Regresyon Uzmanı Marion Boon ile Söyleşi

Regresyon Uzmanı Marion Boon ile Söyleşi

DİLEK Yılmaz (DY): Merhaba. Türkiye’ye birkaç defa regresyon eğitimi vermek üzere geldiniz. Eğitimlerinize yoğun talep var. Öncelikle sizi kısaca bir tanıyabilir miyiz? Regresyon, hayatınıza ne zaman ve nasıl girdi?

Marion Boon (MB): Regresyon ile birkaç arkadaşım aracılığıyla tanıştım. Otuz iki yaşında iki çocuk annesi olan bir arkadaşım ölmek üzereydi. Bir hastalığa yakalanmıştı ve yaşam savaşını neredeyse kaybediyordu. Hiç kimse onunla ölümü konuşamıyordu. Doktorlar da ümitsizdi ve kendisine ağrı dindiren ilaçlar vermek istiyorlardı ama arkadaşım reddetti. Babası ve kayınpederi kendi aralarında, bir regresyon uzmanı tarafından yazılan bir kitap hakkında konuşuyorlardı. Ve bu uzmanı, arkadaşımın yattığı hastaneye davet ettiler. Uzman geldi ve hasta olan arkadaşımla yaklaşık 1,5 saat kadar konuştu. Ona bir seans yaptı. Onun ruhuna, bedenine ve zihnine dokunan bir seanstı bu… O seanstan sonra, arkadaşımın ağrısı kalmadı. Biz çok şaşırmıştık ve şok olmuştuk. Bu seansta ne olmuştu?

Ve araştırmaya başladım. Çevremde tıp dünyasından tanıdığım çok insan vardı. Ben de daha önce medikal sektörde çalışmıştım. Uzun bir zamanımı regresyon nedir ve bu uygulama gerçek olabilir mi diye araştırarak geçirdim. Geçmiş hayatlar ya da reenkarnasyon gerçek olabilir miydi? Bu konularla daha önce hiç ilgilenmemiştim. Prana (hayat enerjisi) şifacılığı ve manyetizm ile ilgilenmiştim. Bu hayatta yaşadığımız sorunlar zaten kendimize yetiyordu, bir de geçmiş hayatlarla uğraşmak da neyin nesiydi? Ve nihayetinde bu regresyon uygulamasını ben de deneyimledim. Geçmiş hayatlarımı görebiliyor ve anıların içine adeta dalıyordum. Bunlar gayet canlı anılardı. Bu hatırlamaların sonucunda iyileşmenin de peşi sıra geldiğine şahit oldum. Ve böylece, regresyon eğitimi almaya başladım. İç çocuk ile çalışma, eklenti varlıklarla çalışmayla (attachments) ilgili eğitimler aldım. O zamanlar aldığım eğitimlerdeki teknikler, bugün Hollanda’da TASSO Uluslar arası Regresyon Okulunda öğretilenler kadar derin ve etkili değildi. 15-16 yıl önce Hans Tendam’ın regresyon eğitimine katıldım. Hans Tendam, regresyonu kullandığı ileri düzey tekniklerle çok geliştirmiş ve bir adım öne taşımış bir regresyon uzmanıdır. Regresyonun duayenlerinden olan Dr. Roger Woolger ve Dr. Morris Netherton’dan da eğitim aldım. Rusya’ya giderek Dr. Pavel Gyngazov ile de çalıştım. Hatta, bu sene bir kitabı basıldı: The Roads of Lives (Hayat Yolları). Sibirya’da tek başına çalışıyor ve yeni birtakım regresyon teknikleri geliştirmiş.

DY: Felsefe okuduğunuzu da biliyorum.

MB: Evet, felsefeyle beraber, antropoloji ve epistemoloji eğitimi de aldım. Ama felsefede eksik olan şey, ruh kavramı ve geçmiş hayatlardır. Ama Plato bunları biliyordu. Plato’yu yanlış ve eksik yorumlayan  felsefeciler, Plato’yu bize sanki bunları bilmiyormuş gibi tanıtmışlardır.

DY: Peki, regresyona tekrar dönersek, regresyon uygulaması nedir bize anlatır mısınız?

