Ölüme Yakın Deneyimlere Yeni Bir Bakış

Ölüme Yakın Deneyimlere Yeni Bir Bakış

Ölüm olarak adlandırılan fenomenin iki tarafı olduğuna inanıyorum: Biri yaşamakta olduğumuz bu taraf ve diğeri yaşamayı sürdüreceğimiz öteki taraf. Sonsuzluk ölümle başlamaz. Şu anda sonsuzluğun içindeyiz.

Norman Vincent Peale

 ÖLÜME yakın deneyimler yaşayan yetişkinler ve çocuklar, ortalama olarak, yaklaşık beş ila yirmi dakika boyunca nefes alamamış ya da kalp atışları durmuştur. İnsanların bir saat ya da daha uzun süre ölü kaldığını işitmek, en azından benim araştırmam içinde, hiç de az görülür bir durum değildi. Bazısı “gözlerini morgda açmıştı”. Beyin üç ila beş dakika yeterli oksijenden mahrum kaldığında kalıcı olarak zarar görebileceği için, ölüme yakın deneyimlerin en çarpıcı özelliklerinden birini işaret etmemiz önemlidir: İnsan ne kadar süre ölü kalırsa kalsın, canlandığında beyinde genellikle ya çok az hasar görülür, ya da hiç hasar görülmez; dahası beyinde belirgin bir gelişme görülür.

Durum böyle olunca ölüme yakın deneyimler, beyin değişimi/ruh değişiminin birçok boyutunu ve böylesi bir şuur dönüşümünün beraberinde neler getireceğini keşfetmeyi sürdürebileceğimiz dinamik bir yol sağlamaktadır.

“Ölüme yakın deneyim” terimi tıp doktoru Raymond A. Moody Jr. tarafından 1975 yılında ortaya atıldı. Life After Life (Hayattan sonraki Hayat)1 adlı kitabında, Dr. Moody hayata döndürülmüş ve ölümden sonraki yaşamı anlatan hastaların anomalisini ifade etmek için bu terimi türetmişti. Beş yıl sonra Kenneth Ring, Life at Death (Ölümdeki Hayat)2 adlı kitabında, Moody’nin çalışmasını bilimsel olarak doğruladı. Bu iki kitap bir yol açtı ve sonrasında bu konu hakkında, tümü aynı sekiz temel senaryo bileşeni üzerinde şekillenen araştırma raporları, kitaplar, makaleler ve spekülasyonlardan bir bolluk oluştu.

Bu bileşenler şunlardır:

 

1. Kendi bedeninin dışına çıkıp uçma hissi; genellikle de “terk edilen” bedenin çevresinde olup bitenlerin görülüp duyulabildiği beden dışı bir deneyim.

2. Karanlık bir tünel ya da boşluktan geçme ve beraberinde hızlanma hissi ya da duyumu -rüzgar işitilebilir ya da hissedilebilir.

3. Sevgi dolu bir huzur yayan inanılmaz parlak bir ışığa doğru yükselme, daha önce kaybedilmiş olan akrabaları, hayvanları, bitkileri, manzaraları ve kentleri görme olasılığı.

4. Dostça sesler, sevdikleriniz ve/veya ışıktan varlıklar tarafından karşılanma -ardından bir sohbet gerçekleşebilir ya da bir mesaj verilebilir.

5. Geride bırakılan yaşamın panoramik olarak yeniden gözden geçirilmesi; doğumdan ölüme ya da tam tersi sırayla, bazen tarafsız olmaktan ziyade yeniden yaşatan bir gözden geçirme.

6. Değişik bir zaman ve uzam anlayışı; zamanın ve uzamın var olmadığının keşfi.

7. Dünyaya dönmeye isteksizlik ama yanı sıra bir işin sona erdirilmesi, ya da bir görevin yerine getirilmesi için hissedilen zorunluluk.

