Günlük Yaşamda Yaratıcılık Uygulamaları

Günlük Yaşamda Yaratıcılık Uygulamaları

ÇAĞIMIZ İNSANI gelişiyor, hem de büyük bir hızla... Zaman kavramı ise akıllara durgunluk verebilecek bir şekilde hızına hız katmaya devam ediyor. Birçoğumuz, gün içinde birçok şeye yetişmeye zorlandığımız için zamanı kullanma konusunda özel yöntemler uygulamaya, bu konuda bireysel beceriler geliştirmeye başladık.

Kendimizi çağın yeniliklerine adapte edebilmek için elbette hepimizin yaptığı çok şey var. Gerek kendiliğinden, koşullar gereği ortaya çıkan beceriler, gerek bilinçli olarak “Bu konuda neler yapabilirim?” “Kendimi nasıl bu çağın akışına uygun hale getirebilirim?”e verdiğimiz yanıtlar bizi içsel ve dışsal olarak yeni yapılandırmalara doğru hızla itiyor.

Bu itiliş sonucu yaşadığımız temel zorlukların başında ise “yeniliklere nasıl daha açık olabilirim?” sorusunun yanıtını günlük hayata uygulayabilmek geliyor. Çünkü herhangi bir şeyin artık değişmesi gerektiğini bilmek başka bir şey, o değişimi hayata uygulayabilmek ise çok daha başka bir şey. Bu noktada, bugüne kadar süregelen alışkanlıkların kısmen ya da tamamen ortadan kalkması, değişime uğraması konusu ortaya çıkıyor ki, bu da kolaylıkla gerçekleşebilen bir olgu değil. Ancak üzerinde şuurlu ve düzenli çalışma ile gelişebilen bir süreç.

Yeniliklere daha açık hale gelmek demek, birçok konuda daha esnek bir zihin yapısına sahip olmakla doğru orantılı. Doğru niyet ve doğru istekle yola çıkıldığı takdirde belirli bir amaca ulaşabilmek için yaşımız, sosyal statümüz, iş kimliğimiz ne olursa olsun ve hatta bugüne kadar deneyip başarısız olduğumuz bir konu olsa bile istediğimiz herhangi bir şeyi öğrenmek ya da şu an bildiğimizden, yapabildiğimizden daha iyi bir duruma gelmek mümkün.

Yapılan önemli araştırmalar, zayıf olduğunu iddia ettikleri alanlarda iyi öğretmenler tarafından eğitilen kişilerin bu alanlarda birdenbire çok daha güçlü duruma geldiklerini gösteriyor.

Bu durumu uzun süre kullanılmayan kasların zayıflamasına benzetmek mümkün. Ancak bu kaslar bir süre kullanıldığında güçlerini yeniden kazanırlar.

Elbette araştırma sonuçlarının hepsi bu kadar değil. İnsanların daha önce zayıf oldukları alanda güçlenmelerinin yanı sıra, bir başka ilginç bulgu ise, “zihinsel kasın” yerini bulmasıyla, diğer “zihinsel kaslar”ın performanslarını artırmaya başlamalarıdır.

Bu nedenle örneğin, betimleme ve resim konusunda zayıf olan insanlar, bu alanlarda yetkin olacak şekilde eğitildiklerinde kelimeler konusunda ustalaşmaya, sayılarla daha iyi oynamaya ve daha yaratıcı olmaya da başlarlar. Benzer şekilde sayısal beceriler konusunda zayıf olan kişiler bu alanda güçlenecek şekilde eğitildiklerinde, hayal güçleri ve müzikal yetenekleri de gelişme gösterir.

Tanınmış nörolog Dr. Candace Pert’e göre “... zeka sadece beyinde değil bütün vücuda dağılmış hücrelerde yer alır... Duygular da dahil olmak üzere zihinsel süreçlerin vücuttan geleneksel olarak ayrı tutulması artık geçerli değildir.”

Bu durum, beynin sol ve sağ taraflarının birbiriyle sohbet ettiklerini düşünmek gibi bir şey... Sol beyin aldığı bilgileri kendine göre işler ve sağ beyne geri gönderir. Bu böyle devam eder. Bu süreç sayesinde beyin sinerjik bilgileri biriktirir ve farklı unsurları kullanarak bunları entelektüel ve yaratıcı gücüne ilave eder.

Öyleyse kısaca şunu söyleyebiliriz ki, yaratıcı olmak için büyük ya da özel bir beyne ihtiyacımız olmadığı gibi çok zeki ya da yüksek IQ’lu olmamıza da gerek yoktur. Bu konuda çoğu uzman şu ortak noktada birleşiyor: Akla hayale gelebilecek tüm niyetler ve amaçlar bakımından, insan beyninin kapasitesi sınırsızdır. Yani beynimiz sandığımızdan çok daha iyi bir durumda.

Her şeyden önce, herhangi bir süper bilgisayardan daha esnek ve çok boyutludur.

Hayatımız boyunca her saniyede yedi şeyi öğrenebilir ve daha da çok öğrenecek yeterli yeri bulunur.

Eğer doğru şekilde kullanılırsa yaşlandıkça gelişir.

Beynimiz sadece kafamızda değildir.

Hemen hemen sınırsız sayıda nöron bağlantısı yapma kabiliyetine veya düşünce potansiyeline sahiptir.

Belli bir yaştan sonra beyin hücrelerinin sürekli ölmekte oldukları elbette doğrudur. Ama beyni daha çok kullandıkça yaş ilerlemiş olsa bile çok daha fazla sayıda sinirsel ya da sinaptik bağlantı kurulduğu da doğrudur; düşünme ya da zihin gücü dediğimiz şey işte budur. Düşünme kapasitesi ancak kullanılarak gereken düzeye yükseltilebilir. Sadece bilinçli düşünme süreci değil, insanoğlunun başarılarında aslan payına sahip olan bilinçdışı süreçleri de etkileyebilir. Tek sınır, hayal etmeye cüret edebildikleriniz ve hayal gücünüze olan güveninizdir.

