı da bir denetim var. Neyi denetlemiş oluyoruz? Varlık kendi kendine neyi denetliyor? Ne yaptık, nereden nereye gittik? Planladığım neydi, uyguladığım neydi? Bir hayat planımız, bir hayat amacımız var. Kendi kafamıza göre gerçekleştirmiyoruz tüm deneyimlerimizi.

            Bu süreçler nasıl gerçekleşiyor? O kadar kolay kolay kendimize göre yapmıyoruz bu süreçleri. Ve mutlaka bize dışarıdan -dışarı dediğimiz de yine kendi varlıksal sistemimizden- gelen yardımlar var. Yani alıyoruz çeteleyi; bunu yaptım bunu yapamadım. Bunu planlamıştım, bunu gerçekleştiremedim.

            Diyelim ki, İstanbul’dan Ankara’ya gidecektim. Yolda canım kebap istediği için Bolu’da takıldım. Bolu’ya kadar gittim, Ankara’ya kadar gidemedim. Halbuki planımı Ankara’ya gitmek üzere yapmıştım. Ankara’ya gidememiş olmamın muhasebesini yapıyorum.  Bu kadarını yapabildim bu kadarını da gerçekleştiremedim. Sevgiyi ve vicdanı deneyimlemek için diyelim özürlü bir çocuğum oldu… Çocukla sevgiyi yaşayacaktım. Kendimden karşılıksız vermeyi deneyimleyecektim. Bu planı yaptım varlıksal olarak doğmadan önce. Ama ne oldu baş edemedim, boşandım, verdim çocuğu annesine gittim. Ne oluyor, kişi o sorumluluğu kaldıramıyor. Ve orada ne yapıyor, her varlığın seçimi başka bir sonuç yaratıyor. Bu yaşanan o özürlü çocuğun da ihtiyacı olabilir. Belki de anne terk etti gitti, babaya kaldı. Ya da her ikisi birlikte bırakıp gittiler. Çocuk yetimhaneye veya bakım evine ya da akrabalara kaldı. Ne oldu? Bütün herkes için bir sınav yaşandı, bir olay meydana geldi. Ve bunu gören biz, gözlemleyenler için de aynı şekilde bir deneyim oluştu.

            Televizyonumuzu açıp pek çok olay görüyoruz. Olaylar karşısında bizim de aynı şekilde vicdanlarımıza tesirler oluşuyor. Sistem kapandığında savunma mekanizmaları ortadan kalkıyor ve varlık kendi muhasebesi ile gerçekten baş başa kalıyor.

            Bir başkası sizin adınıza bu hesabı, muhasebeyi tutmuyor. Siz kendi varlığınızla bununla muhatap kalıyorsunuz. Bedensel sistemde sahip olduğumuzu, egoya bağlı olan savunma mekanizmalarımız ve akılda devrede olmadığı için de vicdan doğrudan deneyimle yüzleşiyor.

            Diğer yaşamlardaki deneyimlerle birlikte bir kıyaslama oluşuyor. Kıyas bilgilerimizin uygulamasını yapıyoruz. Vicdan savunma mekanizmalarından serbestleşiyor.  Yani biz aslında şu anda serbest bir vicdana sahip değiliz. Ve bu beden içinde serbest bir vicdanımız yok. Azıcık bir kalbinizin ucu yanar gibi olurken hep o kanalı değiştirerek ay dinlemeyeceğim şimdi bunları, diyoruz. Vicdanın sesini uzaklaştırıyoruz. Ve ondan sonra başka bir şeye geçiyoruz. Tesirleri hemen değiştiriveriyoruz. Vicdanımız serbest olmadığı için çok güzel kapatabiliyoruz.

            Tüm bunların sonucunda, ölüm sonrasında, gerçek muhasebe ve kıyaslamalar sonucu açığa çıkan bilgilerin sonuçlarını öz varlığınıza aktarmak üzere bir fırsat elinize geçmiş oluyor.

            Ölen varlığa tesirlerin gönderilmemesini sağlayan da vazifeli varlıklar. Bizimle ilgili vazifeli varlıklar ölümümüzün gerçekleşmesinden, beyin varlıklarından tutun da bu sürecin yaşanmasından sorumlu. Onların da planı ve vazifesi de bizi gözetlemek. Bizim bu süreci geçirmemize yardımcı olmak. Her yapılan fonksiyon onlarında değer kazanarak başka bir seviyeye, başka bir değere geçmelerine yardımcı oluyor. Yüce planların tam bir denetimi altında süreç gerçekleşiyor.

      Peki tesirler kesilince ne oluyor buna biraz daha devam edelim. Zorunlu olarak kendimizi var olan imgeler ve bunların izlenimleriyle baş başa kalıyoruz. Eğer bir kişi öldüğü anda cehennemde yanacağını düşünüyorsa ve de onun vicdanında buna suçlu olduğunu düşündüren bir şey varsa cehennem imgeleriyle karşılaşıyor.

