Bitkilerde Telepati

Bitkilerde Telepati

Bir ağacı bir insandan daha çok seviyorum? Artık kulağım işitmese de ağacın benimle konuşmasını duyabiliyorum.

Beethoven


ESKİ İNSANLAR, çiçek, ağaç ve bitkilerin sessiz dünyalarının ardında tahmin edilenin çok ötesinde canlı bir etkileşimin var olduğunu bilmekteydiler. Onlar için bitkiler, insan veya hayvanlar kadar canlı ve şuurluydu.

Dış etkenlere karşı diğer canlılara benzer biçimde tepki göstermemekle birlikte çevrelerinde olan biteni  algılamaktaydılar. Kin veya sevgi gibi heyecanlar, onlara ulaşabilmekteydiler.

Kuşku yok ki Sümerlerin eski bir uygarlığını sürdüren Fenikelilerde, benzeri bir inançla, bitkisel evrenin hor görülmesi ona kötü davranan bütün ırkı, derece derece felakete sürükleyebiliyordu. Zira bitki ve ağaçlarda çok kuvvetli bir ruh, hiçbir şeye karşı körlüğü olmayan ve en basit ot parçasından, yüzlerce yıllık çınara kadar, tüm bitkisel görünüşlü olanlar arasında bölüşülmüş bulunan, bir çeşit geniş ruhsal güç oturuyordu. Bir ağacı kötülük veya sadistlikle kesmek, suçlunun üzerine, kaçınılmaz şekilde mutsuzluk çekiyordu.

Budizm’den önceki Hint halkı, aynen Afrika kabilelerinden Swahilis’ler veya Latin Amerika kavimlerinden, esrarengiz Kişe’ler gibi, bitkilerdeki bu etkiyi tanıyorlardı. Onların inançlarına göre boş yere bir ağacı kesen kimse lanete uğrardı. Güçten düşerek telef olur veya çok kez, beklemediği felaketlerle karşılaşırdı.

 Cleve Backster’in Çalışmaları

 LABORATUAR şartları altında bitkiler üzerinde yürütülmüş olan en geniş kapsamlı öncü çalışmalar, New York’lu Cleve Backster’in imzasını taşır. Yalan makinesinin (Polygraph) profesyonel kullanma tekniklerinde uzman olan Backster, 1960 yılında bir gün, bir bitkinin köklerinden yapraklarına suyun çıkış hızını ölçmenin mümkün olup olmadığını görmeye karar vererek bürosundaki yalan makinesini bir bitki ile irtibatlandırdı.

Backster, su, bitkinin içinde yükseldikçe ve yapraklar giderek doyuma ulaştıkça, irtibatlandırmış olduğu yaprakta elektriksel bir düşüş tespit edeceğini ve bu sonucun makinenin galvanometresi üzerinde yukarıya doğru bir meyletme şeklinde kendini göstereceğini varsayıyordu. Galvanometre bir yalan makinesiyle irtibatlandırılmış bir insandan zayıf bir elektrik akımı geçirildiğinde, bu süjede oluşan zihni hayallere ve en küçük duygu dalgalanmalarına yanıt olarak ya bir gösterge tarzında işleyip bir ibreyi harekete geçiren ya da bir kayıt aleti tarzında çalışıp mürekkepli bir kalemin makineden sabit bir hızla geçen bir grafik kağıdı üzerinde kayıt yapmasını sağlayan bir cihazdır.

Makinenin elektrotlarını normal olarak süjenin parmaklarıyla irtibatlandıran Backster bu kez elektrotları bürosundaki “Dracanea Massengeana”nı iri, etli bir yaprağının her iki yanına yerleştirdi. Kalın bir lastik bandın yardımıyla da elektrotları yaprağa tutturabilmişti. Bir süre elektrotların pozisyonunu ayarladıktan sonra, nihayet, yalan makinesinden geçen kağıdın üzerinde mürekkepli kağıtlar olarak kendini gösteren bir direnç ölçümüne tanık olmaya başladı.