8. Dirilmekten dolayı hoşnutsuzluk, hatta geri dönmüş olmak nedeniyle duyulan öfke ya da akıtılan gözyaşları.

 

Ölüme yakın deneyimlerin pek azı bu sekiz bileşenin tümünü içerir. Çoğu deneyim yaklaşık beş bileşeni barındırmaktadır. Bu durum, böyle bir deneyim yaşamış olabilecek insanları yanıltır. Uluslar Arası Ölüme Yakın Çalışmalar Örgütüne (IANDS) bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kanada’da ve dünya çapında IANDS Dostları aracılığıyla gerçekleştirilen toplantılara katılanlar, bu konuda önemli bir şikayeti dile getirmektedir.3 Nedir bu şikayet? Onların başlarına gelenler, “klasik” modelle uyuşmamaktadır.

Bu çelişki öylesine çok insanı kapsamakta ve öylesine sık gerçekleşmektedir ki, orijinal modelin nasıl ortaya çıktığını itiraf etmenin vakti gelmiştir. Klasik model, Moody’nin ilk kitabını sansasyonel hale getirmek için medya tarafından “model” olarak kullanılan deneyimin genel unsurlarının bir bileşkesidir. Yeni yeni ortaya çıkan bu alanda başkalarının neler yaptığından hiç haberdar olmadığımdan ve de Moody’i de çalışmasını da hiç işitmediğim için kendi çalışmam farklı biçimde oluştu. Bugün IANDS tarafından belirlendiği şekliyle, ölüme yakın deneyimin klasik tanımı şöyledir: “Gerçek ölüm anında ya da ölmek üzereyken gerçekleşen ve bedenden ayrı haldeki şuurla ilişkili olarak algılanan lüsid (berrak) deneyim.”

Yürüttüğüm araştırmada, hiç vakit geçirmeksizin, ölüme yakın deneyimlerin dört ayrı türünü sınıflandırdım. Moody ve Ring tarafından açıklananlara benzer unsurlar keşfettim, ama bunlar sözde klasik versiyon olarak ilan edilenden farklı motifler taşıyorlardı. Her bir motif türüne, başka kudretlerin de dahil olabileceğini akla getiren incelikli bir psikolojik profil eşlik ediyordu. Çeyrek yüzyıl boyunca insanın yaşı, eğitimi, cinsiyeti, kültürü ya da dininden bağımsız olarak gerçekleştirdiğim görüşmeler, gözlemler ve analizlerde bu dört tür sürekli olarak karşıma çıktı. Beyond the Light (Işığın Ötesinde) adlı kitabımda her birini ayrı ayrı ele almak için dört bölüm ayırmıştım, burada ise bu senaryo motiflerinin bir özetini vereceğim. İstatistikler, ölüme yakın deneyim yaşamış 3000 yetişkin ve 277 çocuk üzerinde gerçekleştirilen bir çalışmayı temel almaktadır. Çocukların başlarından geçenler, her bir deneyim türünün açıklayıcı bir örneğini oluşturmaktadır.

 Başlangıç Deneyimi

 SOPHİA Carmien, Boulder/Colorado. Dört yaşındayken ÖYD yaşamış. “Mahalledeki yüzme havuzunda yüzüyordum. İki cankurtaran vardı. Annem beni havuzun yanında oturttu ve kıyafetini değiştirmek için kabine gitti. ‘Yüzme kollukların olmadan derin havuza sakın atlama!’ dedi. Yüzme kolluklarım yoktu, ama ben var sandım. Bu yüzden havuza atladım. Bir parçam suyun altına battı; suda çırpınıyordu; çok fazla şey göremiyordu. Öteki parçam ise yukarı süzüldü ve cankurtaranların üzerine çıktı. Arkamda her yanımı kaplayan bir şeyin ‘seslendirilmemiş’ soruyu ‘seslendirdiğini’ işittim: ‘Yaşamak istiyor musun?’ Bunu düşündüm. Ölmek iyi, hoş bir şeymiş gibi göründü. Ölmek normalmiş gibi geldi. Sonra ailem aklıma geldi ve ne kadar üzüleceklerini düşündüm. Gitmek gözüme hoş görünse de, ‘Kalacağım!’ dedim. Yavaşça suyun içindeki öteki parçama döndüm. Sonrasında hatırladığım, benekli bir mayo giyen şişman bir hanımın beni kaldırıyor oluşu. Yardımından ötürü ona teşekkür ettim. Daha sonra, benim kadar küçük biri için bunun normal olduğunu ve herkesin başına gelebileceğini düşündüm.”

