At, Araba ve Sürücü Meseli

At, Araba ve Sürücü Meseli

ÇALIŞMA’NIN insanın durumunu açıklamak için kullandığı yollardan biri de At, Araba ve Sürücü Meselinde bulunur. Bu meselde veya benzetmede, sıradan hali içindeki İnsan bir at, araba ve sürücü ile şu şekilde karşılaştırılır. İnsan, bu mesele göre, koltuğuna yerleşip atı ve arabayı kontrol etmesi gereken ama bir “meyhanede” içki içip neredeyse tüm parasını orada harcayan sürücüdür. Sürücü koltuğunda değildir çünkü sarhoştur ve bunun sonucunda at ya az beslenmiş ya da hiç beslenmemiştir, kötü durumdadır ve arabanın da hali haraptır ve tamire ihtiyaç duymaktadır. Gerekli olan ilk şey, sürücünün uykudan uyanması ve durumu hakkında düşünmeye başlamasıdır. Meyhanenin ne olduğunu, içkinin ne olduğunu, sarhoşluğun ne olduğunu hiç düşündünüz mü?

Şimdi, adamın belli bir dereceye dek ayıldığını ve kendine dair resimlerini ve yanılsamalarını biraz olsun terk ederek durumu hakkında düşünmeye başladığını varsayalım. Meyhaneden çıkmalıdır, o zaman atın ve arabanın halini görmeye başlayacaktır. At çok açtır, araba ise bayağı kötü durumdadır. Atın arabaya doğru biçimde koşulmadığını, yani at ve araba arasında dizginlerin bulunmadığını fark eder; yani sürücü ve at arasında iletişimi sağlayacak hiçbir şey yoktur.