Backster yaklaşık 45 dakika süreyle bitkinin yanıtını kaydetti. Bu hiç de önemli bir çalışma olmayabilirdi ama ne var ki, Backster deneyin ta başından beri, mürekkepli kalemin yaptığı kayıtta aşağıya doğru bir meyletme gözlemlemişti ve bu da görmeyi umduğu sonucun tam tersiydi. Dahası, bu kendine özgü deneyin daha ilk dakikasında çok ilginç bir şey keşfetmişti: Makinenin tespit ettiği kayıt, hafif bir duygusal uyarma deneyimlemekte olan insanlarda görülen yanıtın hemen hemen aynısıydı. Backster’in kaydetmek üzere yola koyulduğu husus, yani bir bitki üzerindeki su yükseliş hızı, o anda gözlemlemekte olduğu şeyin yanında tüm anlamını yitirmişti.

Söz konusu kayıt insanlardan alınan yanıtların karşıtlarına öylesine yakındı ki, bu işe iyice şaşıran Backster dikkatini, kaydın belirli görünüşleri arasında bir benzerlik bulunması ihtimalinin daha da araştırılması üzerinde topladı. Ve özellikle insanlardaki duygusal uyarılmayı belirleyen kayıt bölümlerinin varlığını ortaya koydu.

Bir insanın refahına yöneltilen herhangi bir tür tehdidin şiddetli bir duygusal tepkiye yol açtığını ve korku ile endişenin yalan makinesi ile irtibatlı süjelerden anında bir yanıt alınmasına neden olduğunu bilen Backster bu prensibi izleyerek, yapraklardan birini içmekte olduğu sıcak kahvenin içine sokmak suretiyle bitkinin canını yakmaya karar verdi. Ancak, bunu uyguladığında kayıt göstergesi üzerinde kayda değer herhangi bir tepki ortaya çıkmadı.

Bu kez Backster, elektrotların bağlı bulunduğu yaprağı yakmayı tasarladı. Zihninde alev görüntüsü oluşturduğu anda henüz kibrit almak için bir hareket bile yapmadan, yalan makinesinin, sanki Dracanea büyük bir endişeye kapılmışçasına, güçlü bir yanıt kaydettiğini ve mürekkepli kalemin çarpıcı bir hareketlilikle yukarıya doğru sıçradığını gözlemledi. Acaba bitki zihnini okumuş olabilir miydi?

Kibrit almak için odadan çıktı ve döndüğünde, kağıt üzerinde diğer bir ani tepkinin daha kaydolmuş olduğunu gördü. İstemeye istemeye elektrotlarla irtibatlı yaprağı yakmaya koyuldu. Bu kez, kayıtta endişe belirtilerine rağmen, önceki zihni tehdit sırasında gözlemlediği çarpıcı sıçrama oluşmamıştı. Daha sonra, yaprağı yakıyormuş gibi hareket ettiğinde ise bitkiden hiçbir yanıt gelmedi. “Dracanea” esrarlı bir şekilde sanki gerçek ve yapmacık niyeti birbirinden ayırabiliyordu. Backster, bunun nasıl olup bittiğini ortaya koyabilmek amacıyla, tanık olduğu bu fenomeni ayrıntılı olarak araştırmaya koyuldu. Kendisine yardımcı bularak, ülkenin her yanındaki değişik yerlerde başka yalan makineleri ve başka bitkiler kullanarak çalıştı. Aralarında kıvırcık salatası, soğan, portakal ve muz da bulunan 25’i aşkın değişik bitki ve meyve türlerini denedi. Hepsi de birbirlerini andıran gözlemleri, sanki, yaşama yeni bir bakışı getiriyor gibiydi.

Backster, önceleri, bitkilerin kendisinin niyetini algılama kapasitelerinin bir tür DDA olması gerektiğini düşünmüştür. Ulaştığı varsayıma göre ancak psişik olarak adlandırılabilecek bir bitkisel algılama türünü keşfetmiş olabilirdi. Acaba, bitkilerin yüksek bir hassasiyete ve DDA yoluyla düşünme ya da düşünceye tepki gösterme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlamak artık bir bilim adamının imkanları dahilinde miydi? Bu yetenek açıklanabilir miydi, yoksa çoğu bilim adamının doğal güçler dedikleri şeyin sahası dışında mı kalıyordu?

