Meditasyon ve Yoganın Pratik Yararı

Meditasyon ve Yoganın Pratik Yararı

ESKİDEN meditasyon gündelik yaşamın önemli bir bölümünü oluşturuyordu. En eski uygarlıklarda meditasyon, sabah güneşine ibadetle başlıyordu, çünkü güneş insanın kendinde bulmayı umduğu Büyük Işığın simgesiydi. Görünürdeki güneşi seyrettikten sonra gözlerini kapıyor ve içsel güneşi, Yüce Benliğin Işığını arıyorlardı. Bu uygulama o zamanlar yaşamın bir gerekliliğiydi, günümüzde de daha az gerekli değildir.

İçimizde bulunan aydınlanmaya bakmayı unuttuğumuz için üzülünecek kadar bilgisiziz. O yana, bu yana koşturuyoruz ama nereye varıyoruz ki? Çağdaş yaşamın durmadan artan aceleciliğini, koşuşturmasını düşünün. Tanrı'yı inkar ettiğimiz için değil onunla ilgilenmeye vaktimiz olmadığı için bu böyle. Bugün çağdaş yaşamdaki gürültü patırtı içinde O’na fazla yer verilmemektedir.

Aslında, bugünün dünyasında duyduğumuz gürültülü sesler, kör ihtirası, tartışmaları ve öfkeyi açığa vuran bu korkunç sesler, hiçbir zaman kendi içlerine bakmamış, tanrısal ruhla yakınlıklarının şuurunu yitirmiş insanların sesleridir. Dışımızdaki bu şamatanın tek kökten ilacı içimizdeki sessizliği bulmaktır. İnsanlar içsel barışı bulduklarında bu mutlaka dışlarında da hüküm sürecek ve bunun doğal ve kusursuz bir sonucu olarak insanlık artık anlamsız savaşlar yaşamayacaktır, barışa ulaşmanın tek yolu budur. İnsanların ezelden beri düşledikleri bu barış, onu içlerinde keşfetmedikçe asla gerçekleşmez. Beşer yapısının soysuzlaşması nedeniyle silahlı çatışmalar olmaktadır. Antlaşma diye nitelendirilen hiçbir kağıt parçası bizi bundan kurtaramayacaktır.

Meditasyon ve Yoga

 MEDİTASYON, yani zihinsel iç huzura kavuşma sanatı ya da Hintlilerin verdiği adla yoga, belki de bu içsel arayışın temel uygulamasıdır. Ruhsal benliğinin peşine düşen kim olursa olsun bundan vazgeçemez. Temel ilkesi basit olarak şudur: Gün boyunca dikkatimizi dışımızdaki işlere ve nesnelere öylesine veriyoruz ki, bu sayısız faaliyetleri yöneten şeyin şuuruna asla varamıyoruz. Bunlara öylesine dalmışız ki, gerisinde bulunan şeyi tanımaya çalışmayı denemiyoruz bile. Meditasyonun ilk amacı iş gören, davranan, devinen kişi ya da bireyi (antite), kendini bilme konusunda, gerçekten şuurlu olabilme yolunda hiç olmazsa bir olanak bulması için bu faaliyetlerden uzaklaştırmaktır. Temel yöntemi ise dikkatini bu dış faaliyetlerden kararlıkla çevirerek, ters yönde, içe doğru yoğunlaştırmaktır.

İster çalışırken, ister eğlenirken olsun, hep dışsal faaliyet içindeyizdir. Buna zihinsel faaliyeti de katıyorum, çünkü aklın çalışması her ne kadar içte gibi görünse de gerçek kişilik açısından dışsal olarak alınmalıdır. Başka bir deyişle düşünen ve davranan şey, ne düşünce ne de eylemdir.

Dolayısıyla, en gizli varlığınızı keşfetmek istiyorsanız, zihninize eğilmek üzere eylemden uzaklaşmanız yetmez, bunun da gerisinde olanı bulmak için aklın kendisinden de uzaklaşmak; daha derinlere nüfuz etmek gerekir. Meditasyonun neden bu denli önemli olduğunu anlamadığımız ve bunu uygulamaya koymadığımız sürece, tutsak olduğumuz yüzeysellikten kurtulmayı bekleyemeyiz.

İnsanların çoğu yoga ve meditasyon konusunda yanlış fikirler edinmişlerdir. Meditasyonun ille de doğaüstü ve harika deneyimler sağlayacağını düşünürler. Oysa bu zorunlu değildir. Bunun gizli (beden ötesi, okült) yetenekler kazandıracağına inanırlar. Olabilir, ama olmayabilir de. Ayrıca başarabilmek için son derece katı (çileci-keşişce) bir kendini denetleme düzeni uygulamak gerektiğini sanırlar.

Batı dünyasında, Avrupa ve Amerika'da oturan bizlerin meditasyon yapmak için ne boş zamanı, ne maddi olanağı var. Hintli yogilerin ve Orta çağ Hristiyan mistiklerinin uzun zamanlar ayırdıkları bu uygulama için gerekli isteğimiz de yok çoğunlukla. Çağdaş toplum bize yararlanabileceğimiz pek az boş zaman bırakacak biçimde yapılanmıştır; öyleyse bu azıcık zamanı sonuna kadar kullanmak durumundayız.