MB: Kısaca tanımlamak gerekirse, bir danışan size bir sorunuyla gelir. Bilinçaltı düzeyde, biz o sorunun ana kaynağına geri gideriz. Regresyon, zaman içinde geriye gitmek demek. O sorunun ya da problemin kaynaklandığı ana geri giderek, sorunun içine gireriz. Mesela beş yaşındayken bir acı yaşadın. Regresyonla beş yaşına gideriz. Beş yaşındayken ne oldu? Örneğin beş yaşında çocuğun çok sevdiği büyükbabası öldü. Bu çocuğu travmatize eden bir olay olabilir. Regresyonla çocuğun beş yaşına geri gideriz. Bu bir iç çocuk çalışmasıdır aynı zamanda. Büyükbabanın enerjisi çocuğa attach (yapışmış) olabilir çünkü birbirlerini çok sevmişlerdir. Ama artık çocuğun büyükbabasına veda edip, ondan enerjetik düzeyde ayrılması gerekiyordur. Büyükbabanın varlığına, çocuktan ayrılması için neye ihtiyacın var diye sormak gerekir. Büyükbaba artık ötealemde olduğunu anlar ve çocuktan uzaklaşırsa, çocuk artık sorunundan özgürleşir. Büyükbaba da özgürleşir. Kısacası, regresyon zaman içinde geriye giderek şu içinde bulunduğumuz anı, geçmişin gölgesinden özgürleştirmektir.

DY: Tecrübelerinize dayanarak, tam bu noktada size bilinçdışı zihnin nasıl çalıştığını sormak isterim.

MB: Bizler, başa çıkamadığımız sorunları bastırma ve unutma eğilimi taşırız. Eğer korkak ve ürkek olduğum gerçeğiyle başa çıkamazsam, bunu unutma ve bastırma eğilimi taşırım. Ama bunu bastırdığınızda bu sorun yok olmaz. Bu sorun bilinçdışı düzlemde yani arka planda hala çalışır. Onlardan özgürleşmediğimiz ya da acılarımızı dönüştürmediğimiz zaman onlar bilinçdışı seviyede hala bizimle yaşamaya devam ederler. Evet, travmalar, sorunlar ve acılar görünmeyen planda yani enerjetik alanımızda yaşamaya devam ederler ve etrafımızdaki insanlar bunları bilinçdışı düzlemde algılarlar.

DY: Binlerce kişiye regresyon uyguladınız. Bu uygulamalarda, bilinçdışı zihnin travmatik anılarla, acılarla ve sorunlarla karşılaşmamak ya da yüzleşmemek adına nasıl kaçış oyunları da oynadığına da şahit olmuşsunuzdur. Bilinçdışı zihin gerçeklerden kaçış oyunlarını neden ve nasıl oynar?

MB: Bu çok güzel bir soru… Evet özellikle mantıksal yönü çok ağır basan ve kontrolü kaybetme korkusu taşıyan insanlarda bunu çok görürüz. Özellikle bu kişiler regresyon seansı sırasında duygulara çok inemeden, zihinsel bir seviyede kalıp semboller üretirler. Sembolü yorumladığınızda sorunun ana kaynağı hakkında birçok keşif yaparsınız. Zihnin sürekli sembol üretmesi, gerçeklerden bir kaçış yoludur. Ama regresyon uzmanlarının da danışanı gerçekle yüzleştirmek adına ellerinde güçlü silahları vardır. Bu durumda danışana sorarız: Bedenin ne hissediyor? Danışan der ki, midemde bir ağrı hissediyorum. İşte bu mide ağrısını regresyona girmek için bir çapa olarak kullanıp, danışandan gerçek hikayeyi alırız. Danışanlar, gerçeklerle yüzleşmemek adına hayaller ve  fanteziler uydurabilirler.

Ben bunu en çok, bedenle teması olmayan ve kontrolü kaybetme korkusu olan insanlarla deneyimledim. Özellikle akademik ve bilimsel uğraşılar içinde olan insanlarda bu durum çok daha fazla… Mantıksal zihin bir yere kadar iyidir ve gereklidir. Biz regresyonda mantıksal zihin ile olaya gireriz. Beş yaşındaki travmanızın sebebini anlamak için mantıksal zihninize ihtiyacınız vardır elbet… Ama kontrolü kaybetme korkusu sizi kilitler. Ben iş çevresinde üst düzey yöneticilerle de çalışıyorum. Birçoğu, görünmeyen enerji alanlarından haberdar. İş yerinde meslektaşlarının ve çalışanlarının önünde kontrolü ve gücü kaybetmemek adına çok büyük stres altındalar. Bu liderle özel olarak çalıştığımda bu kontrol korkusu regresyon çalışmasını da etkiliyor ama bir kere bunu devre dışı bıraktıklarında seans çok güzel akıyor. Buna izin verirseniz ve bilinçdışınızla iş birliği yaparsanız çok etkili sonuçlar alırsınız. Bunun için de danışanla danışman arasında güven ilişkisinin de olması gerekiyor.