 

Joe Ann Van Gelder, Newport/Vermont. On beş aylıkken başlayıp on yaşına kadar dokuz ÖYD yaşamış. “Yaşamımın ilk on bir yılında çocuk felci de dahil olmak üzere birçok kronik ve akut hastalıkla ve bir dizi ciddi kazayla başa çıkmak zorunda kaldım. Sonraki beş yıl yavaş yavaş iyileştim. Çocukluğumda yaşadığım her ölüme yakın deneyimde bana sevgi ve güven sunan, rahim benzeri sıcak, destekleyici bir karanlıkla karşılaştım. Bu dostane karanlık, korkunç bir yer değildi. ‘Boşluk’ da değildi. ‘Gerçek ben’in gittiği tarifi imkansız, zamandan ve mekandan bağımsız bir yerdi. Her deneyimin ardından yoğunluğu giderek artan etkiler yaşadım. Çocukken ölüme yakın deneyimlerimin, doğal ve normal olduğunu düşünüyordum. Çünkü annem de genç bir yetişkin olarak bu tür bir deneyim yaşamıştı. Annem beni anladığı için tuhaflık ya da olağan dışılık hissetmem için hiç bir neden yoktu.”

 Kötü ya da Cehennemsi Deneyim

 DIANA Schmidt, El Cerrito/California. Dokuz yaşındayken ÖYD yaşamış. “Tam öğlen vaktiydi ve büyük babanın ‘sürülmüş’ (yabani otlardan temizlenmiş) arka bahçesindeydim. Dokuz yaşımdaki halimi bahçede yürürken gördüm. Başımı bir kütüğe koydum. Dev gibi bir balta belirdi ve başımı ikiye böldü. Beyin yerine, kurtçuklar ortaya saçıldı! Kurtçuklar kaynaşıyor ve kıpırdanıyordu. Bu benim için korkunç bir deneyimdi. Kendime dair bütün iyi hislerim silindi. Tiksindirici bir şey ile dolduğumu düşünüyordum. Bu ‘rüya’ nedeniyle, dehşete kapıldım ve utanç duydum. Yirmi dokuzumda, beynimdeki kan pıhtısının alınması için bir ameliyatın ardından çok rahatladığımı hatırlıyorum. Haberler iyiydi! Kafatasım kurtçuklarla dolu değildi. Beynim vardı. Geçmişimdeki kan pıhtılarını ve hastalık nöbetlerini düşününce, bu olayın doğuştan var olan ya da kalıtım yoluyla aktarılan ‘angioma’ (şişlik ya da tümor) kaynaklı teşhisi konmamış bir hastalık nöbeti olduğuna inanıyorum.”

 Adrianna Norton, Modesto/California. Beş yaşındayken ÖYD yaşamış. “Kalbimde geniş bir delikle doğdum. Yetişkin olana dek ameliyatla kapatılamadı. Beş yaşındayken gribe yakalanmıştım ve ateşim çok yüksekti. Geceleyin, tavanın köşesinde olduğumu fark ettim. Uykudaki küçük bedenime bakıyordum. Birdenbire kara bir maddeyle dolu, yüzeyi yaklaşık üç buçuk metrelik kara bir küpün içinde uçmaya başladım. Pençe benzeri kara eller her yerdeydi ve beni pençeliyordu. Dehşete kapıldım. Kaçacak hiçbir yer yoktu. Yine birdenbire ‘hareli bir ışık denizinde’ yüzüstü yüzmeye başladım. Güven, huzur, sevgi ve rahatlama hissini duydum. Işık dalgaları hafif hafif masaj yapıyordu. Sonra tekrar bedenime döndüm. Yatağımdaydım, tükenmiştim. Ateşim düşmüştü ve uykuya daldım. Bunun bir kabus olduğunu düşündüm ve unutmaya çalıştım, ne var ki başaramadım. Ürkütücü olay, iyi olana baskın çıktığı için bastırmaya çalıştım ama bütün yaşamım boyunca canlı kaldı. O tarihten bu yana klostrofobim var.”