DDA terimi üzerinde duran ve konuyu derinlemesine muhakeme eden Backster giderek yeni sonuçlara vardı. DDA bilinen beş duyunun çeşitleri üzerinde ve ötesindeki algılama anlamına geliyordu. Backster, bitkilerde bu beş duyuya ilişkin hiçbir uzuv belirtisi bulunmadığına ve botanikçiler de Darwin’in zamanından beridir bitkilerde bir sinir sistemi tespit edemediklerine göre, bitkilerdeki bu algılayıcı duyunun çok daha temel bir duyu olması gerektiğini ileri sürdü. Bundan da, insandaki beş duyunun, muhtemelen tüm doğa tarafından paylaşılan bir ana algılamayı örten sınırlayıcı unsurlar olabileceği hipotezine ulaştı.

Bitkilerin neleri duyabildiklerini ya da hissedebildiklerini keşfetmek isteyen Backster, bürosunu genişleterek tam anlamıyla bilimsel bir laboratuvar kurmaya koyuldu. Birkaç ay boyunca, birbiri arkasına her tür bitkinin Polygraph kayıtları elde edildi. Bitkiler sadece insanlardan gelen tehditlere değil, odada aniden bir köpeğin ya da kendileri hakkında iyi düşünceler beslemeyen bir kişinin belirmesi gibi kesin ve açık biçimde oluşan tehditlere de tepki gösteriyorlardı.

Kanadalı bir bayan fizyoloji uzmanı Backster’in laboratuvarına geldiği gün ilginç bir deney yapılmıştı. Bayan fizyolog yanında bulunduğu süre boyunca Backster, altı bitkinin beşinden hiçbir tepki elde edememişti. Ölçüm aletleri dümdüz bir çizgi çiziyordu. Fenomeni ziyaretçisine gösterebilecek yeterlilikte bir yanıtı ancak altıncı süjeden alabilmişti. Bu bitkide olayı kanıtlayabilecek bir tepki izlendi. Öteki bitkileri neyin etkilemiş olabileceğini merak eden Backster sordu: “İşiniz herhangi bir yönüyle bitkilere zarar veriyor mu?”

“Evet” dedi bayan fizyoloji uzmanı. “Üstünde çalıştığım bitkileri öldürürüm. Kuru ağırlıklarını ölçebilmek için onları bir fırında pişiririm.” Konuğun havaalanına doğru yola çıkışından 45 dakika sonra Backster’in bitkilerinin her biri, çizelge üzerinde yeniden açık seçik tepki vermeye başladı. Bu deneyim, Backster’e bitkilerin, insanlar tarafından bayıltılabileceğini ya da hipnotize edilebileceğini gösterdi. Evet gerçekten Kanadalı fizyologun orada bulunduğu süre içerisinde bitkiler bayılmıştı.

Bir başka dizi gözlem boyunca, Backster, bir bitki ile bakıcısı arasında, birbirinin yakınında olmasalar bile, özel bir yakınlık bağı yaratılmış gibi göründüğünü fark etmişti. Hatta bitki biriyle bağlantı kurduktan sonra, bu kişi nerede ve kimlerle olursa olsun, görünüşe göre bu bağlantıyı koruyabiliyordu. Bunu gösterebilmek için Backster bir yılbaşı gecesi elinde kronometre ve not defteriyle New York’un Times alanının kargaşası içine karıştı. Yürümek, koşmak, metro merdivenlerinden inmek, ezilme tehlikesi atlatmak, gazete satıcısıyla tartışmak gibi eylemlerini not ediyordu. Laboratuvarına döndüğünde, kendisinin bu önemsiz duygusal serüvenlerine birbirinden bağımsız olarak gözlenen üç ayrı bitkinin de benzer tepkiler gösterdiğini gördü.

Deneylerinin çok azına yer verdiğimiz Backster, bu çalışmalarının sonuçlarını ve bulgularını bilimsel bir dergide yayınlamak istedi. Fakat kişisel müdahalenin hiçbir şekilde söz konusu olmadığı ve kendisinin cihazları bir şekilde telekinetik olarak etkileme ihtimalinin kesinlikle bulunmadığı özel bir deney düzenlemesi gerektiğini anlamıştı. Tüm işlem otomatik bir hale getirilmeliydi. İki buçuk yıllık bir deneme yanılma sürecinden sonra, en nihayet şöyle bir deneye karar kılındı: Büronun içinde ya da yakınında herhangi biri bulunmadan, otomatik bir mekanizma vasıtasıyla ve rastgele bir zamanda canlı hücreleri öldürerek, bitkilerin tepki göstermesinin mevcut olup olmayacağı anlaşılacaktı ve bu şekilde yapılan deneyler başarılı olmuştu.