DY: Peki, bir danışan regresyon seansı sonrasında tüm bu anlattıklarımı ben mi uydurdum, gördüklerim ve söylediklerim gerçekten doğru muydu? Bunlara inanmalı mıyım, diye sorabilir. Bu sorulara nasıl cevap veriyorsunuz?

MB: Evet işin içine çok fazla zihin girdiğinde genelde böyle olur. Sinemada, filmlerde izledikleri sahnelerin seans esnasında da aynen tekrarlandığını düşünüp sorabilirler. Aslında bunun cevabını danışanın kendisi bilir. Seans sonrası kendi hayatındaki gelişmeleri izleyip kendi cevap vermelidir. Aslında terapi esnasında danışan uyduruyor mu, gerçek mi söylüyor bunu hissedersiniz. Gerçek duygulara ve olaya girdiğinde enerji çok yoğunlaşır.

DY: Birçok hayatlar boyunca tekrar eden döngülerin, aynı türden olayların mekanizması hakkında ne düşünüyorsunuz?

MB: Bu da çok güzel bir soru. İnsanların birçok hayatlar boyunca aynı olay, aynı problem içine sıkışmış kalmış olmaları önemli bir konu. Karmik tepki döngüleri dediğimiz bir dersimiz var okulda. Örneğin, genç bir delikanlı yaşadığı köyden alınıp köle yapılıyor. Köle olarak yaşadığı yıllarda çok fazla fiziksel güç kaybediyor, ruhsal sıkıntılar yaşıyor ve travmatize oluyor. Sonunda, hayata dair tüm inancını ve ümidini kaybetmiş bir şekilde ölüyor. Sanki bu kölelik hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi algılıyor. Böylece, zihni bu durumu sanki hiç sona ermeyecek bir problem olarak kaydedip, bilinçdışı zihni sürekli ona bunu hatırlatıyor. Yani bu kayıt, ölüm sonrasında da çalışmaya devam ediyor. Hayatı boyunca köle olarak çalıştırılmanın yarattığı kızgınlık ölüm sonrasında da devam edebiliyor. Sonra, bir sonraki hayatında bir kabadayı, nüfuzlu ve güçlü bir kişi olarak doğabiliyor. Bu sefer tam zıt bir rolde, insanlara kötü davranmayı seçen bir karakter sergileyebilir. Bu da aslında, köle olarak yaşadığı hayatta bilinçdışı zihnin “bir daha böyle güçsüz ve çaresiz” yaşamak istemiyorum diye aldığı kararın sonucu olabilir.

Sonra, tekrar kurban durumunda olduğu bir hayat yaşayabilir ama aynı tema yine gündemdedir. Ve bu döngüden kurtulmak için bir şeyin olması gerekli hale gelir. Ölüm sonrasında bir değerlendirme ve analiz yapma şansımız vardır. Geçmiş hayatlara bakıp, ben neler yaptım ve niye yaptım diye düşünmemizi sağlayan bir mekanizma vardır. Yaptığımız işlerin muhasebesini sağlayan bir mekanizmadır bu. Köleydim ve çok ümitsizdim ama artık her şey bitti demek gerekir. Ve artık bu kızgınlık ve ümitsizlik temasını devam ettirmeme gerek yok kararını alabilmek gerekir. Ama duyulan öfke, kin ve ümitsizlik çok baskın gelir de bu sefer tam zıt bir rol üstlenip zalim olmayı seçtiğimizde bu döngü hayatlar boyu devam eder.

Örneğin, sürekli öldüren biri bundan ne zaman vazgeçip öldürmeyi bırakır? Kurbanlarından biri onun gözüne bakıp onun ruhunu uyandırdığında, öldüren makine tekrar insan haline gelir. Ben ne yapıyorum, ben artık öldürmek istemiyorum der. Bu, onun ruhuna bilinçdışı seviyede yapılan bir çağrıdır. Sorunuza cevap olarak, aynı döngülerin tekrar etmesi, ruhun bitmemiş işlerinin olduğunu gösterir.

Dilek Yılmaz (DY): Şu zamana kadar kaç tane danışan ile çalıştınız?

Marion Boon (MB): Yaklaşık 3500 kadar danışan gördüm. Çoğu da kaydedildi.

DY: Bu çalışmalarınızı kitap haline getirmeyi düşünüyor musunuz?

MB: Olabilir… Bu vaka örneklerinden faydalanılması amacıyla yapabilirim.