 İyi ya da Cennetsi Deneyim

 GRACIE L. Sprouse, Keene/Virginia. On bir yaşındayken ÖYD yaşamış. "Kız kardeşlerimle yüzüyordum. Birdenbire hava almak için su yüzeyine ulaşamadığımı fark ettim. Sanki bir hiçliğe yuvarlandım. İki kez aşağıya doğru gittim ve yardım çığlıkları atmaya çalışırken üç kez yukarıya çıktım. Sudan çıkarılmadan önce yaşamım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. Tıpkı bir tiyatroda olmak gibiydi. Bağdaş kurup kız kardeşlerime karşı yanlış davranışlarımı izledim. Bunu bana gösteren melekler tarafından yargılandım. Kendi kendimi yargıladım ve suçlu buldum. Melek sahnenin sol üst köşesinde havada duruyordu. Ailemden ve kız kardeşlerimden ayrıldığımı ve üzüntü duymaya başladığımı hatırlıyorum. Üzüntüm bir anda geçti. Sanki onların iyi olacağının güvencesi verilmişti. Sonra cennetteymişçesine bir mutluluk hissettim. Tarifi imkansızdı. O gün bugündür yaşamımda açıklanamayan olaylar eksik olmadı. Bakış açım alışılmışın ötesine geçti. Kalbimle görebiliyorum.”

 Clara Lane, Belmont/Ohio. On yaşındayken ÖYD yaşamış. “Beşinci sınıftayken sağ yanımda şiddetli bir ağrı duydum. Öğretmenim sadece bir karın ağrısı olduğunu düşünerek aldırış etmedi. İki saat sonra acilen hastaneye kaldırıldım. Korkuya kapıldım ve beni eve götürmeleri için yalvardım. Eter maskesiyle boğuşuyordum. Bir an uyanıyor ve ölümden korkuyordum, bir an sanki bir kuyunun içindeymişçesine karanlık bir boşluğa düşüyordum. Çok yüksek sesler vardı. Uğultular, çınlamalar ve metalik sürtme sesleri birbirine karışıyordu. Sonra tavanda süzülürken aşağıda yatan bedenime baktım. Buhar ya da bulut gibi tüm odaya yayılıyormuşum gibi hissettim kendimi. Bir hemşirenin, odaya kare şeklinde yeşil bir aleti taşıdığını ve doktorun onu benim üzerimde kullandığını gördüm. Bir sürü hemşire vardı. Birdenbire başka odalara açılan büyük, ağır kapıları olan bir odada yalnız olduğumu fark ettim. Biri bana doğru geldi. Onu görmedim; yalnızca sesini duydum. Beni tünel gibi görünen bir yerden geçirdi. Yürüyormuş gibiydim, ancak ayaklarım yere değmiyordu. Birdenbire gülen ve oynayan çocuklarla dolu kocaman bir şehir büyüklüğündeki bir oyun alanından gelen sesleri duydum. Onları işitmek beni sakinleştirdi.

Bir başka adam bizi görmeye geldi. Onu da göremiyordum. Beni buraya getirene, kim olduğumu sordu ve uzaklaştı. Döndüğünde, yanımdakine benim geri gitmem gerektiğini, henüz vaktimin gelmediğini söyledi. Büyük kapıları olan büyük bir binaya doğru götürüldüm. İçeri girdim. Her yerde çalışan ve bir şeyler yapan insanlar gördüm. Kocaman, ışıltılı beyaz bir odaya sokuldum. Büyük bir beyaz koltuğun önündeki basamaklara oturmam söylendi. Orada benimle konuşacak kişiyi bekledim. Bu kişi basamakların diğer ucundaki kapıdan içeri girdi ve yukarıdaki koltuğa doğru yürüyüp oturdu. Beyaz renkli, uzun kollu, yerlere kadar uzanan bir kaftan giyiyordu. Belinde altın renginde geniş bir kuşak vardı. Ayağına sandalet giymişti. Koyu kahverengi saçları omuzlarına kadar geliyordu. Uzun bir yüzü, geniş bir çenesi vardı.

