Ölüme Yakın Deneyimlere Yeni Bir Bakış

Ölüme Yakın Deneyimlere Yeni Bir Bakış

Ölüm olarak adlandırılan fenomenin iki tarafı olduğuna inanıyorum: Biri yaşamakta olduğumuz bu taraf ve diğeri yaşamayı sürdüreceğimiz öteki taraf. Sonsuzluk ölümle başlamaz. Şu anda sonsuzluğun içindeyiz.

Norman Vincent Peale

 ÖLÜME yakın deneyimler yaşayan yetişkinler ve çocuklar, ortalama olarak, yaklaşık beş ila yirmi dakika boyunca nefes alamamış ya da kalp atışları durmuştur. İnsanların bir saat ya da daha uzun süre ölü kaldığını işitmek, en azından benim araştırmam içinde, hiç de az görülür bir durum değildi. Bazısı “gözlerini morgda açmıştı”. Beyin üç ila beş dakika yeterli oksijenden mahrum kaldığında kalıcı olarak zarar görebileceği için, ölüme yakın deneyimlerin en çarpıcı özelliklerinden birini işaret etmemiz önemlidir: İnsan ne kadar süre ölü kalırsa kalsın, canlandığında beyinde genellikle ya çok az hasar görülür, ya da hiç hasar görülmez; dahası beyinde belirgin bir gelişme görülür.

Durum böyle olunca ölüme yakın deneyimler, beyin değişimi/ruh değişiminin birçok boyutunu ve böylesi bir şuur dönüşümünün beraberinde neler getireceğini keşfetmeyi sürdürebileceğimiz dinamik bir yol sağlamaktadır.

“Ölüme yakın deneyim” terimi tıp doktoru Raymond A. Moody Jr. tarafından 1975 yılında ortaya atıldı. Life After Life (Hayattan sonraki Hayat)1 adlı kitabında, Dr. Moody hayata döndürülmüş ve ölümden sonraki yaşamı anlatan hastaların anomalisini ifade etmek için bu terimi türetmişti. Beş yıl sonra Kenneth Ring, Life at Death (Ölümdeki Hayat)2 adlı kitabında, Moody’nin çalışmasını bilimsel olarak doğruladı. Bu iki kitap bir yol açtı ve sonrasında bu konu hakkında, tümü aynı sekiz temel senaryo bileşeni üzerinde şekillenen araştırma raporları, kitaplar, makaleler ve spekülasyonlardan bir bolluk oluştu.

Bu bileşenler şunlardır:

 

1. Kendi bedeninin dışına çıkıp uçma hissi; genellikle de “terk edilen” bedenin çevresinde olup bitenlerin görülüp duyulabildiği beden dışı bir deneyim.

2. Karanlık bir tünel ya da boşluktan geçme ve beraberinde hızlanma hissi ya da duyumu -rüzgar işitilebilir ya da hissedilebilir.

3. Sevgi dolu bir huzur yayan inanılmaz parlak bir ışığa doğru yükselme, daha önce kaybedilmiş olan akrabaları, hayvanları, bitkileri, manzaraları ve kentleri görme olasılığı.

4. Dostça sesler, sevdikleriniz ve/veya ışıktan varlıklar tarafından karşılanma -ardından bir sohbet gerçekleşebilir ya da bir mesaj verilebilir.

5. Geride bırakılan yaşamın panoramik olarak yeniden gözden geçirilmesi; doğumdan ölüme ya da tam tersi sırayla, bazen tarafsız olmaktan ziyade yeniden yaşatan bir gözden geçirme.

6. Değişik bir zaman ve uzam anlayışı; zamanın ve uzamın var olmadığının keşfi.

7. Dünyaya dönmeye isteksizlik ama yanı sıra bir işin sona erdirilmesi, ya da bir görevin yerine getirilmesi için hissedilen zorunluluk.

8. Dirilmekten dolayı hoşnutsuzluk, hatta geri dönmüş olmak nedeniyle duyulan öfke ya da akıtılan gözyaşları.

 

Ölüme yakın deneyimlerin pek azı bu sekiz bileşenin tümünü içerir. Çoğu deneyim yaklaşık beş bileşeni barındırmaktadır. Bu durum, böyle bir deneyim yaşamış olabilecek insanları yanıltır. Uluslar Arası Ölüme Yakın Çalışmalar Örgütüne (IANDS) bağlı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde, Kanada’da ve dünya çapında IANDS Dostları aracılığıyla gerçekleştirilen toplantılara katılanlar, bu konuda önemli bir şikayeti dile getirmektedir.3 Nedir bu şikayet? Onların başlarına gelenler, “klasik” modelle uyuşmamaktadır.

Bu çelişki öylesine çok insanı kapsamakta ve öylesine sık gerçekleşmektedir ki, orijinal modelin nasıl ortaya çıktığını itiraf etmenin vakti gelmiştir. Klasik model, Moody’nin ilk kitabını sansasyonel hale getirmek için medya tarafından “model” olarak kullanılan deneyimin genel unsurlarının bir bileşkesidir. Yeni yeni ortaya çıkan bu alanda başkalarının neler yaptığından hiç haberdar olmadığımdan ve de Moody’i de çalışmasını da hiç işitmediğim için kendi çalışmam farklı biçimde oluştu. Bugün IANDS tarafından belirlendiği şekliyle, ölüme yakın deneyimin klasik tanımı şöyledir: “Gerçek ölüm anında ya da ölmek üzereyken gerçekleşen ve bedenden ayrı haldeki şuurla ilişkili olarak algılanan lüsid (berrak) deneyim.”

Yürüttüğüm araştırmada, hiç vakit geçirmeksizin, ölüme yakın deneyimlerin dört ayrı türünü sınıflandırdım. Moody ve Ring tarafından açıklananlara benzer unsurlar keşfettim, ama bunlar sözde klasik versiyon olarak ilan edilenden farklı motifler taşıyorlardı. Her bir motif türüne, başka kudretlerin de dahil olabileceğini akla getiren incelikli bir psikolojik profil eşlik ediyordu. Çeyrek yüzyıl boyunca insanın yaşı, eğitimi, cinsiyeti, kültürü ya da dininden bağımsız olarak gerçekleştirdiğim görüşmeler, gözlemler ve analizlerde bu dört tür sürekli olarak karşıma çıktı. Beyond the Light (Işığın Ötesinde) adlı kitabımda her birini ayrı ayrı ele almak için dört bölüm ayırmıştım, burada ise bu senaryo motiflerinin bir özetini vereceğim. İstatistikler, ölüme yakın deneyim yaşamış 3000 yetişkin ve 277 çocuk üzerinde gerçekleştirilen bir çalışmayı temel almaktadır. Çocukların başlarından geçenler, her bir deneyim türünün açıklayıcı bir örneğini oluşturmaktadır.