DÜŞÜNCE GÜCÜ

DÜŞÜNCE GÜCÜ

Düşünceyi, bizzat kendimizden gelen fikirler yönünde imgeler, formpanseler (düşünce şekilleri ), oluşturmak için kullandığımız  kudret olarak tanımlayabiliriz. Başlıca melekemizdir; ve onu bizzat ruhumuzun istekleri doğrultusunda kullanabilecek seviyeye getirmekle yükümlüyüz.Bunu gerçekleştiremediğimiz müddetçe yanlızca dış etkilere bağlı bir yanılsama oluşturmaktan öteye geçemeyen bir seviyede yaşar gideriz.

    Ruhsal ekollerin bilgisine göre düşüncenin merkezi beyin değildir. Düşünce ruh varlığının (psişe, ruhsal ben) bir tezahürüdür.

    İlhamlar varlığın ruhsal cevherinden kaynaklanır. Hint teozofisinde bu kaynağa "buddhi" denir. Özümüzdeki kozmik bilgi de vicdan sesimiz, vicdani uyaranlarımız şeklinde varlığımızın bu derinliğinden etkide bulunur,hayat deneyimlerimiz hakkında bizi yönlendirir .

    Gördüğümüz şeyin ne olduğu hakkında hüküm veren bizim yüksek benimizdir.Görülen her ne ise, göz- görme siniri-beyindeki görme merkezi-esirî beden-astral beden-mantal beden yolunu izleyerek düşünüre (üst ben) ulaşır ve burada karar verilir. Örneğin: " Bu, şu boyda, şu renkte bir kedidir." Cevap da aynı yolla beyine gönderilir. Tabi bu adı geçen bedenler teozofların yapmış oldukları bir tanımlamadır. İnsan tek bir bütündür. Varlığının hiyerarşik bir kademelenme içinde çeşitli ,ancak birbirini tamamlayan işlevlere sahip titreşim boyutlarına anlayışı kolaylaştırmak amacıyla birtakım isimler vermişler ve tanımlamalar getirmişlerdir ,o kadar. Küçük Âlem olarak tanımladıkları insanın bu yapısının aynını Büyük Âlem' de , yani kâinatta da görürler. Klasik ruhçulukta  ise ruh -perispri- beden olarak geçer. Ruh ile fizik plan (ya da fizik beden ) arasında aracı rolünü üstlenen ,    perispridir. Teozofların mantal-astral-esirî bedenlerinin karşılığıdır.Sadıklar Planı tebligatında ise bunun karşılığı, ruhun madde ile irtibatını sağlayan, yani ruhu bedene bağlayan, "şuur sahası"dır. Ruhun titreşimsel tesirlerinin en seyyal maddesel düzeylerden en yoğun , en kaba düzey olan fizik beden seviyesine ininceye kadar giderek kabalaşan ve yoğunlaşan bir titreşim serisi tarzında oluşturdukları alandır.

    Şuur beyinle sınırlı değildir, beden dışında da mevcuttur. Perisprinin teozofların ileri sürdükleri biçimde esirî-astral-mantal bedenlere ayrılmadığını düşünen ruhçulara göre "şuur projeksiyonu", teozoflara göre de "astral seyahat" olarak tanımlanması gereken beden dışı deneyimi yaşamış olanlar bunu gayet iyi bileceklerdir. Beden dışında iken de gayet berrak biçimde düşünülebilir, karar verilebilir ve iradî  davranılabilir.

    Bazı ezoteristlere ve teozoflara göre hafızanın merkezi beyinde değil , bedeni sarıp sarmalayan ilk seyyal maddî  beden olan esirî bedenimizdedir.Hatta onlar her seyyal bedeni de kendi içinde yedi alt bölüme ayırırlar ve buna göre de hafızanın esirî bedenin en üst düzeydeki iki alt bölümünde yerleşmiş bulunduğunu, uyku ya da anestezi sırasında bu bölümlerin fizik beden ile irtibatının koptuğunu ve bu kaba madde topluluğundan oluşan bedende olup bitenlerin bilince yansımamasının ve anımsanmamasının da buna bağlı olduğunu ileri sürerler.Yine bu bilgilere göre esirî  bedenin alt beş bölümü organik yaşamın denetimini  ve devamını temin ederler.

    Düşüncelerin geneli hangi kanaldan besleniyorsa , varlık o realitenin insanı olur. Örneğin yanlızca hayatta kalma ve soyunu devam ettirme güdüleriyle yaşayan ve günümüzde dahi dünyanın kimi bölgelerinde rastlanabilen bazı vahşi insan tiplerinde - ki çok uygar bir kisveyle büyük bir kentte de yaşamını sürdüren kimi bireylerde- düşünceler arzular, tutkular ve heyecanlar planı olarak da tanımlanan astral planda çakılıp kalmış vaziyettedir. O varlık sadece arzuları ve tutkuları ile düşünür.Bir şeyi isterse onu elde etmek için öldürebilir. Kentte yaşayıp da kanunlar karşısında gücünün sınırlı olduğunu bilen uygar(!) olanı ise gücü yettiğince ve kılıfına uydurduğu ölçüde arzu ve tutkuları için elinden geleni ardına koymayacaktır.Vicdan mekanizması tesirleri yoğun katmanlarda emilerek etkisiz hale getirilir.Ancak her varlık gibi o da gelişecektir.  

  Mantal   plana doğru, yani şuur sahasının üst bölgelerine doğru vicdan sesi yoğunlaşır. Öze doğru, varlığın merkezine doğru elde edilen  ve mensubu olunan her seviye,aslî vatandan gelen uyarı ve tesirlerin idrakini kolaylaştıracak, vicdan, makûl  vicdan ve vazife realitelerinin kapısını aralayacaktır.