Gözleri koyu renkti. Göz kapaklarının etrafında, sanki göz kalemiyle çizilmiş gibi ama gerçekte öyle olmayan, siyah bir çizgi vardı. Teni zeytin yeşiliydi ve sevgi pınarı gözleri, su gibi berrak ve temizdi. Benimle, gözleri aracılığıyla iletişim kurdu. Söze hiç gerek yoktu. Birbirimizin düşüncelerini işitebiliyorduk. Yaşamda ne yapmam gerektiğini anlattı. Odanın öteki tarafına doğru gitmemi istedi. Televizyon gibi bir ekrana bakarak geleceğimi görebildim. Gördüklerim beni çok mutlu etti. İsa olduğunu düşündüğüm bu kişi, hastanede uyandığımda gelecekte neler yapacağımı unutacağımı söyledi. ‘Hiçbir şey vaktinden önce gerçekleşemez!’ diye beni uyardı. Odadan ayrılırken tekrar gelmek istiyorsam, buyruklarına uymam gerektiğini söyledi.

Canlandığımda, yatağımın yanında oturan hemşire ‘Tanrı'ya şükür! Sonunda kendine geldin!’ dedi. Doktora beni iyileştirmeye çalışırken onu gördüğümü ve ameliyat odasına getirilen aygıtın rengini söylediğimde, bana ne diyeceğini bilemedi.”

 Aşkın Deneyim

 CECIL L. Hamilton, Palmyra/Virginia. On bir yaşındayken ÖYD yaşamış. “Kardeşimle birlikte yüzmeye gitmiştik. Bir sorun yaşadı. Onu suyun dışına çıkarmaya çalışırken panikle beni defalarca suya batırdı. İkimiz birden boğulduk. O öldü ve ben geri döndüm. Hepsini dünmüş gibi hatırlıyorum. Artık su üstünde kalamamaya başladığımda, kulaklarımda tuhaf bir ses çınlamaya başladı. Huzur doldum. Ruhumun bedenimin dışına çıktığını hissettim ve karanlık bir boşlukta ilerledim. Burası biraz ürkütücüydü. Uzun süre ilerledikten sonra, toplu iğne başı kadar bir ışık gördüm. Işığa doğru ilerledim. Önce yavaş yavaş, sonra giderek daha hızlı ilerledim; sanki hızlanmakta olan bir trenin üstündeydim. Sonra durdum ve tamamen ışığın içine adımımı attım. Her şeyin –gökyüzü, binalar, cam- kendi ışığını yaydığını fark ettim. Her şey, burada göründüğümüzden çok daha renkliydi. Bir nehir kıvrıla kıvrıla akıyordu. Öteki tarafta bir kent vardı ve bir başka kente doğru yol uzanıyordu.

Kentler birbiri ardına uzanıp gidiyordu. Tam önümde ancak nehrin karşı kıyısında üç kişi vardı. Kendilerini bana projekte ettiler. Yürümediler ya da uçmadılar; kendilerini bana projekte ettiler. Onları tanıyamasam da, birinin Lynn Bibb olduğunu biliyordum. (Bana, onun adı verilmişti. Ben doğmadan aşağı yukarı birkaç hafta önce ölmüştü.) Bu üç adamın beni aradığını, nehri geçip ilk kente ulaşırken bana eşlik edecek bir karşılama komitesi gibi olduklarını biliyordum.

Onlarla gidersem, bir daha asla dönemeyeceğimi hissettim ve bu yüzden duraksadım. İlk kent, birinci sınıf gibiydi. İnsanlar ikinci şehre gitmeye hazır olana dek orada kalıyordu. Kentten kente sonsuz bir ilerleme yaşanıyordu. Arkamda ve solumda güçlü bir ışık kaynağı vardı. Çok parlaktı ve sevgiyle doluydu. Orada birinin durduğunu biliyordum. Daha uygun bir karşılık bulamadığım için onu, Tanrı olarak adlandırdım. Onu göremiyordum; eril bir varlığı olduğunu hissettim.

