İlişkilerimiz Auramızı Nasıl Etkiliyor?

İlişkilerimiz Auramızı Nasıl Etkiliyor?

İlişkiler insanların biraraya gelerek bir enerji alışverişi yaşanması içindir, ama karşılıklı savunmalar yüzünden genellikle bu sevgi enerjisinin akışının gerçekleşmesini engelleriz. Bu savunma mekanizmalarımız auralarımızda açıkça görünmektedir. Ya kaçarız ya saldırırız ya da hiç tepki vermeyiz. Bu durumda ilişki oluşamaz.. Durugörürlerin gözlemlerine göre, iki insan ne zaman etkileşseler auralarının belli bir düzeyinde çok miktarda alan etkinliği meydana gelmektedir. Elbette bu etkinliği oluşturan olumlu ve olumsuz tutumlar mevcuttur. Auralarımız bedenlerimizin çevresindeki dümdüz duran renkli haleler değildirler. Enerji alanımız sürekli hareket halindedir, onları şişiririz, kenara kaçırırız, başımızın üstünden karşımızdakilere fırlatırız, karın bölgemizden kordonlar halinde uzatıp başkalarına çengel atmaya çalışırız, güvensizlik ve korku duygularımızı kalça bölgelerimizde bastırıp donuklaştırırız, uzatırız, daraltırız, kirpi gibi diken diken yaparız.

Kaynaklara göre ilişkilerdeki alansal etkileşimlerin 3 ana tipi vardır. Harmonik Etkileşim Yolu (alan frekanslarının birbirine benzemesi), Biyoplazmik Kurdeleler Yolu (Alanlar arasında renkli sıvımsı enerji akışı) ve Işık Kordonu Yolu (Her birimizin şakralarına bağlandığımız renkli ışık kordonları)

 Harmonik Etkileşim Yolu

 Başlıca iletişim kurma yolumuz, birbirimizin alan atım hızına etki etmektir. Hangi aurik alan daha güçlüyse genellikle bir diğerine etki eder. Eğer sizin alanınız güçlüyse, eşinizinkinden daha fazla enerji doluysa ve sizin atım hızınız daha hızlıysa, eşinizin alanını daha hızlı bir atım hızına sevk eder. Eğer alanınız daha yavaş ama yine de daha güçlüyse yani daha enerjikse sizin alanınız eşinizin atımlarını yavaşlatacaktır. İnsanlar kendi alanlarının içinde belirli bir atım hızını korumaktan hoşlanır. Eşler genellikle neredeyse aynı hız içinde eşleşirler. Veya bireyler kendilerini hızlandırması ya da yavaşlatması için kendi hızlarının dışında bir eş de seçebilirler. Atım hızlarında çok büyük bir fark olduğunda iletişim kurmak çok zordur. İletişim kurabilmek için karşımızdakiyle aynı frekans hızında atım yapmamız veya kendi alan hızımızı karşımızdakiyle eş zamanlı hale getirme yeteneğine sahip olmamız gerekir. İnsanlar aynı frekansta olmadıklarında iletişim kuramazlar. Birbirlerini anlamazlar. Bu sanki bir duvara konuşmak gibidir. Sizin atımlarınız onun üzerinde hiçbir etki yapmaz. Sözleriniz buhar olup uçar gider. Veya tıpkı bir ayna gibi etki yaratmadan geri gelir. Veya başlarının üzerinden uçar gider çünkü sizin atımlarınız daha hızlıdır ve onların alanı bu kadar hızlı atım yapamamaktadır. Bilgi alışverişi yapabilmek için bir alanın diğeri üzerinde bir etkiye sahip olması gerekir.

İki insan birbiriyle iletişimde olduğunda alanları da birbirini güzel bir şekilde etkiler. Bir alanın atımları diğer alanda değişimlere neden olur ve bu da yapılanır ve geri dönerek ilk alanda değişimlere neden olur. Bu süreç pozitif bir geri besleme döngüsü içinde iki alanda da yeni renkler ve frekanslar oluşturup sürer. Her iki tarafta bu etkileşimden çok şeyler öğrenir.