Şimdi, meselin sadece bu bölümünü ele alalım; yani dizginler yok. Dizginler olmadıkça, sürücünün yerine yerleşmesinin yararsız olacağı açıktır. Belki de şimdiye dek anladınız; Entelektüel Merkez ve Duygusal Merkez arasında dizginlere sahip değilsiniz. Bu meselde at Duygusal Merkezi ve sürücü de zihni temsil eder. Düşünceler ve duygular arasında uygun bağlantılar yoktur. Zihnen düşünüp belirli bir biçimde davranmaya, örneğin kendini kaybedip öfkelenmemeye karar verebiliriz ama gerçek durum ortaya çıktığında, düşüncelerimizin duygularımız üstünde hiçbir kontrolünün olmadığını, yani atı kontrol edemediğini görürüz. Meselde bu durum, sürücü ve at arasında dizginlerin olmadığı anlamına gelir; tabi sürücünün yerinde oturduğunu varsayarak söylüyorum. Zihnen belli davranışımıza artık izin vermeyeceğimize karar verip de başarısız olduğumuz, doğru değil mi? Neden genellikle böyle olur? Atı kontrol edemeyiz. At, zihnin karar verdiği şeyden bağımsız hareket eder. Örneğin, tehlike karşısında çok cesur olmaya karar verebilirsiniz. Bir bomba patlar ve atı kontrol edemediğinizi görürsünüz. Her yanınız sapır sapır titrer, falan filan. Bunun nedeni sürücüyü ata bağlayan dizginlerin olmamasıdır. Sorun şu ki, sürücü ve at farklı lisanlarda konuşurlar. At –yani Duygusal Merkez– sürücünün –yani Entelektüel Merkezin– sözlerini anlamaz. G.’nin dizginlerden –yani sürücü ile atın iletişim kurma yolundan– ne kadar sık söz ettiğini hatırlıyorum. Duygusal Merkez hangi lisanı kullanır? Görsel imgeler lisanını kullanır. Duygusal Merkez hiçbir entelektüel sözü veya teoriyi bilmez ama görsel imgeleri anlar. Örneğin, tehlikeli bir durumda gerginlik hissediyorsanız, görünüşte son derece sakin olan bir adamla karşılaşmak ata –yani Duygusal Merkeze– yardımcı olur. Sakin adam görsel bir imgedir ve atı etkileyip sakinleştirir. Demek ki, bir bakış açısından bakıldığında, Duygusal Merkez görsel imgeler lisanı ile yönetilmektedir. Sürücü, Duygusal Merkez ile nasıl bağlantıya geçebilir? Sadece düşüncelere sahip olmanın yeterli olmadığını anlıyorsunuz çünkü Duygusal Merkez ya da at genellikle sözcükler biçimini alan bu düşünceleri anlamaz. Demek istediğim, sıradan düşünüş genellikle lisan biçimini, sözcükler halini alır; “Cesur olacağım” ya da “Onun dediklerini kafama takmayacağım” gibi. Böylece, sürücüyü ata bağlayan bu dizginlerin ilginç şeyler olduğunu ve G.’nin niçin onlardan bu kadar sık söz ettiğini görmeye başlarsınız. Şimdi varsayalım ki, sizi kolaylıkla negatif hale getirebilen bazı şartlarla karşı karşıyasınız. Kendinize “Negatif davranmayacağım” veya “Bu duruma tepki göstermeyeceğim” dersiniz ve zihninizde –yani sürücü– böyle pek çok cümleler kurabilirsiniz fakat o şartlar oluştuğunda at kontrolden çıkar. G.’nin bir keresinde Fransa’da şöyle dediğini hatırlıyorum: “Evet, sürücü bilir, at bilmez. At anlamaz. Sürücünün ne dediğini anlamaz.” Bunun anlamı, sürücüden ata uzanan dizginlerin olmadığıdır. Sürücü atı nasıl kontrol edeceğini bilmez. Düşüncelerini belli bir biçimde düzenleyerek atı kendi başına kontrol edebileceğini sanır. At sürücünün lisanını bilmez. Mesajları almaz. Aslında, at sürücünün kararlarını bilmemektedir. Ve eğer sürücü at hakkında, ata nasıl yaklaşacağı ve ona nasıl bir şeyler söyleyeceği hakkında bir şey bilmiyorsa, o zaman atı tam olarak kontrol edecek dizginler elinde olmadan sürücü koltuğuna oturmuş biri gibidir. At, sürücünün lisanını nasıl anlayabilir? Sürücü ister İngilizce, ister Fransızca, ister Almanca, ister Hintçe konuşsun ve düşünsün, at böyle sözel bir lisanı veya düşünceyi bilmez. Sanırım hepiniz, düşünceleriniz ve duygularınız arasında dizginlerin olmadığını fark etmişsinizdir. Geçen gün uzun zamandır Çalışma’nın içinde olan biriyle konuşuyordum; bu kişi, bu dizginlerin sürücüyü ve atı birbirine bağladığını düşünmenin çok ilginç olduğunu ve kendini gözlemleme yoluyla böyle bir bağlantının olmadığının son derece açık görüldüğünü söyledi. Bu sözler, bana geçmişte söylenen birçok şeyi hatırlattı. Ayrıca Çalışma’daki bazı meselleri, bazı öğretileri nasıl kolayca kabullendiğimizi ve ne anlama geldiklerini hiç derinden düşünmediğimizi de hatırlattı. Size geçmişte de pek çok kez söylenmiş bir şeyi hatırlatmak isterim; Çalışma, işitilmiş olan şeyleri giderek daha derinden ve daha derinden görmek, demektir. İnsanlar Çalışma’yı yüzeysel olarak anlıyorlar; örneğin negatif duygularınızı gözlemlemelisiniz gibi, ama bunu yapmak ne kadar uzun zaman alır. Tüm gelişim, tüm içsel tekamül şu an yüzeyde gördüklerimizi daha derinden görmeye dayanmaktadır. Böylece insanlar bu at, araba, sürücü meselini ve sürücü ile at arasında dizginlerin olmadığını duyarlar ve bunu sadece bir ifade olarak alırlar. Örneğin, “At, araba, sürücü meselini bilmiyor musun? Dizginlerin olmadığını bilmiyor musun?” diyebilirler. Evet ama hiç bunun ne anlama geldiğini düşündünüz mü?