Zaten, ruhsal benliği bulmak için bütün bir günü zihinsel sükunet durumunda geçirmek de gerekmez. Doğu'ya sık sık yaptığım yolculuklar sırasında gördüğüm kadarıyla bu öğütlenecek bir şey de değildir, çünkü uzun zaman sürdürülen meditasyon bir insanın gerçekleştirebileceği en güç iştir. Bütün gün boyunca sürdürülebilmesi için gereken büyük çabayı birçok insan gösteremez; öyle ki buna kalkışanların çoğu tembelliğe, bencilliğe ya da ikiyüzlülüğe düşerler. Bu yüzden, yanlış yollara sapmaktansa, her gün kısa bir süreyi, temeldeki önemini bilerek ve tam anlamını vererek buna ayırmak daha iyidir.

Birçokları zaman bulamamaktan yakınırlar. "Meditasyon yapmayı çok isterdim, ama bunun için gerçekten boş vakit bulamıyorum." derler. Oysa durumları dikkatle incelendiğinde, genellikle bir yığın önemsiz şeyle uğraştıkları, sonuçta asıl önemli olanı yapmak için zamanlarının kalmadığı görülür. Bütün ilgileri sıradan, boş şeylere yönelmiştir. En büyük oyun -yaşam- oynanmayı beklerken, kendi değersiz oyunlarından bir an için olsun kopmaya cesaret edemezler. Ama en önemli şeyler en önde olmalıdır. Kendilerine eğilmeye zaman bulamazken, gerekli saydıklarına pekala zaman bulurlar. Kendini bilmekten daha gerekli bir iş olamayacağını anlamazlar.

Siz tanrısal olana zaman ayıramazsanız o size nasıl zaman ayırabilir ki? Bütün gün boyunca Tanrı'yı unutanın, Tanrı'nın onu unuttuğunu gördüğünde şikayete hakkı olamaz.

       Meditasyon İçin Uygun Zaman

 HERKES, her zaman en değer verdiği şeyi yapacak zamanı bulur; zihinsel huzura yeterli önemi verirseniz bunu arayacak zamanı da bulursunuz. Bunun sabah, öğle ya da akşam olması pek önemli değildir. Her ne kadar süre o denli önemli değilse de, uygulamanın en az yirmi dakika sürmesi gerektiği düşünülebilir. Herkes bu kadarcık bir özveride bulunabilir.

Yok eğer bu yirmi dakikaya dayanamıyorsanız bunu yapamayacak kadar yeteneksiz birini düşünemiyorsam da size dolu dolu bir on iki dakika da yetebilir. Eğer kendi kendinize kararlı biçimde, "Bu kısa süre boyunca kendimi her şeyden soyutlayacağım. Kişisel yaşantımı bütünüyle unutacak, bulmak zorunda olduğum sükuneti aramak için kendi içime kapanacağım." der ve bunu her seferinde yeterli bir yoğunluk ve azimle yaparsanız, ilginç sonuçlar elde etmekten geri kalmazsınız.

Ne fizik varoluşumuzun sonsuz değerini, ne de zamanımızı bilgece kullanmanın önemini kavrayabiliyoruz. Öldükten sonra cennete, ancak daha yaşarken bunun ne olduğunu anladıysak gireriz. Bedenli yaşamın değeri buradadır, kendi adıma bundan daha yüksek bir değer tanımıyorum ben.

Yaşamın bizim için sakladığı tek gerçek iyiliği yitirmemek için, çalışma ve dinlenme arasında doğru bir ilişki kurmaya çalışmak gerekir. Aslında, pek ender olarak, boş düşüncelerle vakit geçirme lüksünü kullanacak durumdayız. Bu yüzden talihimizi, çevremizi, dostlarımızı suçlayamayız. Doğduğumuz toplumu tartışmadan benimsiyoruz; bize baskı uygulamasına, bizi tutsak etmesine boyun eğiyoruz. Bu toplumda bir yer -bu ister rastgele bir adamın, ister bir kralın yeri olsun- edinebilmek için bunu özgürlüğümüzle ödemek zorundayız. Yalnız, gerçek benlikleri bunu onlara buyurduğu anda, toplumun alayları kadar ihtirasın şişinmelerini de hor görmeye hazır olanlar düş kuracak zamana hak kazanırlar. Tanrı onların bunu elde etmesi için gerekli düzenlemeleri yapar.

Meditasyon yapmaya başlamak için uygun olan yer ve zaman konusunda hiçbir sınırlandırma yoktur. Nerede bulunuyorsanız orada, hemen şimdi başlayın, kuralları izleyin ve Benliğin derinliklerine dalmaya çalışın.

Bununla birlikte, eğer seçme olanağınız varsa, meditasyon için en uygun zaman şu üçünden biridir: