DÜŞÜNCE GÜCÜ

DÜŞÜNCE GÜCÜ

Düşünceyi, bizzat kendimizden gelen fikirler yönünde imgeler, formpanseler (düşünce şekilleri ), oluşturmak için kullandığımız  kudret olarak tanımlayabiliriz. Başlıca melekemizdir; ve onu bizzat ruhumuzun istekleri doğrultusunda kullanabilecek seviyeye getirmekle yükümlüyüz.Bunu gerçekleştiremediğimiz müddetçe yanlızca dış etkilere bağlı bir yanılsama oluşturmaktan öteye geçemeyen bir seviyede yaşar gideriz.

    Ruhsal ekollerin bilgisine göre düşüncenin merkezi beyin değildir. Düşünce ruh varlığının (psişe, ruhsal ben) bir tezahürüdür.

    İlhamlar varlığın ruhsal cevherinden kaynaklanır. Hint teozofisinde bu kaynağa "buddhi" denir. Özümüzdeki kozmik bilgi de vicdan sesimiz, vicdani uyaranlarımız şeklinde varlığımızın bu derinliğinden etkide bulunur,hayat deneyimlerimiz hakkında bizi yönlendirir .

    Gördüğümüz şeyin ne olduğu hakkında hüküm veren bizim yüksek benimizdir.Görülen her ne ise, göz- görme siniri-beyindeki görme merkezi-esirî beden-astral beden-mantal beden yolunu izleyerek düşünüre (üst ben) ulaşır ve burada karar verilir. Örneğin: " Bu, şu boyda, şu renkte bir kedidir." Cevap da aynı yolla beyine gönderilir. Tabi bu adı geçen bedenler teozofların yapmış oldukları bir tanımlamadır. İnsan tek bir bütündür. Varlığının hiyerarşik bir kademelenme içinde çeşitli ,ancak birbirini tamamlayan işlevlere sahip titreşim boyutlarına anlayışı kolaylaştırmak amacıyla birtakım isimler vermişler ve tanımlamalar getirmişlerdir ,o kadar. Küçük Âlem olarak tanımladıkları insanın bu yapısının aynını Büyük Âlem' de , yani kâinatta da görürler. Klasik ruhçulukta  ise ruh -perispri- beden olarak geçer. Ruh ile fizik plan (ya da fizik beden ) arasında aracı rolünü üstlenen ,    perispridir. Teozofların mantal-astral-esirî bedenlerinin karşılığıdır.Sadıklar Planı tebligatında ise bunun karşılığı, ruhun madde ile irtibatını sağlayan, yani ruhu bedene bağlayan, "şuur sahası"dır. Ruhun titreşimsel tesirlerinin en seyyal maddesel düzeylerden en yoğun , en kaba düzey olan fizik beden seviyesine ininceye kadar giderek kabalaşan ve yoğunlaşan bir titreşim serisi tarzında oluşturdukları alandır.

    Şuur beyinle sınırlı değildir, beden dışında da mevcuttur. Perisprinin teozofların ileri sürdükleri biçimde esirî-astral-mantal bedenlere ayrılmadığını düşünen ruhçulara göre "şuur projeksiyonu", teozoflara göre de "astral seyahat" olarak tanımlanması gereken beden dışı deneyimi yaşamış olanlar bunu gayet iyi bileceklerdir. Beden dışında iken de gayet berrak biçimde düşünülebilir, karar verilebilir ve iradî  davranılabilir.

    Bazı ezoteristlere ve teozoflara göre hafızanın merkezi beyinde değil , bedeni sarıp sarmalayan ilk seyyal maddî  beden olan esirî bedenimizdedir.Hatta onlar her seyyal bedeni de kendi içinde yedi alt bölüme ayırırlar ve buna göre de hafızanın esirî bedenin en üst düzeydeki iki alt bölümünde yerleşmiş bulunduğunu, uyku ya da anestezi sırasında bu bölümlerin fizik beden ile irtibatının koptuğunu ve bu kaba madde topluluğundan oluşan bedende olup bitenlerin bilince yansımamasının ve anımsanmamasının da buna bağlı olduğunu ileri sürerler.Yine bu bilgilere göre esirî  bedenin alt beş bölümü organik yaşamın denetimini  ve devamını temin ederler.

    Düşüncelerin geneli hangi kanaldan besleniyorsa , varlık o realitenin insanı olur. Örneğin yanlızca hayatta kalma ve soyunu devam ettirme güdüleriyle yaşayan ve günümüzde dahi dünyanın kimi bölgelerinde rastlanabilen bazı vahşi insan tiplerinde - ki çok uygar bir kisveyle büyük bir kentte de yaşamını sürdüren kimi bireylerde- düşünceler arzular, tutkular ve heyecanlar planı olarak da tanımlanan astral planda çakılıp kalmış vaziyettedir. O varlık sadece arzuları ve tutkuları ile düşünür.Bir şeyi isterse onu elde etmek için öldürebilir. Kentte yaşayıp da kanunlar karşısında gücünün sınırlı olduğunu bilen uygar(!) olanı ise gücü yettiğince ve kılıfına uydurduğu ölçüde arzu ve tutkuları için elinden geleni ardına koymayacaktır.Vicdan mekanizması tesirleri yoğun katmanlarda emilerek etkisiz hale getirilir.Ancak her varlık gibi o da gelişecektir.  

  Mantal   plana doğru, yani şuur sahasının üst bölgelerine doğru vicdan sesi yoğunlaşır. Öze doğru, varlığın merkezine doğru elde edilen  ve mensubu olunan her seviye,aslî vatandan gelen uyarı ve tesirlerin idrakini kolaylaştıracak, vicdan, makûl  vicdan ve vazife realitelerinin kapısını aralayacaktır.

 DÜŞÜNCE HER PLANDA YARATICIDIR

 Buna fizik plân da dahildir. Zaten bizler şimdiki halde fizik boyutta bedenlenmiş ruh varlıkları olmamız nedeniyle, uranien ve ktonien olarak da isimlendirilen göksel ve yersel tesirlerin tam bir bitişme noktası gibiyiz.Ve özümüzün aşağıya yansıttığı kozmik bilginin tezahürlerini, daralmış şuur yapımızla ancak fizik planda seçebilmek ve tavır almak durumundayız. Yaratıcı olan düşünce, ruhtan gelen bu eril tesir, varlığın bedenlenmiş halde bulunduğu maddesel vasatın yasa ve icaplarına,ve titreşim seviyesine uygun olarak başlangıçtan itibaren oluşturulmuş bulunan formlara da uyum sağlayabilecek şekilde birtakım düzenlemeler yapar. Buna göre, yaratılmış olan ve meydana gelmekte olan her ne var ise, hepsi de ruh varlığının imgeleminin bir eseridir.

  İnsan gayet kuvvetli düşünerek kendini hasta edebilir. Çünki düşüncenin meydana getirdiği formlar şuur sahamızda, ya da teozofun lisanıyla söylersek, mantal ve astral bedenlerimizde hayat bulur, beslenmeye devam ederse giderek kuvvetlenir, netlik kazanır ve evolüsyon-envolüsyon yasasının da bir icabı olarak kendini mutlak surette fizik  bedende - ya da planda - tezahür ettirmek amacıyla esirî beden - ya da plan - aracılığıyla o forma uygun bir basınç oluşturur. Nitekim durugörürler bir hastalığı henüz bedende ortaya çıkmadan evvel  eterik, astral   ya  da   mantal bedende ( ya da  aurada  , perispride, şuur sahasında ) saptayabilmektedirler. Kirlian fotoğrafçılık  tekniğiyle de aynı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Tam tersine olarak, yine kuvvetli bir düşünce ile iyileşmek de gerçektir.

    Düşünceler zayıf ve kuvvetli olarak ikiye ayrılırlar. Aktif -pasif, süreli - kısa,biçimli - biçimsizdirler ve teozofların (özellikle Leadbeater ve Besant ) tespitlerine göre astral ve mantal planda ( ruhçuluğa göre spatyom maddesinde ) formpanseler ( düşünce şekilleri ) meydana getirirler.Durugörü kullanılarak bu düşünce şekillerinin oluşumu gözlemlenmiş ve şunlar saptanmıştır :

     Bir düşünce astral bedende bu bedeni teşkil eden taneciklerden oluşan  bir titreşim girdabı meydana getirir.Bir düşünce şekli oluşur, auradan dışarı yansıtılır ve havada dalgalanır. Şayet kesin bir amacı varsa doğruca buna yönlenir. Bir formpanse kendisini yaratan kaynağın etkisi sürdükçe yaşar.Aksi takdirde , neşriyat gücüne bağlı olarak bir süre yaşar ve yavaşca eriyip kaybolur.Ve oluştuğu plana maddelerini iade eder ( tıpkı fizik beden gibi ). Birtakım köklü inisiyatik  ve kadim gelenekler ve kutsal öğretiler bu nedenle çok uzun süreler, hatta giderek daha da güçlenerek etkilerini devam ettirmişler ve  halâ  da ettirmektedirler. Çünki yaratan kaynağın etkisi çok güçlüdür.

      Pek çok kişi bazı  fikirlerinin nereden geldiğini anlayamazlar . Kamuoyunu oluşturan,bir ülkenin ya da tüm dünyanın realitesi dev bir formpanseler ordusu gibidir.Bazı insanlar birtakım şeylere körü körüne inanırlar.Ama bu , asla üzerinde düşünüp de bir karara varmış oldukları için değildir.O sırada genel bir formpanse akımının etkisine boyun eğmektedirler , o kadar... Medya bunu bilerek ya da bilmeyerek kullanmakta ve toplumun neyi nasıl  düşünmesi ve istemesi veya reddetmesi yönünde çok güçlü bir telkin oluşturabilmektedir.Böylelikle çok güçlü ve devasa formpanseler meydana gelebilmekte ve bunlar da bireysel düşünceleri boğarak onları belli bir kalıba sokabilmektedir.

      Kezâ, küçük çocuklar da büyüklerin ürettikleri formpanselere karşı son derece hassas ve edilgendirler. Bunların astral bedenleri henüz çok duyarlı ve kolayca yoğrulabilir bir yapıdadır.  Başkalarının düşüncelerini adeta bir sünger gibi emerler.Çocukları kirli düşüncelerin gezindiği ortamlarda tutmak çok sakıncalıdır.Onların henüz çok saf olan auraları karanlık lekelerle, kir ve paslarla kaplanır ve bunlar gelecekteki  kin ,nefret,hırs,tutku ve yalan tohumlarını oluştururlar.Sorumlusu da tabii ki farkında olsak da olmasak da bizler oluruz."Ağaç yaşken eğilir" deyişi aslında bu mekanizmayı açıklar.Dünya realitesinde kimi aşırı görüş ya da akımların en uç temsilcilerinin henüz çocukken ele alınıp yoğruldukları ve her ne olursa olsun bir ömür boyu o işin bir neferi olmaktan vazgeçemedikleri bilinmektedir.Bu, o insanın şuur sahasında çok küçükken güçlü bir şekilde ekilmiş olan tohumların - formpanselerin- etkisidir.

       Bir çocuğu ya da yetişkin bir  insanı  kötü bir huy ya da bir noksanlıktan kurtarmak için düşüncesini iyi vasıfları üzerine sabitlemek gerekir.

Böylece bu iyi nitelikler daha bir güç kazanacaktır.Eksik tarafını düşündürmek ise bunları kuvvetlendirir ve yeni kusurların doğmasına da neden olabilir.

       Pek çok karmik bağlar formpanseler tarafından yaratılır. Bir kin düşüncemiz şayet çok güçlü ise ve biz de onu farkında olarak veya olmayarak besliyorsak,fizik planı sarıp sarmalamış bulunan astral boyutta güçlü bir formpanse meydana getirecek , bu da kendini tezahür ettirebileceği uygun süjeler arayacaktır.Aslında bunların ilk kurbanı da bizzat kendimizizdir ( bumerang etkisi ). Şayet dışarılaştırdığımız bu negatif form cezbolduğu başka fertlerden birini etki altına almış ve söz gelişi onu bir cinayet işleme noktasında kendi iradesine yenik düştüğü o son itici güç rolünü oynamışsa, o kişi bizim şuursuz , yani kendisi de bunu bilmeyen bir düşmanımızdır artık.Bu mekanizma , gelecekteki dost ve düşmanlarımızı hazırlamaktadır.Çünki pozitif duygu ve düşüncelerimiz de astralde oluşturdukları formlarla bizim hiç haberimizin bile olmadığı, dünyanın bizden çok uzak bölgelerinde yaşayan kişilere çok yapıcı etkilerde bulunmaktadır.

        Formpanseler üç aşamada oluşurlar :

                 1) Kuvvetli titreşim ; 2) Formun dışarı atılması ; 3) Bu formun, astral ya da esirî planın kendi içindeki mekanik sisteminin işleyişini temin eden zekâ - okültistler buna elementaller adını verirler- tarafından ele geçirilip hayat bulması.

       Yine teozofların ifadelerine göre , formpanseler   astral ya da mantal seviyededirler. Mantal iseler biçimleri daha net, arı, açık ve ışıltılı renklidirler.Astral düzeyde olanları daha koyu, daha az cazip,hatta bazen korkutucu olarak tanımlanmaktadır. Bu sonuncuların geri seviyeli duyguların, hırs ve kinlerin bir ürünü oldukları bellidir. Bu nedenle, hayatta duygularımızın seviyesini yükseltmek bizler için yaşamsal bir öneme sahiptir. Batı' da , Noel' den önceki iki gün boyunca kimi durugörürler gökyüzünde geyiklerin çektiği hediyelerle dolu kızağına binmiş süzülen Noel  babalar görürler . Bunun çocukların ürettikleri formpanselerden oluşan harika bir gösteri olduğu ileri sürülür.

       Aklı sürekli belli bir düşünce ile meşgul olanlar bunun gücünü ve süresini arttırırlar ve buna bağlı   olan formpanse de çok daha kolay ürer. Formpanseye renk veren unsur, duygulardır.Düşüncenin güçlü oluşu ise şeklin net ve belirgin olmasını sağlar.Düşünce güçsüz ise biçim flu olur.Güçsüz düşüncelerin oluşturduğu formlar kaynaklarından uzaklaşamazlar. Şekilleri de belli belirsiz, sanki bulut gibidir.  Güçlü düşünceler ise yayın merkezlerinden çok uzaklara kadar ulaşıp etkide bulunabilirler.Başkalarının astral ve mantal bedenleri üzerinde ısrarla baskı oluştururlar. O ferdin aurasından yayılan titreşimlerle aynı seviyedelerse,taşıdıkları etkilerin aynını - pozitf ya da negatif- o şahısta uyandırırlar. Örneğin, bir öfke düşüncesi, buna açık bir şahısta, taşıdığı hiddet potansiyeli oranında bir öfke yaratabilir.    Kimi toplumsal olaylarda bunu gözlemlemek gayet kolaydır. Bir sevinç ya da öfke seli bir anda tüm bir kitleyi etkisi altına alıp sürükler.Gerçek bir inisiyatik terbiyeyi alıp sindirmiş bir medyomun, diğerlerine kıyasla , görünmezden gelen her türlü etkiyi ayırdedebilip bunların oyuncağı olmama vekontrol altına alma  becerisini elde etmiş olduğu  bir gerçektir.        

      Eşyaların, bizi çevreleyen nesnelerin de formpanseleri biriktirmek gibi bir özellikleri vardır. Teozoflar ve okültistler bunu eterik maddeyi kaba maddeye sindiren elementallerin bir işlevi olarak izah ederler.Ruhçuluğun deneysel çalışmalarında yer tutan psikometri, eşyanın bu yeteneğinin  değerli kanıtlarını ortaya koyar.      

Bir ev , içinde yaşamış olan insanların zihinsel ve duygusal titreşimlerini barındırır. Bazı odalar veya daireler daha önceki kiracıların ruh hallerine bağlı olarak karanlık fikirleri,diğer bazıları ise iyilik ve sevinç fikirlerini neşrederler.Kutsal olarak kabul edilen ve bu duygu ve düşüncelerle ziyaret edilen mekanların yapıcı enerjisi, yıllardır ve belki de asırlardır orayı yüksek bir ruh hali içerisinde gezen varlıkların yayınladıkları düşünce formlarını barındırmalarından da kaynaklanır.   

Sahaflardan alınan kitaplar  da daha önceki okuyucunun ruh hallerinin titreşimlerini, ve kitabın yazarının formpanselerini saklarlar. Sanat eserlerinin de bu anlamda çok büyük etkileri vardır. Tablolar kendilerini seyredenleri ve civarlarında kalanları etkilerler. Çünki sanatçının ortaya koymak istediği fikri ve bazı iyi ya da kötü fikirlerin dışavurumunu temsil ederler. Soyut resim daha etkindir. Çünki genellikle yaratıcısının ruhsal sembolizmini temsil eder.Bazı sanatçıların kompleksleri ve şuuraltlarındaki karmaşa, tablolarında ortaya çıkar.Kendileri de bunun pek farkında değillerdir, çoğunlukla büyük bir iş başardıkları iddiasındadırlar. Ancak eserleri kendilerinde kalmalı , dışarıda satılmamalıdır.Tabii bu yanlızca resim değil bütün sanat dalları için aynıdır.  Eski mimarî yapıların ve kutsal tapınakların pozitif etkileri ,bunları tasarlayanların, inşa edenlerin ve temas edenlerin bütün bu etkinlikler esnasındaki ruh hallerinden kaynaklanır. Tabii ki bir de  şimdilerde artık unutulmuş olan telürik,yani yerden gelen , toprakla ilgili tesirlerin de hesaplanması meselesi vardır o dönem yapılarında...

      Düşünceler ne kadar yüksek seviyeli olursa etki alanları da o denli geniş olur. Korku düşünceleri ise çok tehlikelidirler. Çünki zulmün doğmasına neden olurlar. Örneğin , Ortaçağın engizisyon uygulayıcılarının aslında son derece korkak insanlar oldukları, ve kendileri için tehlike arzeden hususlar ortadan kalktıktan sonra zulme giriştikleri belirtilir.Kezâ her türlü zalim ve gaddarca davranışın temelinde daha önce yaşanmış

, ancak artık bir tehdit unsuru olabilmekten uzak bir tehlikeye karşı hissedilmiş korkuların oluşturduğu negatif düşünce formlarının yattığı ifade edilir.

   Bir anne tarafından uzakta bulunan çocuğuna, ya da gerçek bir dost tarafından bir kişiye yollanan bir koruma ve şefkat yüklü düşünce gerçek bir çoban köpeği gibidir. Bu düşünce çocuğu terketmez, onu negatif düşüncelere karşı korur ve hatta bu çocuğun varsa düşmanlarını bile etkileyip güçlü bir koruma sistemi oluşturur.

    Formpanseler, yani düşünce şekilleri, binlerce , milyonlarca insanı etkisi altına almakta, bazıları bunların temelindeki ana fikri kendileri de yeniden üretmekte, diğer daha az etkiye açık kimileri ise bunları kendi düşünceleri ve manevî tavırları doğrultusunda deforme etmekte, dönüştürmektedirler.Böylece, örneğin bir cinayet işleme düşüncesi, gelişmiş bir insanın aurası tarafından reddedilecek, burada kendine uygun geri seviyeli titreşimleri bulamayacaktır. Ancak cinayet ve intikam duygularıyla yüklü bir diğerinin aurası bunları cezbedecektir.Ayrıca mânen zayıf yapılı ve savunmasız bazı insanlar da bunların etkisine mâruz kalırlar." Öidürmek istemiyordum, yanlızca korkutmak istemiştim.Ancak ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bir güç beni itti. " sözlerini duymuş veya okumuş olanımız çoktur.Burada formpanseler bardağı taşıran son damla olmuştur. Böylece genelde öfkeli ancak hiç de cinayet işleyemeyecek yapıda bir insan adam öldürebilmiştir.Çok kederli bir zat da korku, elem ve ümitsizlik taşıyan formpanseler tarafından intihara sevkedilebilir.

       Bütün bu verilerden hareketle her bir ferdin kendisini çevreleyen varlık alemi nezdindeki sorumluluğunun ne denli hassas dengelerin  kontrolünü  de içerdiği ortaya çıkmaktadır.Bir sevinç ve neşeden hayat bulmuş formpanse, ümidini yitirmiş kimi insanlara muazzam yardım edebilir. Adalet yüklü bir diğeri ise adalet dağıtıcılarına arı,temiz ve adil bir karar verdirtebilir.Derin ve dünyayı kucaklayan bir kardeşlik düşüncesi, tüm dünya politikacılarının mücadelelerinden çok daha etkili olabilir. Burada toplumun genel duygu ve düşünce yapısını etkileyen tüm sektörlerin, en başta medya olmak üzere tüm ülke aydınlarının, sanatçılarının ve tabii ki yöneticilerin sorumlulukları büyüktür. Bir ulusu oluşturan fertlerin en küçüğünden en yaşlısına varıncaya kadar hepsinin duygu ve düşünce atmosferini ne tür formlarla doldurmakta olduklarının bilinç ve sorumluluğuyla hareket etmeleri elzemdir.Bu mekanizma öylesine etkindir ki,bir kişi tarafından düşmanına muntazaman yollanmış gerçek bir sevgi düşüncesi onun kinini azaltır , hatta yok bile eder. Gelin bunu bir de uluslara uygulayın. Bir " yurtta sulh, cihanda sulh " düşüncesinin nelere kâdir olduğunu düşünün, yeter ki hakkıyla uygulanabilsin.

       Deneysel ruhçuluğa göre spatyomdaki bir bedensiz varlığın dünyadaki bir bedenliyi ona hükmedecek denli etkisi altına alması olarak tanımlanan obsesyon olgusunda da asıl sorumluluğun obsesyona maruz kalanda olduğu düşünülür.İnsan başka bir bedensizin tasallutuna uğrayabileceği gibi,kendi ürettiği ya da dışarıdan kendisine yönlenen ,ancak sahip olduğu auranın titreşim düzeyi nedeniyle cezbetmiş olduğu düşünce formlarının da etkisi altına girebilir.Gün içindeki neşriyatımızdan hayat bulmuş olan formlar şayet belli bir amaca yönlendirilmemişlerse çevremizde dolanıp dururlar ve aynı cinsten bir düşünceyi üretmemizi beklerler. Bu gerçekleştiğinde de derhal ondan beslenirler, güç kazanırlarve şayetiyi de muhafaza edilmişlerse giderek bize hakim olmaya başlarlar.Bu da bir obsesyondur.Örneğin Ortaçağ' daki şeytan tezahürlerinin ve şeytandan kaynaklandığı idda edilen sinir hastalıklarının böyle  devasa ve iyi beslenmiş bir düşünce formunun - ve tabii ki ondan yararlanarak yarım kalmış maddesel arzu ve tutkularını bedenlilerde tatmin etmeye çabalayan bedensiz obsedörlerin -eseri olduğu belirtilir. Benzer bir örneği de 2. Dünya Savaşı öncesi Almanya'sında görürüz.Orada da ülkeyi yönetenler Versailles antlaşmasının tüm kötülüklerinkaynağı olduğuna ve ülkenin dört bir yanının düşmanlarla çevrili bulunduğuna halkı inandırmışlar, çok güçlü ve muazzam bir düşünce formu meydana getirmişlerdir.Bu   devasa varlık kendi alanına önce zayıf, istkrarsız ve karasız yapıdakileri çekmiş, ardından onların katılımıyla daha da bir beslenip güçlenerek bu kez  en bilgili, görgülü ve sağduyu  sahibi olanları etkisi altına almıştır.Öylesine ki , ene aklı başındakiler bile tüm yapılanların doğruluğuna ve Hitler'in kusursuzluğuna inanmışlardır. Böylesi bir düşünce formuna okült dilinde "egregor" denir. Bu sözü geçen egregorun etki alanı , kimilerine göre binlerce kilometrekareyi kapsıyordu.

       Edebiyatla uğraşanların durumu da ilginçtir.Bir durugörü medyomu bir yazarı, özellikle de bir romancıyı incelemeye aldığında, yarattığı tüm karakterlerin fazilet ya da geri seviyeli eğilimleriyle birlikte onun çevresinde  cirit attıklarını görebilir. Bunlar güçlenirlerse ,yazarı değişik yönlere sevkedebilirler. Romancımız başta kurgulamış olduğu planın dışına çıkar. Şayet çok kin ve nefret dolu karakterler ise yazarı obsede bile edebilirler. Günümüzdeki pek çok filmlerin, bunlara yazılan senaryoların,tiyatro oyunlarının,bu tip bir geri seviyeli etkinin meyvesi olduklarını anlamak zor değildir. Bedenini terketmiş bazı yazarların ( örneğin,Charles Dickens ) dünyada bedenli halde bulunan bazı yazarların fikirlerine etki etmeleri  de spirit literatürde yer bulmuş bir olgudur.

 GERİ DÖNÜŞ ŞOKU

  Tüm düşünceler, milyonlarca insanın aurasıyla uyumlu olabilirler.Ancak bu uyum tam ya da yarımdır.Bir fikir tamamen de kabul edilip benimsenebilir, bir kısmı alınıp geri kalanı reddedilebilir de. Bu geri yollanan formpanse kendisini yaratan sahibine döner  gelir. Yani olumlu ya da olumsuz her düşüncemiz bir şekilde bize geri döner ve etkide bulunur.Büyüyü kullananlar, kara maji yapanlar için bu,"geri dönüş şoku"dur.

Bu sistemde , maji yapanın negatif ve tahripkar düşünce formu kurbanına doğru yıldırım hızıyla gider. Şayet kurban olarak seçilmiş kişi mantal planda faaliyette ise , yani duygu ve düşüncelerini yüksek seviyelere taşımış ve şuur alanının yüksek düzeyli duygu ve düşüncelere denk gelen titreşimleriyle sempatize bir durumdaysa bu formdan etkilenmez.Formpanse geri döner ve aynı etkiyi bu kez sahibi üzerinde gerçekleştirir.Kurban için ne tasarlanmışsa , buna büyüyü yapanın kendisi maruz kalır. Tam tersi de sevgi dolu bir formpanse için geçerlidir. O da şayet ulaşacak uygun bünyeyi bulamazsa geri dönecek ve sahibini ihya edecektir.Mutlaka maji ile uğraşmaya gerek yok , hepimiz her an aynı şeyleri bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapmakta ve olumsuz veya olumlu etkilerini yaşamaktayız.

         "Kendini Bil " uyarısının bir anlamı da budur . Yani kendinden olan ile olmayanı ayırdedebilmek...Dışarıdan empozisyon olarak bize dayatılmış olanla bizzat kendi özümüzden kaynaklanmış olanı fark edebilmek yetisi...Kendi düşüncelerini üreten ve seçen insan  mantal bedenini geliştirir ve tüm insanları yükselten fikirlerin babası olur.

     Ürettiğimiz düşünce formlarının spatyomdaki bedenini terk etmiş olanlar üzerinde de çok büyük etki sahibi olduğu bilinmektedir.Ayrıca bedensel rahatsızlıkların düşüncelere , bu düşüncelerin de yeniden beden üzerine tesiri vardır. Bu nedenle kendi kendine olumlu telkinde bulunmak , tüm kara düşünceleri atmak, kendini iyi durumda görmek ve tüm gününü bu aurayla geçirmeye çalışmak büyük önem arzetmektedir.

 Düşünce formları bir ya da birçok renge sahip olarak tespit edilmişlerdir.Bu renk onları yaratan duygudan kaynaklanır. Teozoflara göre astral planın (ruhçuluğa göre spatyomun ) aşağı bölgelerinde renkler koyudur. Burada boy gösterenler tutku ve egoizm kaynaklı düşünce formlarıdır. Besant ve Leadbeater'in tasnifine göre düşünce formlarının onları yaratan duygu ve düşüncelerin karşılığı olan renkleri şöyledir:

SİYAH : Kin ve kötülük.  KOYU KIRMIZI : Öfke , geri nefsaniyet.  ESMER( KAHVERENGİ) : Cimrilik. 

KOYU GRİ : Egoizm.  KARANLIK GRİ: Depresyon. SOLUK GRİ: Korku.

YEŞİL-GRİ : Aldatma arzusu. KOYU GRİ (KIRMIZI ŞİMŞEKLERİ VAR): Kıskançlık.

KOYU TURUNCU: Kibir ve hırs. AÇIK TURUNCU: Öğrenme isteği.

AÇIK SARI: Yüksek fikrî vasıflar. KIRMIZILI SARI: Egoistçe fikrî vasıflar.

KİRLİ ve KOYU MAVİ: Egoist dinî duygular. AÇIK ve TEMİZ MAVİ: Saf dinî duygular. 

LEYLAK RENGİ :Yüksek ruhaniyet . 

AÇIK ve SOLUK PEMBE: Saf sevgi. KİRLİ PEMBE: Hırs, egoist istek. AZUR MAVİ: Derin dindarlık. 

SOLUK YEŞİL: Sempati.

 Ayrıca fizik üstü planda yukarılara doğru yükselindikçe düşünce formu renklerinin daha açık ve parlak hale geldiği, biçimin de giderek kaybolduğu belirtilmektedir.

 Tüm bu bilgiler ışığında insanın bir görevinin de hem kendi hem de tüm insanlığın hayrına olmak üzere günlük hayatında zihnine dolan  düşünceleri sabır ve sebatla incelemek, iyisini kötüsünden ayırmak, geri olanları reddetmek, kendindeki geri duygu ve düşüncelerin seviyesini ise yükseltmeye çalışmak olduğu sonucu çıkmaktadır.