Bu konuşmada sürücünün uyanması hakkında konuşmadığımızı anlamalısınız. Az da olsa uyanmış ve meyhaneden dışarı çıkmış sürücü hakkında konuşuyorum. Uykudan biraz uzaklaşmış, kibir ve kendilerine dair resimlerin biraz ötesine geçmiş olan insanlardan, Sahte Kişiliklerinin ötesini biraz da olsa görmüş, hiç de düşündükleri gibi olmadıklarını görmeye başlamış kişilerden söz ediyorum. Sarhoşluktan ayılınılan bu ilk uyanma safhası ne anlama gelir? Bu Çalışma’da, bir süre sonra sizden çok daha derin uyuyan insanları, sizden daha sarhoş kişileri –kendilerine verdikleri önemle, negatif halleriyle, her şeyi yapabilecekleri fikriyle vb. sarhoş olan kişileri– görmek mümkündür. Dediğim gibi, böyle kişilerden söz etmiyorum çünkü bir insan kendinde hiçbir şeyin hatalı olmadığını düşündüğü sürece, bu Çalışma’yı şu anki hallerine ekleyecekleri bir şey olarak gördükleri sürece, meyhanede sarhoş kalacaklardır. Tabi ki, sarhoş bir halde bir meyhanede olduklarını asla düşünmeyeceklerdir. Tam tersine, kendileri hakkında harikulade fikirlere sahiptirler; yani İrade sahibi oldukları, yapabildikleri, verimli oldukları, en iyiyi bildikleri, gerçek bir kalıcı “Ben”e sahip oldukları ve benzeri birçok fikre sahiptirler. Bu muhteşem yanılsamalardan uyanmadıkları, çaresizliklerini ve hiçliklerini hissetmeye başlamadıkları takdirde sürücü koltuğuna asla yerleşemeyeceklerdir. Biz, biraz da olsa uyanmış, sürücü koltuğunda oturmaya ve atı kontrol etmeye çalışan, artık meyhanede tamamen sarhoş halde olmayan kişilerden söz ediyoruz.

Şimdi, sürücü ve at arasındaki dizginleri bağlamanın anlamlarından biri üstünde düşünelim. Sanırım, Çalışma'da yeterince ilerleyen bizler, bu bağlantı hakkında az da olsa bir şeyler bilmeye başlarız. Fakat sizi temin ederim ki, bu bağlantının tam olarak ne olduğunu size anlatmaya çalışmak benim için kolay değil. Hepiniz o tip soruları bilirsiniz: “Dizginlerin tam olarak ne olduğunu bana söyler misiniz?” Sıklıkla bize söylenen bir şey de, Büyük Bilgi için uzun uzun çalışarak ödeme yapmamız gerektiğidir. Bunu anlayan bir kişiyle karşılaştığımda bana, “Kendini Hatırlama tam olarak ne anlama gelir? Kendini gözlemleme tam olarak nedir? Bu Çalışma tam olarak ne hakkındadır?” gibi sorular sormaz. O kişinin yaşamdaki –yani meyhanedeki– sarhoş uykusundan uyanmaya başladığını bilirim. Sonra, bu kişinin insanlık üstünde oynanan korkunç ipnotizmden uyanmakta olduğunu da bilirim. Burada, meyhaneden dışarı çıkmakta olan, henüz ayaklarının üstünde pek dengede duramasa da muhtemelen ata ve arabaya bakmaya muktedir biri vardır. Sürücü koltuğuna tırmanabilir ve (hepimizin yaptığı gibi) düşebilir ama yine de bunun, yapmamız gereken şey olduğuna dair bir anlayış mevcuttur. Ve sizi temin edebilirim ki, eğer bu noktaya vardıysanız, Çalışma’dasınız demektir. Tabi ki, meyhaneye sık sık geri dönebilirsiniz. Sık sık sürücü koltuğuna kadar tırmanır ve tekrar düşersiniz ama artık bu Çalışma’nın ne hakkında olduğuna dair bir fikriniz oluşmuştur. Ve şunu da ekleyeyim; sürücü koltuğundan çok sık düşseniz bile, içinizde koltuktan düştüğünüzü bilen ve geri tırmanmak için gerçek bir istek duyan bir şey daha oldukça, buna aldırmayın. Belirli türdeki negatif duygulara karşı çalışmak zorunda olduğunuz nokta burasıdır. Sürücü ve at arasında dizginler koşulu değildir ya da daha doğrusu, mekanik biçimde yanlış dizginler koşulmuştur. Bu dizginler şuurun birinci ve ikinci durumlarında yapılmamıştır. İlk durum gerçek uyku halidir, ikinci durum ise sözde uyanıklık hali. Entelektüel Merkez ve Duygusal Merkez –yani sürücü ve at– arasında doğru bağlantıyı kurmak için, sınırlı bir dereceye kadar da olsa kendinizi hatırlayabilmeli ve dikkat içinde olabilmelisiniz.