            Cennet ve cehennem de bizim imgesel olarak sistemimizde mümkün. Eğer çok sevap işlediğini düşünüyorsa bir anlamda o yarattığı cennet imgesi içinde kalıyor.

Günahkar olduğunu ve hata yaptığını düşünüyorsa o cehennem imgesi içinde, vicdan azabı içinde kalıyor. Burada da şöyle bir şey var ki bu imgelerin hiçbiri sonsuza kadar sürmüyor; yani sonsuza kadar cennette ya da cehennemde değilsiniz. Fark etmeyle, o süreç içerisinde bunu anlamayla ve sindirmeyle değişen bir süreç başlıyor…

            Regresyon vakalarımda çok karşılaştığım şeylerden bir tanesi şimdi vereceğim örnekte de var. Bir bayan danışan bu hayatta kendisini boşlukta hissediyordu. Boşlukta hissettiği için de bir türlü bir işe kalkışamıyordu. Kalkıştığı işlerde içinde tam hissetmiyordu. Bu sorununun kökeni ile ilgili onunla çalışmaya başladığımızda önce anne karnı deneyimine gittik ve “Ben dünyaya gelmek istemiyorum,” dedi. Oradan danışanı, “Doğmadan önce bu yaşamın planını yaptığın yere git,” diye yönlendirdim. Kendi ifadesiyle diyor ki, “Burada pek çok varlık var bana yardım eden ve ben aslında buraya gelmek istemedim, ama ‘gideceksin,’ dediler. ‘Dönmen gerekiyor,’ dediler ve onun için istemeye istemeye geldim.”

            Peki varlık dünyaya gelmek istemiyorsa bu ne anlama gelir? Geçmişte öyle bir tecrübe yaşar ki o tecrübeyi burada tekrar yaşamak istemez. Bu noktada şöyle bir yönlendirme yaparız, “Peki bunu istememene sebep olan yere git.” Örneğin, bu vakada kendisini özürlü ve yatalak olarak bir hayatta buldu. On yedi yaşında felç geçiriyor seksen yaşına kadar yatakta hastane köşesinde yaşıyor. Ne anne ne baba var, hiç kimse yok. Zaten hiç kimseyi de istemiyor. Ve bakın şöyle diyor: “Seni ziyarete gelen var mı?” diyorum. “Yok hiçbirini görmek istemiyorum.” Ve çok uzun bir süre devam ediyor. “Olduğum yerde çürüyorum, ruhum çürüyormuş gibi, içimde öfke patlamaları var, patlamak istiyorum. Hayalimde bütün insanları öldürüp yıkıyorum, dünyayı, her şeyi parçalıyorum.”

            Yatalak durumda zihinden geçenleri sordum, şöyle diyor: “Şeytanı şimdi daha iyi anlıyorum. Bu düzene karşı çıktığını daha iyi anlıyorum.”  Danışanı o yaşamda ölüm anına götürüp en son duygu, düşüncesini sordum. Son düşüncesi, “Şu şeytan gelsin ve beni alsın artık; ona hayranlık duyuyorum.” Ve öldüğünde bedenden tam çıkamıyor, ayrılamıyor. Bağlı kalıyor. O kadar süre yatakta yatalak olmasına rağmen bedenden çıkamıyor. Aynı şekilde sanki bedendeymiş gibi devam ettiriyor ve ölünce de diyor ki, “Ölünce değişen hiçbir şey yok.” Nasıl yatalakken kafasında her şeyi parçalıyordu, yakıp kesiyordu, aynı şekilde devam ediyor. “Bedendeki kızgınlığım bir süre daha devam ediyor, sanki yolumu kaybetmiş gibiyim.”

            “Bir şeylerin değişmeye başladığı ana git,” diyerek o süreç içerisinde danışanı ilerletiyorum. “Tepemin üzerinden bir şey çekiyor beni ışığa. Ben oraya geçmek istemiyorum. ‘Boşuna direnme geleceksin,’ diyorlar. Gelmeyeceğim sizden nefret ediyorum, iyilikten nefret ediyorum. Bana iyilik yaptıramayacaksınız. ‘Orada çöplükte mi kalacaksın,’ diyorlar. Evet çöplükte…” diyor.

