Kaybedilen Dişil ve İçimizdeki Tanrıça

Kaybedilen Dişil ve İçimizdeki Tanrıça

Geçenlerde, Batılı ülkelerin hemen hepsinde sezaryenle doğumlardaki artışa ve insan ırkı olarak bu doğal ritmi bile kontrol altına almaya çalıştığımıza ilişkin bir haber okuduğumda çok şaşırdım. Görünen o ki, Doğa Ana’nın bu süreci tamamlamasına izin vermektense doğumun saatini bile kesinkes belirlemek, pek çok kadın için daha tercih edilir hale gelmekte.

 Kuşkusuz, annenin ve bebeğin sağlığı söz konusu ise sezaryen doğuma karar verilmesinin daha uygun olduğu durumlar var ama bunu bir tercih olarak uygulamak bambaşka bir mesele.

Magazin haberlerinde ünlü sanatçılara, beklenen doğum tarihinden iki hafta önce sezaryen yaptırmaları, böylece son iki hafta alabilecekleri ekstra kilolardan kaçınabileceklerinin tavsiye edildiğini; hatta bazılarının doğum günü ve saatini, eşlerinin oynayacaklar futbol maçlarına göre ayarladıklarını okuyoruz!

Bu doğal olayı bile Doğa Ana’nın elinden almaya kalkışırken, onun son dönemlerdeki gibi son derece şiddetli tepkiler veriyor olmasına da şaşmamalıyız; hatta hem içsel ve hem de dışsal açıdan, daha ciddi sonuçlara kendimizi hazırlasak iyi olur. Dıştan bakıldığında yeryüzüne neler olduğunu görmek nispeten kolay ama ona saygımızın eksikliğinde, bunun içsel etkilerinin ne olduğuna dair bir fikriniz var mı?


Regresyon çalışmalarımda, kilo sorunu olan ve gelecekte tekrar gebe kalmak konusunda güçlük çeken pek çok kadın danışanla karşılaşıyorum; fark etmeye başladığım örüntü, bu kadınların çoğunun sezaryenle doğum yapmış oldukları. Birlikte yaptığımız çalışmalarda, doğum döngüsü kesintiye uğradığı için bedenlerinin hala gebe olduğuna inandıklarını keşfediyorlar. Yaptığımız drama çalışması sayesinde, hikayenin tamamını yeniden canlandırarak ancak bu kez normal doğum ile sonuçlandırarak, bedenlerinin doğal döngüsünü tamamlayabilmekteyiz. Seanslarda, danışanlar çoğu kez doğum sancısını hissetmekte; bedenin yapması gereken ama yapamadığı şeyi yapmasına izin verdiğimizde, danışanlar büyük bir tamamlanmışlık hissettiklerini bildirmekteler; ve ancak o zaman, annelik duygusunu tam olarak hissetmekteler. Bazı vakalarda ise kadınlar bebekleriyle, daha önce hissetmedikleri derinlikte bir bağlantı kurduklarını hissediyorlar; ve çalışmanın yan etkisi, aşırı kiloların doğal bir biçimde ortadan kalkması oluyor.

 Meselenin tamamına, Jungcu arşetipler kavramı ve Dr. Roger Woolger’ın İçimizdeki Tanrıça adlı kitabı açısından bakarsak; çocuk doğurmak ve besleyip yetiştirmek süreçleri tanrıça Demeter’e aittir. Demeter, Yunan mitolojisinde bir toprak tanrıçasıdır; onunla bağlantımızı hızla kaybedişimiz açısından, günümüz toplumunda Yaralı Tanrıça olduğunu söyleyebiliriz.

 Demeter yuvasında mutludur; gerçek anlamıyla Yuvayı Kuran ve Besleyendir. Ne yazık ki, Ev Kadınına ilişkin geleneksel görüşlere artık hoş bakılmıyor ve bazı açılardan, bir zayıflık olarak görülüyor. Çalışma hayatına atılmayıp evde kalmayı seçen kadınlar, ne iş yaptıkları sorulduğunda, adeta özür diler gibi yanıt veriyorlar.

 Kadınların ve dişiliğin, ataerkil toplum tarafından bir kaç bin yıldır ciddi biçimde suiistimal edildiği gerçeği göz önüne alındığında bir geri tepkimenin görülmesi doğaldır ama bunun sonuçları, dişilik pahasına olmuş görünmektedir.

 Günümüz Batılı toplumlarında artık “erkeksi genç kızlar” var: erkek davranışlarının en kötü yanlarını benimsemeye çalışan genç kadınlar; bir oturuşta 10-15 şişe bira tüketebilen, ardından votka ve tekila içen genç kadınlar. Dişilin yeniden yükselişi bu mudur? Yoksa gerçek dişili daha da derinlere gömmeyi mi seçmekteyiz, yeniden?

 Erkekler olarak bunun bizim meselemiz olmadığını düşünmek işimize gelebilir ama üzgünüm, şunu söylemek zorundayım: Bu, kadınların olduğu kadar bizim de sorumluluğumuz. Her birimiz içimizde hem eril hem de dişi enerjiler taşımaktayız. Her bir erkeğin içinde Tanrıçalar mevcut; ve onlara dair algımız, dışarı yansıttığımız ve kendimize cezbedip eş olarak seçtiğimiz kadınların niteliğini belirlemekte. Hep aynı türden kadınları cezbettiğinizi fark ettiyseniz, içinizdeki Tanrıçayı keşfetmenizin artık zamanı gelmiş demektir.