 Biyoplazmik Kurdeleler Yoluyla İlişki Kurmak

 İki insan ne zaman etkileşim kursa aralarında biyoplazma kurdeleleri diyebileceğimiz kurdele gibi akışlar yaşanır. İnsanlar birbirlerinden hoşlandıklarında büyük miktarda enerji değiş tokuşu yapılır. Bu kurdelelerdeki enerji bu insanlar arasındaki iletişimin türünü gösterir. Renkleri ve biçimleri etkileşimin yapısını gösterir. Rahat hoş bir iletişim varsa kurdeleler yumuşak parlak renkli enerji alışverişi içinde yumuşak bir şekilde dans eder gibi görünür. Bir kişinin alanından çıkan bir kurdele uzanır ve diğer kişinin alanına değer, diğer kişinin alanını renklerle hislerle ve enerjiyle doldurur. Normal bir ilişki etkileşiminde çok farklı enerji kurdeleleri alış verişi yapılabilir. Gökkuşağı renklerinde ve herhangi bir biçimde olabilir. Bu kurdeleler daha parlak ve net olduklarında daha pozitif, daha güçlü ve daha temiz enerjiye sahiptirler. Bunlar bir ilişkide iki tarafta doyuyorsa, ihtiyaçları karşılanıyorsa görülür. İnsanlar birbirlerinden hoşlanmadıklarında ise enerji alışverişi yapmamaya çalışırlar. Bu işe yaramazsa uyuşmazlık büyür ve birbirlerine sözle sataşmaya başladıklarında bu çok güçlüyse alanlarında sanki bir yıldırım çarpmış elektrik akımı görülür. Sert iletişimlerde enerji akımları sivri çentikli ve koyu renklidir, birbirlerinin alanına mızrak ya da ok gibi nüfuz eder. Örneğin öfke sivri uçlu, nüfuz edici, koyu kırmızıdır. Kıskançlık koyu yeşil gri renkli, kaygan ve yapışkandır. Eğer bir kişi gizlice diğerinden bir şeyler almaya çalışıyorsa kurdeleler yoğun kaygan ve dokungaç gibi olacaktır. Diğer kişinin alanını kavrayarak bir vantuz gibi enerji emecektir. Ya da kırılgan, sivri ve kanca gibi olup diğer kişinin alanına takılıp ümitsiz bir biçimde asılı kalacaktır. Negatif etkileşimler gerçekten de alanı yırtan, mızrak ok veya hançer gibi hissedilir. Enerjiyi alan veya boşaltan kaygan, eminci dokungaçlar hissini verirler. Enerji alanını aşağıya doğru çeken parazit kancalar gibi algılanabilirler. Böyle hissedilirler çünkü yaptıkları şey gerçekten de budur.

 Bizi Bağlayan Kordonlar Yoluyla

 İlişkilerdeki aurik etkileşimlerin bir başka tipi de bizi birbirimize şakralarımız yoluyla bağlayan ışık kordonlarımızdır. Bu kordon bağlantıları şakralarımız arasında meydana gelir. Yani insanlar birbirlerine birinin birinci şakrasından diğerinin birinci şakrasına, diğerinin ikinci şakrasından ikinci şakrasına olacak şekilde bağlantıdadır. İlişkide olduğumuz insanlara bağlanmıştır. Alanımızın daha önce de bahsettiğimiz hiç yok olmayan dördüncü ve daha yüksek düzeylerindeki kordonlar da üç boyutlu mekandan bağımsız oldukları için daha önceden oluşur. Ve bunlar birbirine bağlandıkları insanlardan herhangi biri öldükten sonra da var olmaya devam eder. Yani kordonlar bedenini terk eden kişilere bağlı kalmaya devam eder. Bu kordonlar bir kez oluştuklarında hep kalırlar, asla yok olmaz erimez kaybolmazlar. Çünkü fiziksel alemin ötesindedirler. Bu kordonların çeşitleri var, şu anda bildiklerimiz: Tanrıyla olan bağımızdan gelen kordonlar, geçmiş yaşamlardan kaynaklanan kordonlar, genetik kordonlar (öz anne babaya bağlanmış) ilişkisel kordonlar gibi.

Doğum öncesinde annenin kalp şakrası yoluyla ilk genetik kordon bağlantısı yapılır yapılmaz, diğer tüm şakralar için de genetik kordon bağlantıları yapılır. Yani bizler tüm şakralarımızla anne ve babalarımıza bağlıyız. Onlarda tüm şakralarıyla çocuklarına bağlılar. Bu yolla biz de kardeşlerimize bağlıyız ve akrabalarımız ve tüm kan bağıyla kurulmuş ilişkilerden geçerek gidebildiği kadar geçmişe gider. İşte doğum kordonları sayesinde bizler genetik mirasımızı aurik düzeyde taşırız.

Biz olgunlaşırken bu kordonlarımız da olgunlaşır. İlişkiler hakkında öğrendiğimiz her yeni şeyle birlikte kordonlarda daha güçlenir ve esnekleşir. Oluşturduğumuz ilişkilerin yapısını yansıtır. Bir ilişkinin ne kadar sağlam ve sağlıklı olduğunu gösterir. Ve diğer insanlarla ne kadar iyi ilişki kurabildiğini belirler. Bir çocuk annesi ile ilişkisinin ilk modellerini diğer kadınlarla ilişkiler oluşturmada ve babasıyla ilişkisinin ilk modellerini de diğer erkeklerle ilişki oluşturmada kullanır. Yakın ilişkilerimizde de ana babalarımızla edindiğimiz türden ilişkileri yeniden yaratmamızın nedenlerinden biri budur.

Sağlıklı kordonlar olduğu kadar sağlıksız kordonlarımızda vardır. Sağlıksız ilişkilerimizde bizi bağlayan kordonları biz kötüye kullanırız. Eğer bir kişi bir diğerinden gizlice bir şey almak istiyorsa ama bunu istediğini kabul etmiyorsa, şakrasından enerji emmek için, uzun, yapışkan, dokungaç benzeri bir enerji akıntısı yollar. Böyle kordonlar kontrol etme gayretiyle bir başka kişiye takılabilir, kanca atılabilir. Eğer kordonları kırılgan, katı ve esnemez hale getirdiysek ilişki de o hale gelmiştir.