Benimle sözlerle değil, telepati aracılığıyla iletişim kurdu. ‘Neden tereddüt ettin?’ diye sordu. ‘Şey! Ölmek için çok küçüğüm,’ diye karşılık verdim. Hafiften gülümsedi ve ‘Bebekler bile ölebilir.’ dedi. ‘Şey! İlk önce öğrenmek istediğim bir şey var.’ dedim. ‘Neyi bilmek istiyorsun?’ diye sordu. ‘Ölüm nedir?’ diye sordum. Yanıt verdi: ‘Dön ve şu tarafa bak!’ Dediğini yapınca enkaza dönmüş bir araba gördüm. Birçok insan ölmüştü. Bazılarının ruhu bedeninden çıktı ve yükseldi. Buna inanamayanlar ise bedenlerinde kaldı ve dışarı çıkmadı. Onlara ulaşılıp ulaşılamayacağını sorduğumda, ‘Evet, bazılarına diğerlerinden daha hızlı, bazılarına ise asla!’ diye yanıtladı. O halde ölüm, hiçbir şeye inanmamak demekti. ‘Cehennem nedir?’ diye sordum. ‘Dön ve yine bak!’ dedi. Sallanan koltuğunda oturan yaşlı bir kadın gördüm. Azimle oturmuş, sallanıyordu. Çocukları, torunları ve daha bir sürü şey için endişeleniyordu.

Demek oluyor ki cehennem, bilgelikten yoksun olmaktı ve hareketsiz kalmaktı; ileriye gitmeyi seçmemek ve olduğu yerde kalıp hiçbir şey yapmamaktı. Cehennem bir mekan değildi. Şeytan ya da İblis’in olup olmadığını sordum. ‘Tanrı buna müsaade eder miydi?’ diye karşılık verdi ve sözlerine şöyle devam etti: ‘Birkaç dakikalığına Tanrı olsaydın, ilk olarak neyi yapmak isterdin?’ İlk hareketimin her türlü İblis ya da Şeytan’ı yok etmek olacağını biliyordum. ‘Doğru ile yanlışı nasıl ayırt edebilirim?’ diye sordum. Şöyle yanıt verdi: ‘Doğru, yardım etmek ve iyi kalpli olmaktır. Yanlış ise yalnızca insanlara zarar vermek değil, yardım edebilecekken onlardan yardımı esirgemektir.’

Ben evren hakkında sorular sorup her şeyin nedenini öğrenmeye çalışırken, bir yandan da yürüyorduk. Tüm bunlar bana gösterildi. Sonra adam, benim fiziksel dünyaya hala geri dönmek isteyip istemediğimi sordu. ‘Dönmeyi çok istiyorum!’ dedim. ‘Niçin?’ diye sordu. Babamın annemi, birisi daha doğmamış dört çocukla terk ettiğini söyledim. Anneme yardım etmek istediğimi ifade ettim. Tanrı adeta gülümsedi ve bana gerçek nedenini sordu. Dünyayı, bulduğumdan biraz daha iyi bırakacağımı söyledim. ‘O halde öğrenmiş olduğun bilgilerin bir kısmıyla geri dönebilirsin. Ancak, geri kalanı bir süre gizlenecek. Buraya tekrar geldiğinde, kendini kötü hissetmeyeceğin şekilde yaşa!’ dedi. Nehrin dibindeki çamurlarda yüzü koyun yatarken uyandım ve yüzeye doğru ‘çekildim.’ Çok miktarda su çıkardım ve ardından sudan çıktığımda erkek kardeşimin öldüğünü anladım.”

 Çocukların büyük çoğunluğu, Başlangıç Deneyimi yaşar. Bu Başlangıç Deneyimi güçlü hisleri, bilgileri ve genellikle çocukları derinden etkileyen ve uzun süreli izler bırakan bir varlık hissini içerir. Örneğin, özellikle çocuklar tarafından hissedilen sıcak ve dostane karanlık, inanılmaz ölçüde önemlidir. Bu karanlık, ana rahmine benzer koruyucu bir sevgi beşiğidir. Ancak bir biçimde bilgileri “sesli talimatlar” halinde sunar ve canlı diyaloglar kurar. Ana rahminin tersine bu, Bilen Karanlıktır.”

Yetişkinlerin yaşadığı vakaların tam tersine, imgelem, çocukların ölüme yakın deneyimlerinin temel unsuru değildir. Işık için de aynısı geçerlidir.