            Orayı tarif etmesini istiyorum. Diyor ki, “Çok kötü, çok pis…” Bakın burada kendi izlenimleri ile karşı karşıya. Kendi çöplüğünde ve kokuyu dahi alıyor. Ve o imgeler içerisinde, orada gerçekmiş gibi yaşıyor ve soruyorum: “Ölü olduğunun farkında mısın?” “Evet, farkındayım,” diyor. Ölü olduğunun, bedeni bıraktığının farkında, bir süre sonra şunu söylüyor: “Şeytan gelmedi beni yalnız bıraktı, beni o da terk etti. Gelmedi.” Bir hayal kırıklığı oluşuyor ve sonra bakın ışıktakiler arada gelip yokluyorlar. “Ben şeytanı görmek istiyorum, diyorum  onlara. ‘Seni kandırdık öyle bir şey yok’ diyorlar. Çok sinirleniyorum, gücüm olsa hepsini yok edeceğim.”

            “Bir şeylerin değiştiği bir ana git,” diyorum tekrar. Ve devam ediyor: “Kocaman kara delik yaratmak istiyorum, onu patlatmak istiyorum, Tanrı diye bir şey yok.” Tanrısal olan sisteme karşı tepkisi geliyor ve ondan sonra bakın ne diyor  “Sonsuza kadar bunu hayal edebilirim.” Sonsuza kadar orada evrende kara delik, açtığını ve patlattığını imgeliyor. Biz kendimizi orada -ölüm sonrasında- bıraksak, vazifeliler bizi burada bıraksalar, sonsuza kadar var olan imgelerimizi döndürebiliriz.

            Bu örnekte de olduğu gibi danışan o hayatta öldüğü anda evreni patlatıyordu. Sonsuza kadar patlatabilir, kara delik yaratabilir. Varlığın bu alanda vazifeliler tarafından yönlendirilmesinin bir anlamı var. Kendi kendine onun içerisinden çıkamıyor. Sonsuza kadar bu döngü, bu imgelerin içerisinde kalmaya devam edebilir. Ve ondan sonra tekrar bir şeylerin değiştiği ana git dediğimizde “Yine bana gel diyorlar ışıktakiler, ‘gel biraz dinlen’ diyorlar. Sonra tamam diyorum. Biraz dinleneceğim.”

            Bakın ne oldu, direnci kırılmaya başladı. Ondan sonra “Biraz alış buraya, istediğin zaman gidebilirsin,” diyorlar. Sistem ne kadar güzel onu oltaya almış. “İstediğin zaman gidebilirsin, gel biraz dinlen.” “Aşağıda bir şey yapmam lazım. Aşağıda parçalanmış olan temizlemem gereken bir şey var, sonra yeniden gelebilirmişim,” diye söylüyorlar. Yani parçaladığı bu şeyleri tamamlamak için de  tekrar oraya dönmesi gerekiyor. Yavaş yavaş sufle veriyorlar ona. Ve arkasından o kendi döngüsünün içinde devam ediyor.

            Bu danışanımla “Bu özürlü hayatın da sebebine, kökenine git. Niye böyle özürlü hayatın oldu?” dediğimiz zamanda çok fazla katliam yaptığı, çok fazla kişiye kötülük yaptığı kesip biçtiği barbar bir hayata gitti. Ve onun öncesine, “Bu şekilde barbar olmana sebep olan hayata git” dediğimizde annesinin, o çok küçük yaştayken gözlerinin önünde tecavüz edildiği ve öldürüldüğü bir sahne ile karşılaştı. O da küçük çocuk olarak intikam yemini ediyor, annesinin öcünü almak için güçlü olmaya karar veriyor. Barbarlar, çocukları toplayıp alıp götürüyorlar ve kendileri gibi yetiştiriyorlar. O da intikam hırsıyla daha da kötü, daha da güçlü olmak için onlar gibi olup aynı şeyi yapmaya başlıyor. Bu intikam öyle bir hayatta yetmemiş, birkaç hayatlar boyu devam etmiş.

            Sonra tecavüz edilip öldürülen anneyi çağırdık. Anne “Şu intikamı da biraz abartmadın mı?” dedi. “Tamam intikam alacaktın da, biraz abarttın.” Bakın bitmemiş işlerin etkisi hayatlar boyu devam edebiliyor. Elbette, bütün bu deneyimlerin daha da üzerine çıktığımızda, daha yukarıdan geniş bir farkındalıkla baktığımızda da danışan şunu ifade etti: “İyi hayatlarda yaşamışım kötü hayatlar da yaşamışım. İyilik de yapmışım kötülük de yapmışım ve bu özellikle felçli geçirdiği yaşamda bütün bunları nötürlemek içindi.”  Buradaki enteresan nokta felçli bir hayatı nötürlemek için kullanıyor varlık. Oysa biz düz bir noktadan baktığımız zaman ne diyoruz? “Ne kadar zavallı, yani kız hastane köşelerinde kalmış, anne baba da hastane köşelerinde bırakmış gitmiş.” Ama işin diğer tarafına baktığımızda başka bir sistem kendisini tamamlıyor.