Heykeller, Rüyalar ve Ruhsal Hiyerarşiler: Paskalya Adası’nın Kalıcı Gizemleri

Heykeller, Rüyalar ve Ruhsal Hiyerarşiler: Paskalya Adası’nın Kalıcı Gizemleri

Paskalya Adasının ortadan kaybolmuş uygarlığının ve dev heykellerinin yarattığı bulmacaların, bu çorak, volkanik adanın komşu adalardan yalıtılmışlığı nedeniyle arkeoloji açısından eşi benzeri yoktur. Son arkeolojik kanıtlar, adanın ilk yerleşimcileri olan, Polinezya’dan gelen kaşiflerin yaklaşık 1.200 yıl önce kendilerini subtropik ormanlarla dolu, bir kaç düzine kuş türü içeren ve hiçbir vahşi hayvanın yaşamadığı bir adada bulmuş olduklarını işaret etmektedir. Burada çoğaldılar, gelişitler ve gelişkin bir ekonomiyi ve karmaşık bir politik sistemi çağrıştıran bir tarzda kaynak dağıtımı yaptılar. Kendi Polinezyalı atalarının taş oymalarını taklit ederek, platformlar üstüne giderek daha büyük taş heykeller dikmeye başladılar; rakip kabileler güç ve zenginlik gösterileri ile birbirlerini geçmeye çalışmaktaydılar.

Adaya “Rapa Nui” (Büyük Ada) adını verdiler çünkü Polinezya’nın başka bir yerindeki “Rapa Iti”ye, yani “Küçük Ada”ya benzemekteydi. Adaya verilen diğer geleneksel isimler arasında “Te Pito o Te Henua” (Dünyanın Göbeği) ve “Mata Ki Te Rani” (Göğe Bakan Gözler) de vardır (Gray, 2004; Van Auken, 2005). Ama nüfus artarken, ormanlar yeni ağaçlar daha yeterince büyüyemeden hızla kesildi ve bir zamanlar bereketli olan ağaçlar yakıt olarak, kano, ev ve dev taş başların taşınması için kullanılan araçların yapımında kullanıldı. Adaya özgü hayvan türleri olmadığından, giderek artan nüfus adadaki kuşları ve böcekleri, ayrıca ilk yerleşimcilerin kayıklarına saklanarak gelmiş farelerin torunlarını da tükettiler. Denize açılacak kanolar için tahta kalmayınca, avlanan balık sayısı azaldı; erozyon ve ormanlık alanların yok olması tahıl üretimini de kötü etkiledi. Düzensizlik baş gösterdi, kabileler birbiriyle savaşmaya ve bu arada, birbirlerinin heykellerini devirip kirletmeye giriştiler. Hollandalı kaşifler 1772’de adaya vardıklarında, bir zamanlar bereketli olan ada artık çorak ve ıssızdı. Geride kalan sakinleri ise şiddet, açlık ve yamyamlığın pençesindeydiler. (Diamond, 2005, bölüm 2).

Aralık 2003’te, Paskalya Adasını birinci elden gözlemleme şansına sahip olduk; orada bir hafta geçirdik ve beş arkeolojik tura katıldık. Bu makale, bu uzak adaya ilişkin izlenimlerimizi ve bu adanın hem arkeologlar ve tarihçiler tarafından çözülen hem de hala çözülmemiş olan gizemlerini ele almaktadır.