Peki, meseller niçin vardır? Niçin İnciller'deki öğreti de meseller biçimindedir? Bunlar, görsel imgelerdir. At görsel lisanı anlar, sürücü ise sözcükleri ve mesel, bu ikisini bağlar. Görsel imgeler evrensel bir lisandır. İşaret dilidir. At sadece görsel imgelerin evrensel lisanını anlar. Bu nedenle, atı zihnen kontrol etmek istiyorsanız, sadece düşünmekle kalmayıp imgeleme de yapmak zorundasınızdır. Bu Çalışma’da bize öğretilenlerden biri de imgelemedir. Herhangi bir insana davranışlarınız açısından düşündüklerinizi, imgelemelisiniz. Yani bu kişiyi imgelemeniz içine almalısınız. Bir insanı imgelemek, en derin anlamda bir dışsal kale alma biçimidir. (Bir başkasını kendiniz gibi, onun bireysel sorunlarını sanki siz o kişiymişsiniz gibi imgelemek, sürücü ve at arasındaki dizginleri koşmanın başlangıcıdır ve bu aslında ergeç başka bir insanı imgelemek anlamına gelir.) O kişiye karşı negatif iseniz, onu doğru biçimde imgeleyemezsiniz. Duygusal Merkez’in negatif duygulardan arındığında durugörür olduğunu duymuşsunuzdur. Eğer görev icabı yapıyorsanız, başka bir kişiyi imgeleyemezsiniz. Buna kalkışmamanızı şiddetle tavsiye ederim. İmgeleme çok sakin bir faaliyettir, çok sakin bir süreçtir. Genel kural olarak, yolun ancak çeyreğine kadar gider, sonra vazgeçersiniz. Bir başka kişiyi, ancak kendiniz hakkında bir şeyler bildiğinizde doğru biçimde imgeleyebilirsiniz. Kendimizi bildiğimizde, birbirimiz için insan haline geliriz. Bize birbirimizi imgeleyip, imgelediğimiz kişiye “Derdin nedir?” diye sorduğumuz bir egzersiz verildi ve doğru biçimde yapılırsa, o kişinin size derdini söyleyeceği anlatıldı. Yani imge, sizinle konuşacaktır. Size sadece bunun mümkün ama çok zor olduğunu söyleyebilirim. Duygusal Merkez’in arındırılması Çalışma’daki görevlerden biridir. Bizler birbirimizi içten, dışta olduğumuzdan daha nazikçe ele almalıyız. Çalışma’nın belirli bir aşamasında, eğer birbirimize yanlış davranırsak birçok şey, bazı hastalıklar, baş ağrıları, ani kuvvet kaybı yaşamaya başlarız. Çalışma çok saf bir şeydir ve içsel saflığa dayanmaktadır. Şimdiye kadar hepiniz saf olmanın ne demek olduğunu anladınız. Saflıktan kasıt nedir? Saflık, samimiyettir. Geçen gün biri gelip, başka birinin Çalışma hakkında çok kötü biçimde konuştuğunu duyduğunu söyledi ve sonra bunu bana anlatan kişinin, söz ettiği insana kızgın olduğunu öğrendiğimde pek eğlendim. Bu saflık mıdır? Öyleyse, bir başkasını imgelemeyi denediğinizde, bunu yapmak zaman alıyorsa ve eğer bu anlamda saf değilseniz uğraşmaya değmiyorsa, Çalışma’nın bütününün bu noktada ortaya çıktığını hatırlamalısınız. Arkanızda Çalışma yoksa, birbirinize yardım edemezsiniz. Bu imgeleme, Entelektüel Merkez ve Duygusal Merkez arasındaki bağlantıdır ve eğer birine doğru biçimde davranmak gibi bir hedefiniz varsa, bunu sadece düşünmeyip kendinizi doğru biçimde davranırken de imgelemelisiniz. Biraz saf imgelemenin herkese ve kendinize yardım etmesi olağanüstüdür. Sadece düşünmek yeterince yardım etmez, ama gereklidir. Sadece konuşmak her şeyden kötüdür çünkü konuşarak sıklıkla kendinizi haklı çıkarırsınız. Şunu ne kadar sık söylediğinizi biliyorsunuz: “Eh, ona yardım etmek için elimden geleni yapacağım ve sana söz veriyorum, nahoş bir şey söylemeyeceğim.” Sonra ne olur? Pekala, kendinizde bunu gözlemleyin. Sadece hayal gücünüzü ve kibrinizi beslediniz ve duruma yardım edecek hiçbir şey yapmadınız. Bir kedi ayaklarınıza süründüğünde sizi değil, kendini okşamaktadır, bunu bilirsiniz. İmgeleme, kendi kendini tatmin eden imajinasyon değil yönlendirilmiş imajinasyondur.

 Yazarın Psychological Commentaries on the Teaching of G. I. Gurdjieff and P. D. Ouspensky adlı eserinin II. cildinden çeviren: Neslihan Parlak.