Orta Doğu’nun Gizemleri

Orta Doğu’nun Gizemleri

LÜBNAN’DA, Baalbek’te muazzam büyüklükte, taş ocağından çıkarılmış, şekil verilmiş ve bilinmeyen yöntemlerle, bildiğimiz kadarıyla yalnızca eskilerin değil bizim bugünkü teknolojimizin de bilmediği vasıtalarla bir mabedin civarına nakledilmiş taş bloklar bulunmaktadır. Mabet yöresindeki blokların üç tanesinin her birinin ağırlığı bin tondur. Bunların bir taşıtla nakledildiğini öngörsek bile, dünyada bu ağırlıkta bir şeyi kaldırabilecek bir vinç yoktur. Taş ocağından çıkartılıp traşlanmış, ancak mabet yöresine nakledilmemiş bir blok ise iki bin ton çekmektedir ki bu bizim bugünkü standartlarımızla yerinden kıpırdatılması mümkün olmayan bir ağırlıktır, ancak taşlar huzur kaçırıcı bir şekilde orada durmaktadır. Dev bloklar içeren yöreler Orta Doğu ve Akdeniz yakınlarında yoğunlaşmıştır. Bilinen en iyi örnekler Mısır’dadır. Yalnızca piramitler değil fakat masif mabet temelleri ve anıtsal boyutlardaki yontular da bilinmeyen bir nakliye yöntemi bulunduğunu gözler önüne sermektedir. Elbette piramitlerin inşasıyla ilgili birkaç akılcı teori de vardır.

Kadim Mısır’da rahiplerin zihinleri veya enerjileri sayesinde şarj edilen güç çubukları olduğunu anlatan efsaneler vardır. Bu nesneler Büyük Piramit’tekiler gibi yekpare ve ağır taş bloklara yöneltilerek onların havaya kalkmasını ve yere inmeden bir iki metre hareket etmesini sağlamaktaymış. Efsaneye göre piramitlerin, masif mabet temellerinin ve anıtsal yontuların taşları bu yolla hareket ettirilip yerlerine yerleştiriliyordu. Bu muazzam taşların nasıl yerleştirildiğine dair herkesi tatmin edecek bir açıklamaya sahip olmadığımıza göre, kadim Mısır’da güç çubuklarının kullanımıyla ilgili bir inceleme yapabiliriz.

Ankh ya da crux ansata, tepesinde Venüs’ün astronomik sembolüne benzeyen bir daire bulunan bir çeşit haçtır. Hiyerogliflerin arasında sık sık karşımıza çıkar ve “hayat” anlamıyla tercüme edilir. Çok öncelerden beri okült bilgeliğin bir sembolü olarak kabul edilmiştir ve bu alanın giderek popülerleşmesiyle birlikte ankh desenini takılarda kullanmak moda olmuştur. Fakat Mısır fresklerine ve yontularına dikkatli bir gözle bakmak, onun her zaman için bir takı olarak kullanılmadığını gösterecektir. Çünkü genellikle elde tutulacak büyüklüktedir veya parmakların daireyi çevrelemesi ya da avucun sap kısmını kavramasıyla daha çok bir silah ya da alet gibi tutulmaktadır. Bazı efsaneler onun kişinin düşmanlarını yok edebilen yıldırım şeklinde bir ışın çıkardığını belirtirler ve bazı freskler sanki bunu ya da benzeri bir şeyi gösterir gibidirler. Diğer tasarımlar da onun iyileştirici bir tarzda kullanıldığına işaret ediyor izlenimi verirler.

Ankh nasıl ve hangi materyallerden yapılıyordu? 1980’de Kahire Müzesi’ne yaptığım bir ziyarette orada sergilenen en eski ankhları uzun boylu gözlemledim. Bazıları karışık materyallerden, ya farklı madenlerden veya maden ve tahtanın birlikte kullanılmasıyla elde edilmişti ve halkayla sapı birbirine tutturan kol bir düğüm şeklinde yapılmıştı. Bu bir spekülasyondan ibarettir, fakat bu yapı tarzı, eril ve dişil sembolizmle açıkça temsil edilen enerjinin pozitif ve negatif kutupluluğuyla ilgili olabilir.

Sonra, kralların, kraliçelerin, prenslerin ve idarecilerin temsili heykellerinde ellerinde tuttukları görülen on, on iki cm uzunluğunda merak uyandırıcı çubuklar vardır. İdareciler genellikle yalnızca bir çubuk tutarken diğerleri hemen hemen her seferinde her elde bir tane olmak üzere iki çubuk tutar biçimde tasvir edilmişlerdir. Ejiptologların elinde bunların ne olduğuna dair hiçbir ipucu bulunmamaktadır. Çubuklar iktidar sembolü olamayacak kadar küçüktür, çünkü birkaç metre uzaklıktan bile zor fark edilmektedir ve işaretlemeler, boyut ve şekilleri kraliyet mühürlerine uygun değildir. Olası bir açıklama için bir kere daha ezoterik geleneğe geri dönebiliriz. Yıllar içerisinde çeşitli medyomların aldığı bilgilerde çubukların amacının, bedenin enerji alanının kuvvetini bu enerjinin iradi olarak psişik ve fiziksel hedeflere yönlendirilebileceği bir noktaya kadar artırmak olduğu belirtilmiştir. İddiaya göre küçük çubuklar, aralarında bir akım oluşturmak amacıyla farklı materyallerden üretilmişti. Kombinasyonlardan birinin karbon ve manyetik demir, bir diğerinin ise bakır veya bronz ve kalay olduğu anlatılıyordu. Bazılarının ise tüp içinde tüp şeklinde düzenlendiği bildiriliyordu.

