Komplekslerimiz, Karmamız

Komplekslerimiz, Karmamız

Carl Jung’un gözlemlediği gibi, herkes komplekslere sahip olduğumuzu bilir ama gözden kaçırdığımız şey komplekslerin de bize “sahip olduğu”dur! İnsanların bugünkü problemlerinin arkasındaki etkili geçmiş yaşam öyküleri birer komplekstir ama Freud takipçilerinin nitelendirdiği gibi, çocuklukta oluşan kompleksler değil, ruha ait daha derin hatıralar çevresinde oluşan komplekslerdir. Yani uzak geçmişten gelen karmik yaralarımızın bugünkü komplekslerimiz haline dönüştüğünü söylemek abartılı olmayacaktır.

İncelenen her geçmiş yaşam kompleksinde, donmuş veya gömülmüş güçlü bir duygu ya da hissin (korku, utanç, suçluluk, gurur ve öfke) bulunduğunu; “Bunu asla yapamam.” “Bunu tek başıma yapmam lazım,” ve “herkes bana gülecek,” gibi bir düşünce ya da varsayımın gömülü olduğunu; genellikle bedensel bir ağrının (baş ağrısı, cinsel sorunlar, cilt döküntüsü, bağırsak sorunları) olduğunu ve her zaman bir öykü ya da senaryonun parçalarına (bir cadı avının kurbanı, senatoda ihanet veya katledilen bir kabile) rastlandığını görürüz. Aşağıdaki tabloda geçmiş yaşam terapisinin ne kadar geniş bir kompleksler yelpazesini açığa çıkarabileceğini ve her birinin arkasındaki tipik öyküleri göreceksiniz.

 

 Geçmiş Yaşam Kompleksleri: Yaygın Temalar ve Öyküler

 

*Güvensizlik ve terk edilme korkusu: Genellikle geçmiş yaşamdaki terk edilme hatıralarıyla ilgili; yetim kalmak, köle olarak satılmak, kıtlık dönemlerinde ölüme terk edilmek, bir kriz veya savaş sırasında sevdiklerinden ayrılmak…



*Depresyon ve düşük enerji: Sevilen birinin veya bir ebeveynin kaybı; tamamlanmamış matem; intihar hatıraları; bir savaş, kıyım, hapis ya da sürgün sonucundaki umutsuzluk.



*Fobiler ve irrasyonel korkular: Geçmiş bir yaşamdaki her türden travmadan kaynaklanabilir: yangın, su, boğulma, hayvanlar, bıçaklar, böcekler, doğal felaketler…



*Sado-mazoşist davranış problemleri: Genellikle cinsel imaları olan ve şuur kaybıyla birlikte geçmiş yaşamdaki bir işkence hatırasıyla ilgili; acı ve öfke kini ölümsüzleştirir ve kişi aynı biçimde intikam arzusu duyar.


*Suçlu ve kurban kompleksleri: Genellikle sevdiği birini öldürmek, bir çocuğu kurban etmek, başkalarının ölüm emrini vermek ya da ölümlerinden sorumlu olmak gibi (örneğin, bir yangında) geçmiş yaşam hatıralarından kaynaklanır. Yerleşik düşünce çoğunlukla, “Hepsi benim suçum. Bunu hak ettim,” şeklindedir.



*Maddi güvensizlik ve beslenme bozuklukları: Açlık, ekonomik kriz veya kaçınılmaz yoksulluk gibi geçmiş yaşam hatıraları; iştahsızlık, aşırı yeme sendromu ya da obezite.



*Kazalar, şiddet, fiziksel acımasızlık: Savaşçı hayatlardan savaş meydanı hatıralarının, başarıya ulaşmamış iktidar mücadelelerinin, macera tutkunluğunun tekrarlanması. Bu kompleks birçok askerin tarihsel olarak ölümle karşılaştığı gençlik döneminde yaygındır.



*Ailevi sorunlar: Geçmiş yaşamda ebeveyn, çocuklar ya da kardeşlerle görülecek bir hesabın olması; ihanet, gücün kötüye kullanılması, mirastaki adaletsizlikler, rekabetler. En çok da Oedipal dinamikleri içerir.



*Cinsel güçlükler ve istismar: Cinsel soğukluk, iktidarsızlık ve cinsel enfeksiyon gibi problemlerin arkasında genellikle geçmiş yaşamdaki tecavüz, istismar ve işkence öyküleri vardır. Hatta ensest ve istismar vakaları, duyguların ifadesinin engellendiği geçmiş yaşam motiflerinin yeniden etkinleşmesi olabilir.