İşte bu yollarla bizler insanlarla yakın ve uzun vadeli ilişkilerimizde bizi tüm şakralarımızdan bağlayan kordonlar üretiriz. Ve bu yolla insanlarla onlar yeryüzünün neresinde olurlarsa olsunlar, son görüşmeden beri ne kadar zaman geçerse geçsin psişik olarak bağlantıda kaldığımız çok derin ilişkileri oluştururuz.

Biraraya geldiğimizde iletişim kurduğumuzda ve tekrar ayrıldığımızda pozitif etkiler hissederiz ve bir sevgi yaratılmış olur. Çatıştığımızda ise negatif olarak deneyimlediğimiz yaşam dersleri yaratırız. Bu dersler öğrenilir ve bizi pozitif olana geri getirir. Bahsettiğimiz şekilde birbirimizi etkileme yolları vardır. Kurdelelerimiz sayesinde birbirimizle pozitif enerji alışverişi yaparız veya birbirimizin titreşimlerini yükseltir, birbirimize netlik ve hafiflik getiririz. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul eder ve birbirimizi kendi amaçlarımıza uygun biçimde yönlendirmeyiz. Bu pozitif etkileşimlerde diğer kişilerin bize kötü davranmasına da izin vermeyiz. Kendimizde merkezlenmiş halde kalır ve iyi iletişim kurarız.

Pozitif olduğu kadar negatif şekilleri de kullanırız. Alışkanlıklarımız var, korkularımız var ve genelde bunlar bilgisizliğimizden de kaynaklanıyor. Bizler bu iletişimlerin negatif şekillerine de sahibiz. Ve bunu yaptığımızın şuurlu olarak farkına varamıyoruz. Diğer kişilerin alanını bizimki gibi atım yapar hale getirmeye çalışıyoruz çünkü bizler onların titreşimlerinden rahatsız oluyoruz. Birbirimizin alanlarını arada akan biyoplazmik akıntılarla itip çekiyoruz ya da enerji akışını tamamen durduruyoruz. Aramızda bağlanmış kordonları, istediğimizi elde etmek için kullanıyoruz. Birbirimize kordonlarla takılmaya veya kanca atmaya çalışıyoruz. Bu etkileşimleri genellikle şuursuzca yapıyoruz. Duyular dışı algılaması gelişmiş insanlar bunları algılayabiliyor.

Başkalarıyla nasıl etkileştiğimizi bir düşünelim. Biri size enerji ittiğinde siz geri itiyor musunuz? Yoksa o enerjiyi kendinize mi çekiyorsunuz? Durma haline giriyor veya enerjinin itilmiş haliyle size akmasına izin mi veriyorsunuz? Çoğumuz enerji akışını itiyoruz veya durdururuz. Ve bu şekilde standart yollar oluşturmuşuzdur. Enerji Alanımızı savunma sistemleridir bunlar.

BU BİLGİLERİ NİYE BİLMELİYİZ diye kendimize soracak olursak, bizler enerji alanları, şakralar, auralar hakkında yeni şeyler öğrendikçe ve bu konudaki farkındalığımız artırdıkça aslına evrendeki yaşam enerjisinin kendisini ifade etme tarzları üzerinde de bilgilenmeye başlarız. Yaşam enerjisi de kaynağın, isteyen buna Tanrı diyebilir, evrensel enerji diyebilir ama koyduğumuz isimler ne olursa olsun varolan her şeyi yaratan kudretten söz ettiğimizi unutmaksızın diyebiliriz ki yaşam enerjisi kaynağın kendini ifade ediş yollarından biridir. Ve biz bu ifade hakkında bilgilendikçe, kaynak ve bizimle onun arasında kalan her şey hakkında bilgilenmeye başlamaktayız. Bu bilgilenme süreci bizi gittikçe daha aşkın, daha farklı boyutlarda iş gören varlıklar haline getirecektir. Demek ki daha geniş açıdan baktığımızda bedenlerimizde devam eden bir şuurlanma süreci var. İlişkilerimizde gösterdiğimiz negatif tepkilerimizden kaynaklanan hastalıklarımız da bize kim olduğumuzu anlatmaya çalışıyorlar. Eğer bir ilişki içinde kendimiz hakkında bir şeyler öğrenerek büyüyemiyorsak o zaman bu ilişki başarısızdır. Elbette bu demek değildir ki acı veren ilişkiler içinde kalalım. Bu durumlar bize yaşamlarımızda daha iyi koşullar yaratabilmek içindir. Kendimiz hakkında daha çok öğrendikçe ve şifa verdikçe, mutlu, akıcı ilişkiler içinde kendimiz hakkında daha çok şey öğrenebiliriz.

 Kaynak: Işığın Doğuşu, Barbara Brennan, Meta Yayınları