Renklerin Notası

Renklerin Notası

SİNESTEZİ, Yunanca kökenli bir kelime olup "birleşik duyu" anlamına gelmektedir. Sinestezik kişilerde herhangi bir duyunun uyarımı otomatik olarak başka bir duyu algısını tetiklemektedir.

Renk sinestezisinde kişiler genellikle gözlerinin önünde renkler görür veya bu renkler ansızın ve istemsiz olarak zihinsel görüde belirir. Sesin perdesi değişir değişmez renkler de değişir. Bu kişiler sinestezinin meydana geldiği anda görme alanlarının tamamen renklerle dolduğunu ifade etmektedir.

Sinestezi yeteneği en çok sanatçıların, yazarların yaratıcılığına ve üretimine katkıda bulunmuştur. Birçok ünlüde sinestezi vardır: Vladimir Nabokov, Amy Beach, Gyorgy Ligeti, Joachim Raff, Henrik Wiese, Franz Liszt, Olivier Messiaen, Konstantin Saradzhev ve bilim adamı Nicola Tesla ile fizikçi Richard Feynman bunlardan sadece bir kaçıdır.

Rus besteci ve piyanist Alexander Scriabin (1872-1915) kendi sinestezisini, orkestra, piyano, org ve koro için yaptığı beste ile ifade etmişti: “Prometheus, The Poem Of Fire” (1910). Scriabin, notaları “parlak ve çakan ışıklar” olarak hissediyordu. Fransız besteci Olivier Messiaen ise bestelerinin sinestezik durumundan doğduğunu söylüyordu: “Ne zaman bir müzik dinlesem veya notalara baksam, renkleri görürüm… Bryce Canyon’ın piyesine beste yaptığımda, uçurumların rengi kırmızı ve turuncuydu.”

Vasilly Kandinsky (1866-1944) de sinestezikti. Duyusal birleşmenin en derin sempatizanı olmalıydı çünkü ressamdı. Bunun sonucu olarak, renkler ve sesler arasındaki uyumu tablolarında en güzel şekilde yansıttı. Kandinsky, tablolarını tanımlamak için müzikal terimler kullanmıştı. Kendisine göre, resimleri sezgisel kökenliydi.

Goethe en çok, rengi ve ışığı gerçekte nasıl gördüğümüz, dünyayı ve sanrıları nasıl yarattığımız sorusu ile ilgileniyordu. Ona göre bütün bunlar “Newton’un fiziğiyle değil; beynin henüz bilinmeyen işlevlerinin açıklanmasıyla” öğrenilebilecekti. Bu tezini de “görsel sanrı nörolojik bir gerçektir” sözüyle özetliyordu.

Goethe’nin 1810 tarihli Zur Farbenlehre (Renkler Kuram) adlı çalışmasını şiirsel eserlerine eşdeğerde tuttuğunu da eklemek lazım. Ne yazık ki bu yaklaşımı, çağdaşları tarafından önemsenmedi; küçümsendi ve unutulup gitti.

Dussaud'a göre, yedi müzik notası arasında var olan titreşim bağlantısıyla, renk spektrumundaki değişik renkler arasında bulunan titreşim bağlantısı aynıdır.

Çınlamalı gamın ve ışıltılı gamın güzelliğini sağlayan aynı sayılardır. Bu sayılar: 24, 27, 30, 32, 36, 40 ve 45'tir. Aynı sayıları, gökyüzünde, yıldızlarla çevrelerinde dönen gezegenler arasındaki uzaklıkta ve atomun çekirdeğinden elektronları ayıran aralıkta da buluruz. Baudelaire'in şiirindeki gibi, en büyükten en küçüğe renkler, sesler, tatlar ve kokular orantılıdır. Bu evrensel bir uyumu işaret gösterir. Tıpkı renklerde olduğu gibi, sesler de iki gruba ayrılır:
1. Temel nota grubu, do, mi, sol, temel renklerde kırmızı, sarı ve maviye karşılık gelir.
2. Tamamlayıcı notalar grubu olan re, fa, la ve si; tamamlayıcı renkler olan turuncu, yeşil, lacivert, mor'a eştir. 


Müzikte la, renklerden lacivertin (mavi ve morun karışımı) oynadığı rolün aynısını oynar. Rancoule'a göre la, si tarafından yaratılan psikolojik duygularla, sol tarafından yaratılan doğal yaşamsal ve bedene bağlı hisler arasında bir bağ oluşturur. Öyleyse, müzikteki yedi nota, güneş ışığında yer alan yedi renkle birebir eşlenebilir. 


Renk -- Nota -- Gezegen 

Kırmızı -- Do -- Mars
Turuncu -- Re -- Jüpiter
Sarı -- Mi -- Merkür
Yeşil -- Fa -- Venüs
Mavi -- Sol -- Satürn
Lacivert -- La -- Uranüs
Mor -- Si -- Neptün