Yaratıcılık, ilham parıltıları ve imgesel sağ beynin düşünme gücü söz konusu olduğunda şu önerme hemen hatırlanmalıdır: “Bir şeyi herhangi biri yapabiliyorsa ben de yapabilirim.” Zen düşüncesinde performansın zirveye çıkarılması açısından daha da önemli bir nokta vardır: “Herhangi bir şeyi iyi yapabiliyorsan, her şeyi iyi yapabilirsin.”

Günlük yaşamda yaratıcı düşünmeye başlamak için yapılabilecek birçok uygulamadan söz edebiliriz. Bunlardan sadece birkaçı şöyle sıralanabilir:

 

* Olaylara farklı bakın. Hatta nesnelere de farklı bakın. Eğilin ve bacaklarınızın arasından bakın. Bir sandalyenin ya da yüksekçe bir şeyin üzerine çıkıp oradan bakın. Sonra aynı olaylara yine farklı açılardan bakmayı deneyin. Son olarak ilk bakış açınıza dönün ve ilkiyle arasındaki farkları gözlemleyin.

* Bir durumun bazı yönlerini değiştirin: Örneğin, patronunuz işe yeni başlayan yardımcınız olsaydı; herhangi bir işe başlamadan önce kesinlikle başaracağınızı biliyor olsaydınız; dünyadaki en iyi insanlar size danışıyor olsalardı NE OLURDU?

* Bağlamı değiştirin; İş yerinde yaşadığınız bir olay ya işin dışında, diyelim ki bir arkadaş toplantısında olsaydı? Ya farklı bir kültür ya da ülkede olsaydı? Ya 10 yıl önce geçmişte ya da 15 yıl sonra gelecekte olsaydı?

* Daha önce fark etmediğiniz şeyleri görmeye veya aynı şeyleri farklı bir ışıkta görmeye başlamak için günlük ve haftalık rutinlerinizi değiştirin.

 

Bir diğer açıdan dikkat çeken nokta şudur ki, kendimizi gevşemiş ve güvende hissettiğimiz mekanlarda daha fazla ilham alır, daha yaratıcı oluruz. Örneğin, işle ilgili en önemli fikirler şirketteki çalışma odalarının dışında, çoğunlukla akşamüstü ya da hafta sonu ortaya çıkar. Atılımlara yol açan pek çok fikir gece yarısı doğar, ayrıca sabahın erken saatleri de bu açıdan oldukça bereketli zamanlardır.

Herhangi bir konuyla ilgili uygun zihin haline girmek için hepimizin farklı yolları vardır ki buna “anchor” ya da belli bir hale çapa atma diyoruz. Bazılarımız işe konsantre olmak için bol sütlü sıcak bir fincan kahveye gereksinim duyarken, bazılarımız için bilgisayarın açma düğmesine basmak yeterli olacaktır. Ya da çok bunaldığımız bir anda duyduğumuz bir müzik parçası veya gördüğümüz güzel bir manzara resmi bizi önümüzdeki ilk tatille ilgili değişik planlar yapmaya yönelik bir zihin haline hemencecik sokuverecektir.

Aynı durum yaratıcılıkla ilgili bir zihin haline ulaşmak için de geçerlidir. Kimi insan fikir alışverişini tercih ederken kimileri kendi başlarına daha üretkendir. Bazı insanlar büyük bir sorunla veya bunalımla ya da yoklukla karşı karşıya kaldıklarında olağanüstü yaratıcı hale gelir, sanki yaratıcı dehaları böyle önemli durumlar için yedekte tutulmaktadır. Çoğu kişiye göreyse yaratıcılık tesadüfen ortaya çıkar ve daha sıkı çalışmaktan etkilenmez. Benzersiz beyinlerimizin her bir kişiliğin özgünlüğünü, yetişme koşullarını, hoşlandıklarını ve hoşlanmadıklarını yansıtması hiç de şaşırtıcı değildir.

Diğer insanların görmediklerini görmek, günlük olaylara farklı bir bakış açısıyla bakmak, yaratıcı olmanın anahtarıdır.

Birçok farklı faaliyet alanında, geçmişte ve günümüzde üst düzey performans sergileyen kişiler üzerinde yapılan araştırmalar, yaratıcı düşünmenin dünyanın her yanında geçerli olan bazı özelliklerini göstermektedir. Sizler de bunları kendi durumunuza uygulayabilirsiniz:

 

* Gergin ve endişeli değil de gevşemiş olduğumuzda genellikle daha çok fikir üretiriz.

* Yaratıcı içgörüler ve akış halleri sıkıntıdan çok zevkle ilişkilidir. Yani çok sıkı çalışma gibi görünen bilinçli düşünmenin aksine çoğu insan kendiliğinden ortaya çıkan beyin dalgalarından hoşlanır ve hiç çaba harcamadıkları yüksek performans akışlarını zevkli bulur.

* Yüksek yaratıcılıkla ilgili çoğu durumda kişi ilk önce fikirleri beklemeye başlar, bilinçdışı zihninin ihtiyacının da bunları üreteceğine güvenir ve kendi içsel yaratıcılığına, becerilerine inanır.

* Yaratıcı insanlar, yaşam tarzları açısından, bu tür düşünmeye yer açmayı öğrenmişlerdir. Örneğin, kişi daha fazla gevşeyip olaylardan ve insanlardan daha sık uzaklaşmanın üretkenliği artırdığını öğrenmiş olabilir.