Ancak, küçüklerin hissettiği karanlık, tünellerle karıştırılmamalıdır. Çocukların zaman zaman tünellerden söz ettikleri doğrudur, ama bu özellik, daha yaşlı deneyimcilerde olduğu kadar sık karşımıza çıkmaz. Yetişkinler arasında bile, senaryodaki tünel bileşeni pek yaygın değildir. Görüştüğüm insanların yüzde 30’undan azında kalıplaşmış modelle karşılaştım. 1982 yılında gerçekleştirilen orijinal Gallup anketinde, yalnızca %9’luk bir kesim tünellerden söz etmiştir. Şahsen birçok defa, yetişkinlerin ölüme yakın deneyimlerine ilişkin anlattıklarını, tünel unsurunu ekleyerek “klasik” modele uymak ve onunla ters düşmenin sıkıntısından kurtulmak için değiştirdiklerine şahit olmuşumdur.

Çok küçük yaştakilerin yaşama bakışı, canlı doğum öncesi senaryoları ve anlaşıldığı kadarıyla “olgun bir zihnin” bakış açısıyla garip bir biçimde canlandırılan geçmiş yaşam hatıralarını içerir. Genellikle bir çocuğun bakış açısından şu anki yaşamın yargı niteliği içeren türden değerlendirmesi, yaklaşık olarak ana okulu çağına kadar başlamaz.

Üst üste yaşanan deneyimler, hem çocuklar hem de yetişkinler arasında aynı oranda yaygındır. Çocukken deneyim yaşayan 44 kişi, toplam 61 olay aktarmış ve bunların yüzde 27’si yetişkinliklerinde bir başka ölüme yakın deneyim daha yaşamıştır. Daha önce de değindiğimiz gibi kronik hastalıklar, çocuk felci, ameliyat ve çocukken geçirdiği birçok ciddi kaza nedeniyle Van Gelder, on beş aylıkken başlayıp on yaşına kadar uzanan süreçte dokuz deneyim yaşadığını aktarmaktadır. Bir başka kişi ise, çocukken beş ve yetişkinken beş deneyim yaşamıştı ve ayrıca, annesi tarafından doğrulanan bir doğum öncesi hatırası söz konusuydu. Araştırmamdakiler arasında rekoru elinde bulunduran ise, doğumundan kısa bir süre sonra başlamak üzere yaşamı boyunca toplam yirmi üç ölüme yakın deneyim yaşadığını iddia eden bir adamdı. İsminin açıklanmasını istemeyen bu adam, ciddi fiziksel engellerle doğmuştu ve hiç kimse onun yaşayacağını beklememişti. Görüşmeyi yaptığım sırada ellisine merdiven dayamış olan bu adam, sayısız ameliyatın ardından, her ölüme yakın deneyimde kazandığı şifa verici güç olmasa, asla bu kadar uzun yaşayamayacağını hissettiğini anlatmıştır.

Çalışmamdaki çocuklar arasında, suda boğulma açık arayla en yaygın ölüm nedeni olarak görülmektedir. Birçok kişi de riskli bir ameliyat sırasında ve sonrasında ya da bademcik ameliyatı sırasında solumanın durması; ebeveyn ya da kardeş (verilen sıraya göre) tarafından suiistimale uğrama sonucunda “ölmektedir.” Yüksek ateş ve yıldırım çarpması gibi çeşitli travmalar da aktarılmaktadır. Ancak asıl dikkati çeken, modern tıpta neredeyse bir başlık altında toparlanamayacak kadar önemsiz görülen bademcik ameliyatlarıdır.

New Jersey, Little Silver’dan Robert C. Warth’ın beş yaşındayken başına gelenleri ele alalım. Annesi ve babası tarafından, bademciklerinin alınması için bölgelerindeki bir doktorun muayenehanesine götürülür. Orada, pijamalarını giymiş yatakta bekleyen üç çocuk daha vardır. Robert dördüncü yatağa yerleştirilir. Annesi ona, doktorun gelip boğazından bir şeyler alacağını söyledikten biraz sonra hemşireler gelip Robert'ı doktorun olduğu odaya götürürler. Hemşire, Robert'ın yüzüne bir maske takar. Robert "Bu maskeden mide bulandıracak kadar tatlı bir şeylerin damladığını" hatırlamaktadır. Kendini derhal, aşağıya doğru bakan kubbemsi ameliyat masası lambasının üzerinde bulur. Ameliyat masası lambasının üzerinde bir toz tabakası ve bedeninin de aşağıda uzandığını görmek onu şaşırtır. Robert, “hiç hareket etmeden 360 derece görebildiğini” hatırlıyor ve kendisini dehşete düşüren bir sahneyi gözyaşlarını önlemeye çalışarak şöyle anlatıyor:

