Uzaylılar Bizi İzliyorlar

Uzaylılar Bizi İzliyorlar

BAZEN tarihi bir kişilik kendi tarihini yazdığında bütün dünya bunu fark eder. Ancak çoğunlukla, çalışmaları çok az bilinen insanlar günlük yaşamın dinginliği içinde tarih yazmaktadır.

Dr. Roger Leir de böyle bir tarihi kişiliktir. Yaptığı atılımın her ders kitabına geçeceği bir gün elbette gelecektir ama şimdilik, dünyanın büyük bölümünün ne onun neler yaptığına ne de böyle bir şeyin nasıl mümkün olabildiğine dair hiçbir fikri yoktur.

Ama çocuklar şu çok önemli tarihleri bir gün öğrenecekler:

Haziran 11, 1995: Roger Leir Huston, UFO araştırmacısı Derrel Sims tarafından düzenlenen bir konferansa katılır; konferansta, uzaylılarca zorla kaçırıldıklarına inanan ve ayrıca, vücutlarına yabancı cisimlerin yerleştirildiğini düşünen pek çok insan olduğuna ilişkin gerçeği öğrenir. Konferanstan sonra Dr. Leir, Sims’e bir öneride bulunur: Söz konusu kişiler Los Angeles’e gelme masraflarını kendi ceplerinden karşılayacak olurlarsa, Dr. Leir bu yabancı cisimleri hiçbir ücret almaksızın çıkartacaktır.

Ağustos 19, 1995: Dr. Leir, söz konusu insanlar arasında Los Angeles’e gelebilen iki kişinin el ve ayaklarından üç yabancı cisim çıkartır. Bu yabancı cisimler cerrahi vakalar tarihinde kaydedilen en dikkate değer sonuçlar arasındadır ve Dr. Leir, kendi kitabında bu vakalara tümüyle yer vermiştir.

Mayıs 18, 1996: Bir dizi ameliyat daha yapılır. Bu kez, ameliyatları gözlemesi için daha geniş bir tanık grubu davet edilir. Ben de tanıklar arasındaydım ve bu ameliyatları gerçekleşirken görmek, yaşamımın en etkili deneyimleri arasında yerini aldı.

Sonuçlar aynıydı: Üç tanığın vücudundan herhangi bir açıklama getirilemeyen yabancı cisimler çıkartıldı. Dr. Leir’in kitabında açıkladığı gibi, insanlığı tüm zamanların en garip ve en çekici keşfine götürecek türden olan bu yabancı cisimler de diğerlerinin yanına eklendi.

Herhangi biri –başka dünyalardan gelen birileri- gerçekten de vücudumuzun içine yabancı cisimler yerleştirmiş olabilir miydi? Bu çok büyük evren içinde böyle varlıkların arayıp bizi bulmuş olmaları fikrini düşünebilmek bile fantastik görünmektedir. Ama bizi sadece gözlemekle kalmayıp ayrıca, vücutlarımızın mahremiyetine ancak bulanık anılarımızda sakladığımız anlarda davet bile edilmeksizin müdahale ederek yabancı cisimler yerleştirmeye çalışmaları fikri ise daha da inanılmazdır.

Ama kanıtlar elimizde ve öylesine zorlayıcı ki, aklı başında hiçbir insan bu gerçeği kolayca inkar edemez, ve öylesine rahatsız edici ve meydan okuyucu ki, bu kanıtın varlığıyla öne sürdüğü korkutucu sorularla en iyi bilimciler dahi kolayca yüzleşemez.

Dr. Leir’in bilim dünyasına sunduğu verinin, ufoloji çevrelerinin hiçbir zaman elde edemediği, çok güvenilir türden olduğu düşünüldüğünde, ona kahraman muamelesi yapılmasını beklerdiniz. Ama durum hiç de böyle olmadı. Sebep ise, bu verinin ima ettiği şeylerle ilgilidir. Bu veriyi kabul etmek demek, bir takım varlıkların/kişilerin iznimiz olmaksızın evlerimize girip vücutlarımıza bu yabancı cisimleri yerleştirebileceklerini ve hem de bunu, bir şekilde biz hiç fark etmeden yapabileceklerini kabul etmek demektir. Daha kötüsü, bu yabancı cisimlerin hangi maddelerden yapıldığı analiz edilebildiği halde, bu cisimlerin ne işe yaradığını şimdilik bilemediğimiz bir konumda olduğumuz gerçeğini cesaretle karşılamak durumundayız.

Elimizdeki tek açıklama, vücutlarında bu yabancı cisimleri taşıyan insanların anlattıklarından ibarettir. Onların öyküleri karışık, bölük pörçük ve son derecede garip olmakla birlikte birbiriyle tutarlı incelikli tarafları da vardır. Genelde, kendi vücutlarında yabancı bir cisim olduğunu bildiren tanıklar bilge veya meleksi varlıklarla bağlantı kurduklarından söz etmezler. Onların ziyaretçileri zorlu ve kararlı, hatta bazen -kurbanlarına, görünürde hiçbir geçerli sebebi olmayan saldırılarda bulunmaya istekli yabancılardan beklenebileceği gibi- saldırgandır.

Söz konusu durum hayli karmaşık ve görünürde olumsuz olsa da, tanıkların pek çoğu bunu cazip bulmaktadır. İçinde bulundukları durumla başa çıkmaya ve onu anlamaya ilişkin çabaları sayesinde, içlerinde taşıdıkları ama farkında bile olmadıkları kudretlere kavuşmaktadırlar. Askerlerin savaş alanındayken kendilerinde farkında bile olmadıkları güçleri keşfettikleri bilinen bir gerçektir ama bu, savaşın iyi bir şey olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, bazı tanıkların, yaşadıklarının baskısıyla başa çıkabilmeleri de onları kaçıran yabancı varlıkların bu tanıklara bir tür iyilik yapmış olmaları anlamına gelmez.

Bu karşılaşmalarla başa çıkılabildiği olgusu da yine bunların illa ki kurbanın faydasına olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, tam tersi geçerli olabilir, özellikle de tanıkların anlatmakta olduğu şeylerden bazısının gerçek olduğu kanıtlanırsa.

Vücuduma yabancı bir cisim yerleştirilmesi deneyimini iki kez yaşadım. 1988’deki birinci olay, manyetik rezonans görüntüleme tekniği ile bir kafa filmi çektirmeme yol açtı: Başımda, sol şakak lobumun ortasında küçük bir yansıma saptandı. Bu yansıma yapan nokta ya omurilik zarının sinir ucu kümesinden ayrılarak gözden kaybolmuş olan bir alanıydı ya da katı bir cisimdi. Aygıtlar bu ikisi arasındaki farkı gösteremiyordu. Ama her ne idiyse, onu cerrahi müdahaleyle keşfetme veya yerinden oynatma ihtimali söz konusu değildi. Böylece, bu cisim hakkında kafa yormaktan başka yapacak bir şeyim kalmamıştı. Acaba, aklımın birisi tarafından kontrol ediliyor olduğu anlamına mı geliyordu, yoksa bu yabancı cisim sayesinde gözleniyor muydum? Yerinden oynatılamadığına göre, ona katlanacaktım. Acaba, sonunda beni harap mı edecekti? Yoksa beyin tümörüm mü vardır veya bir tür beyin felci mi geçirmiştim? Bunlar, cevaplayamadığım ama cevap bulmaksızın katlanmak zorunda olduğum sorulardı.