Backster, yaptığı tüm deneyler sonucunda ulaşmış olduğu olguyu; hücresel düzeyde ana algılama olarak açıklamıştır. Bugün ise tüm bilim çevresinde bu Backster Etkisi olarak anılmaktadır.

 Diğer Bilim Adamlarının Çalışmaları

 BİTKİLER ÜZERİNDE, California, Los Gatos’daki IBM firmasında araştırmacı kimyager olarak çalışan Dr. Marcel Vogel, bir gün Backster’ın deneyleriyle ilgili bir yazı okuduktan sonra ilginç çalışmalara girişerek bitkilerle ilgili önemli bulgular ortaya koymuştur.

Önce, hassas bir kişi olan arkadaşı Bn. Vivian Wiley’i arada bir cihaz olmaksızın doğrudan gözlemlemeyi denedi. Bir karaağaçtan kopardığı üç yaprağı evine götürerek yatağının yakınında duran bir cam tabağın içine yerleştirdi. Her gün, kahvaltıdan önce, dıştaki iki yaprağa konsantre halde bir dakika süreyle bakıyor, yaşamlarını sürdürmelerini kendilerine sevgiyle telkin ediyordu. Ortadaki yaprağı ise sürekli olarak ihmal etmekteydi. Bir hafta sonra dıştaki yapraklar hala daha yeşil kalıp sağlıklı görünürlerken, ortadaki yaprak kahverengi bir renk almış ve kuruyarak büzülmüştü. Daha ilginci, ağaçtan koparılmaktan ötürü sağlıklı yaprakların saplarında oluşan yaralar iyileşmiş gibi görünüyordu. Vogel, eylem halindeki “psişik enerjinin” gücüne tanık olduğundan emindi.

Bitkiler üzerindeki araştırmalarına bir süre ara veren Vogel, daha sonra kullanacağı gözlem cihazını bitkiyle irtibatlandırma tekniğini geliştirmekle işe başladı. Paslanmaz çelikten eletrotlar kullanıyor ve bunları takmazdan önce, yaprağa, özel olarak hazırladığı, macunumsu bir madde sürüyordu. Böylece, normal elektrotlarla doğrudan irtibatlandırılan yaprakların üzerinde oluşan basıncın sinyal çıkışında yarattığı değişkenliği tamamıyla ortadan kaldırmış oluyordu.

Bu şekilde 1971 baharında yeni bir dizi deneye başlayan Vogel, örneğin tipik bir deney olarak, bir fizikçi arkadaşından teknik bir soruna konsantre olmasını rica etmiş ve bitkisinin tepkisini kaydedebilmişti. Sonra da aynı kişiye, hanımını düşünmesini söylemişti. Bu kez, kayıt kağıdının üzerinde çok değişik bir desen ortaya çıkmıştı. Elde ettiği bu sonuçları değerlendiren Vogel, bitkilerin bir gün, bu tür tepki kayıtlarının yorumlanması sayesinde, insanların düşüncelerini okumak amacıyla kullanılabileceklerini ileri sürmektedir. Vogel’e göre, insanın zihinsel halleri, bedenin güç alanına yansımakta ve kendi enerji alanı vasıtasıyla da bitki bunları tespit edebilmektedir:

“Bence bitkinin yanıt vermesi bitki formundaki bir zekadan ötürü değil de bitkinin, insanın bir uzantısı haline gelmesinden ötürüdür. Böylece, insan, bitkinin, biyo-elektrik alanı ile ya da onun vasıtasıyla olmak üzere, bir üçüncü kişideki düşünce süreçleri ve duygular ile etkileşebilir.”

“Tüm canlıları çevreleyen bir yaşam gücü ya da Kozmik Enerji, bitkiler, hayvanlar ve insanlar arasında paylaşılabilir. Böylece bir paylaşma sayesinde insan ve bitki BİR olurlar! Bu ‘birlik’, bitki ve insanın birbiriyle iletişim kurmalarına izin vermesinin yanı sıra bu iletişimlerin bitki aracılığıyla bir kayıt kağıdı üzerinde kaydedilmesini de mümkün kılan karşılıklı bir hassasiyetin oluşmasını sağlar.

Kamakura’lı bir felsefe doktoru ve başarılı bir elektronik mühendisi olan, Japonya’nın önde gelen parapsikoloji araştırmacılarından Dr. Ken Hashimoto, son derece gelişmiş bir yalan tespit işlemini kullanarak, bitkiler alemiyle ilgili olarak elde edilen en önemli bulgulardan birini ortaya koyan bir düzen geliştirmiştir.

Japon polisi hesabına yalan tespit danışmanlığı yapan Dr. Hashimoto, Backster’in laboratuvar deneylerini okuduktan sonra, önce evindeki kaktüslerden birini, akupunktur iğneleri vasıtasıyla basit bir polygraph ile irtibatlandırmaya karar vermişti. Ancak, Dr. Hashimoto’nun asıl amacı Amerikalı araştırmacılarınkinden çok daha verimsel nitelikteydi: Bir bitki ile, tam anlamıyla, karşılıklı konuşmayı ümit ediyordu. Bunu gerçekleştirmek için de Japonya’da uygulanan yalan tespit işlemi ile ilgili olarak kendisinin geliştirmiş olduğu bir sisteme güveniyordu. Bu sistemde, bir sanığın tepkilerini kaydetmek için sadece bir kaset yeterliydi. Sanığın sesinin modülasyonlarının perdesini elektronik olarak değiştirmek suretiyle, Hashimoto, kağıt üzerinde tespit olunan, güvenilir yeterlilikte bir kayıt üretmeyi başarmıştı.

Hashimoto, bu kez, sistemini tersine çevirmekle, polygraph kaydındaki çizgileri modülasyonlu seslere dönüştürebileceğini düşündü. Evindeki kaktüsle yaptığı ilk çalışmalar başarısızlıkla sonuçlandı. Ne Backster’ın yazılarını ne de kendi donanımını hatalı bulmak istemeyen Hashimoto, bitki ile iletişim kuramadığı için sorunun kendisinde olduğuna karar vermişti. Nitekim, bitkileri çok seven ve bitki yetiştirmede hünerli olan Bn. Hashimoto kısa sürede sansasyonel sonuçlar almaya başladı. Bn. Hashimoto, kaktüsünü, kendisini sevdiğine inandırdığında, kaktüsten hemen bir yanıt geliyordu. Dr. Hashimoto bu yanıtı kendi elektronik donanımı ile sese dönüştürüp de yükselttiği zaman, bitkinin ürettiği sesin, yüksek gerilim hatlarının uzaktan gelen, yüksek perdeden uğultusuna benzediği görüldü. Ancak, daha ziyade, sürekli değişen ve kulağa hoş gelen bir ritmi ve tonu olan ve zaman zaman da sıcak ve hatta neşeli tarzda bir şarkıyı andırıyordu.

Bn. Hashimoto’nun kaktüsüyle yaptığı sohbeti dinleyenlerin anlattığına göre, modülasyonlu Japonca ile konuşan Bn. Hashimoto’yu bitki, modülasyonlu kaktüsçe olarak yanıtlıyordu!

Japonya’nın en çok okunan yazarları arasında da yer alan Dr. Hashimoto’nun “DDA’ya Giriş” ve “Dördüncü Boyut Dünyası’nın Gizemi” gibi ilginç kitapları bulunmaktadır. Kendisinden, konuşan ve toplama yapan kaktüs fenomenini açıklaması rica edildiğinde, günümüzün fizik teorileri ile açıklanamayan birçok fenomen mevcut olduğunu söylemiştir. Dr. Hashimoto’ya göre, fiziğin tanımladığı mevcut üç boyutlu dünya, maddi olmayan dördüncü boyut dünyasının bir gölgesidir. Dahası bu dördüncü boyut dünyası Dr. Hashimoto’nun “zihnin konsantrasyonu” ya da başkalarının psikokinezi ya da “zihnin maddeye hakimiyeti” diye adlandırdığı güç vasıtasıyla üç boyutlu dünyayı kontrol eder.

Bitkiler üzerinde dünyanın çeşitli bölgelerinde onlarca bilim adamı, birçok çeşit deneyler yapmışlar ve sonuçlarını makale, dergi ve kitaplarla yayınlamışlardır. Her birinin ilginç deneylerini burada aktaramıyoruz. Fakat sizin de deneyebileceğiniz bir tekniği telepati teknikleri bölümünde aktardık.

 Kaynak: Yazarın Ege Meta Yayınlarından çıkan Teorik ve Pratik Telepati

adlı kitabından alınmıştır.