“Ağzım zorla açılmıştı ve üzerim boynuma kadar örtülüydü. Bir tür telaş yaşanıyordu. Hemşire ‘Doktor!’ diye haykırdı. Doktor aniden geriye döndü ve hemşireye ‘Geri çekil!’ dedi. Sonrasında, yatakta uyandığımı hatırlıyorum. Konuşamıyordum ve kendimi çok berbat hissediyordum.” İki hafta sonra Robert genel sağlık kontrolü için doktora götürülür. Robert gördüğü ve işittiği her şeyi doktora anlatır. “Doktor anneme göz kırpıp ‘Bana çoğu kez masallar anlatırlar. Eterin yüzünden oluyor. Onların rüya ve halüsinasyon görmesine yol açıyor.’ dedi. Ya ne diyecekti doktor, küçük baş belasının solunumu durdu mu diyecekti? Onun ne yaptığını görmüştüm; doktor beni muayenehanesinden bir an önce çıkarmak için ne yapacağını şaşırdı.”

Tıp doktoru Melvin Morse, çocuklar üzerinde yaptığı ufuk açıcı çalışmasından şu sonuca varmıştır: 1900’lerin başından ortasına dek, doktorlar bademcik ameliyatları için düzenli olarak aşırı miktarda eter kullanmıştır. Bu dönem içinde ölüme yakın vakaların öylesine çok yaşanmasının nedeni budur. Bu uygulama, 1970’lerin sonlarında değiştirilmiştir. (Yine de bunun gibi vakalar halen rapor edilmektedir.) Anlaşılan aşırı dozda eter, bazı çocuklarda basit halüsinasyonlar yerine iyice gelişmiş ölüme yakın deneyimlere sebebiyet verebilmektedir. Kendi yaptığım araştırma da, ilaç kullanımıyla ilgili aynı “yargı hatasını” ortaya koyuyor ve Morse’nin bulgularını doğruluyordu. Bununla birlikte başka bir şey daha keşfetmiştim. Tıbbi hatalar, ölüme yakın senaryolarda kolayca su yüzüne çıkmaktadır. Bunlar, bedeninin dışındayken doktorun ya da hemşirenin gerçekte ne yaptığına tanık olan hasta gibi tekil olaylar olabildikleri gibi, ülkenin dört bir yanında çocuklara yapılan bademcik ameliyatlarında aşırı dozda eter kullanılmasıyla, aslında çok tehlikeli olmayan bir prosedür nedeniyle “ölen” insanların olağan dışı yüzdesi olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu anlatımların doğruluğu, insan yetilerinin kapsamının, tıpkı zihin gibi, bir noktaya bağlı olmadığını göstermektedir; tıp çevreleri bunu dikkate almalılar.

Çocukların ölüme yakın senaryolarının yüzde 70’ten fazlası meleklerce ziyaret edilmeyi içerir. Küçük çocuklar, büyük çocuklar kadar net tanımlamalar yapamasalar da çoğu, meleklerin kanatlı, parlak ya da “insanlar gibi” renkli olduklarını söylemektedir. Çok küçük çocuklar nadiren “melek” terimini kullanmakta, bunun yerine “insanlardan” söz etmekte ya da ışıktan sevgi dolu varlıkları anlatmaktadırlar.

NOTLAR:

 1. Dr. Raymond A. Moody Jr., Life After Life, Covington Ga.: Mockingbird Books, 1975.

2. Dr. Kenneth Ring, Life at Death, New York: Coward, McCann & Geoghegan, 1980.

3. Uluslar arası Ölüme Yakın Araştırmalar Birliği (IANDS), P.O. Box 502, East Windsor Hill, CT 06028-0502; (860) 644-5216; faks (860) 644-5759; web sitesi http://www.iands.org; email: office@iands.org. “Aktif Destek Grupları” için broşür isteyiniz.

 Kaynak: Yazarın, Ruh ve Madde Yayınlarından çıkan Yeni Çocuklar ve Ölüme Yakın Deneyimler adlı kitabından alınmıştır.