Ele alınmalarının veya elin çok yakınında bulundurulmalarının bu farklı materyaller arasında bir çeşit enerji akımını uyardığını sergilemek için birkaç yüz gönüllüyle birçok deney yaptım. Doğu-batı veya kuzey-güney doğrultusuna uygun gelecek şekilde tutuldukları zaman, akım özellikle belirginleşiyordu. Fizyolojik olarak denekler bir ılıklık, karıncalanma, akım duygusu veya yalnızca kendilerini iyi hissettiklerini bildirmektedirler. Sık olarak, materyalleri ellerinde yalnızca birkaç dakika tutmalarına karşın, sonrasında saatler boyu üzerlerine bir canlılık geldiğini rapor etmişlerdir. Bazı araştırmacılar materyalleri tuttuktan sonra galvanometrik deri tepkilerinin değiştiğini bulgulamışlardır. Diğer taraftan bazıları da inişe geçmiş etkiler saptadıklarını rapor etmişlerdir ki bunların çubukların yönüne bağlı olduğu sanılmaktadır.

Şimdi, Mısır yontu ve resimlerinin belli bir görevi olması gereken esrarengiz çubuklar tutan kişileri sergilediğini biliyoruz. Psişik kaynaklar materyalleri ve amaçlarını tanımlamaktadır ve bu materyaller elde tutulduğu zaman objektif bir etkinin meydana geldiği de bulgulanmıştır. Bu gerçekler Mısırlıların bizim bilmediğimiz bir enerji formunu kullandıklarını kanıtlamaz, ancak bunlar dikkate alınmaya değecek ipuçlarıdır.

Ancak çubukların bedenin enerji alanının gücünü artırıcı bir etkileri olduğunu kabul edersek, bu çubuklar eğer kayaları havaya kaldırmak için de kullanıldıysa nasıl olup da böyle bir güce dönüştürülmüştür? Elimizde bir yanıt olabilecek türden bir “salon eğlencesi” vardır. Eğer bir kişi yere uzanırsa ve altı kişi de onun çevresine dizilip parmak uçlarıyla onu havaya kaldırmaya çalışırlarsa, bunu başarmak oldukça zordur. Fakat eğer bu altı kişi sık ve derin nefes alarak buna bir süre devam ederlerse, yerdeki kişiyi çok daha büyük bir kolaylıkla kaldırabileceklerdir. Bizim teorimiz, sık nefes sayesinde bu altı kişinin sistemlerine ekstra vril aldıkları ve onu parmaklarının içinden çıkan konsantre bir ışınla harcadıklarıdır. Vrilin kuvvetlerinden birisinin levitasyon olduğu söylendiğine göre, derin nefesten sonra yerdeki kişinin yükseltilmesinin kolaylaşması böyle açıklanabilir. Eğer Mısırlılar çubuk veya tüpler aracılığıyla yeterli çoklukta vril yüklemesi yapabilmekteydilerse, bunu bir başka çubuk veya tüp içinden bir ışın şeklinde deşarj edebiliyor ve böylece bir kayayı yerinden kaldırabiliyor olabilirlerdi, ta ki şarj bitene kadar. Bu, bir rahibin veya görevli kişinin kayanın yeniden kaldırabilmesini temin edecek yeni bir yükleme gerçekleştirene kadar bir ertelemeye yol açıyor olmalıydı. Ve kaya bu şekilde inşaat yöresine doğru hoplatılıyordu. Fakat tabii bu yalnızca bir teoridir.

Birçok Mısır resminde resimdeki kişilerin tuttukları görülen, Ejiptologların açıklamakta zorluk çektikleri gizemli değnekler vardır. Değneğin belirsizce bir hayvan başına benzeyen tuhaf bir başı, düz bir gövdesi ve bir at nalı gibi iki uca ayrılan bir alt kısmı vardır. Kahire’de bir muhafazanın içinde gördüğüm bir örnek tahtadan yapılmıştı ve alt kısmı gümüş yapraklarla kaplanmıştı. Gümüşün elektriği geçiren en iyi doğal iletken ve tahtanın en iyi doğal yalıtkanlardan biri olması, bir rastlantı da olabilir veya olmayabilir. Bu kombinasyon pekala elektrik enerjisini veya belki de vrili depolamak için tasarlanmış bir alet, bir kapasitör yerine geçebilir. Bir başka sefer, Kral Tutankhamon’un koltuğunu tutan muhafazanın çevresinde statik elektrik alanı olduğunu düşündüğüm bir gerilim hissettim. Koltuk altın yapraklarla kaplı akasya ağacından yapılmıştı. İleride, kapasitör etkisiyle tekrar karşılaşacağız.

Son olarak, Kral Tut’un mezarındakiler dahil bazı freskleri dikkat çekmek istiyorum; bunlarda ana figürün direkt avuç içlerinden çıkan dalgalı çizgiler veya yıldırımlar görülür. Bu bir otorite sembolü olabilir, fakat iyileştirici gücü simgeliyor olması da mümkündür.

“Magic” sözcüğü bize Orta Doğu kökenli magi sözcüğünden geçmiştir ve doğaüstü kuvvetlere sahip oldukları kabul edilen Medes’in rahipleri ve Pers rahipleri anlamına gelmekteydi.

 Kaynak: Yazarın Ege Meta yayınlarından çıkan Olağanüstü Enerjiler adlı kitabından alınmıştır.