*Evlilik problemleri: Bunlar bazen aynı eşle güç, sınıf ve cinsel bakımdan farklı bir ilişki içinde olunduğu (örneğin, efendi, metres, köle, hayat kadını veya cariye ya da cinsel rollerin tam tersi olduğu başka bir koşul) geçmiş yaşamlardan kaynaklanır.



*Kronik fiziksel rahatsızlıklar: Travmatik kazalar ya da ölümlerin yeniden yaşanması. Baş ağrıları başka yaşamlardaki dayanılmaz zihinsel seçimlerle ilişkili olabilir, boğaz ağrıları sözlü suçlamalar ya da konuşulmayan düşüncelerle ilişkili olabilir, ülser korkutucu hatıralarla, boyun ağrıları ise asılarak ya da boğazı sıkılarak öldürülmekle ilişkili olabilir. Terapi genellikle bu alanlardaki kronik ağrıları iyileştirir.


Kaynak: Roger J. Woolger, Other Lives, Other Selves, Doubleday, 1977).

 

Geçmiş yaşam terapisinin iyileştirici etkisinin dört boyutu vardır:

 

1.      Eski ve donmuş hisleri çözmek ve bloke edilen enerjileri serbest bırakmak.

2.      Kökenlerini anlamak için negatif düşünceleri ve varsayımları şuura taşımak, onların artık şimdiki hayata ait olmadığını görmek ve daha pozitif, hayat dolu düşüncelerle değiştirebilmek, onlardan kurtulmak,

3.      Bedendeki ağrıları ya da bloke edilmiş şeyleri serbest bırakmak (daha fazla bilgi için Bölüm 6’ya bakın).

4.      Eski öyküyü tekrarlamak ve geçmiş yaşam karakterinin zihninde bir çözüme ulaştırmak.

 

Birçok vakada en etkili başlangıç noktası öyküyü mümkün olabildiğince gerçekçi bir biçimde ortaya çıkarmaktır. Terapistler komplekslerimizin kilidini açmak için rol yapmanın gücünü her zaman bilir; geçmiş yaşam çalışmasında yeniden yaşamak, bloke edilen duyguları serbest bırakmak için kendi içinde ve kendi başına fırsatlar sunan bir tür psiko-drama oluşturur. Psiko-dramatik yaklaşım negatif düşünlerin eski ve esasen modası geçmiş bir dramaya ait olduklarını görerek onlardan uzaklaşabilmemizi de sağlar. Artık bizi etkilememesi gereken çok uzun bir kabusu yaşadığımızı fark ederiz. Artık bize “sahip olmayan” kompleks bizi idare edemez, enerjisi daha yaratıcı bir biçimde kullanılabilir.


Birkaç duygu öfke ve hiddet gibi güçlü etkiler taşıyabilir ama aynı zamanda, hiçbir şey bu hisleri taşımak kadar tüketici olamaz. Yirminci yüzyılın başından beri Reich’in beden çalışması, bedende derin bir biçimde bastırılmış hiddetin şiddetli enerjik etkilerini gözlemlemiştir; daha güncel olarak, terapistler toksik öfkeyi boşaltmak için “hiddet boşaltma” seminerleri düzenlemişlerdir. Buna rağmen tüm terapistler hiddetin serbest bırakılması noktasında başarılı değildir ve bazıları bundan uzak durmayı tercih ederler. Ama geçmiş yaşam terapisi, eski hiddetin kaynağını hatırlamanın ve bunu geçmiş yaşam öyküsünün psiko-dramatik bağlamında ifade etmenin hem son derece etkili hem de hapsolmuş şiddeti kendi sisteminden atan kişi için tatmin edici olabileceğini tespit etmiştir. Bu türden bir rahatlama ilk olarak antik Yunan tiyatrolarındaki izleyicilerde güçlü duygusal etkileri gözlemleyen Aristo tarafından dile getirilmiştir; Orestes ya da Oedipus’un acılarıyla özdeşleşerek acı içinde ağlayıp inleyen izleyicilerin bir tür duygusal boşalma, bir arınma deneyimlediklerini gözlemleyen Aristo bunu katarsis olarak kavramlaştırmıştır.

 


Elmore: Depresyon ve Sırt Ağrısı

Bir Kölenin Eski Nefreti

 

Elmore adında bir Afro-Amerikan, yetişkinliğinde yakasını bırakmayan depresyonları aydınlatmak için bir seminere gelmişti. Bir psikiyatrist olarak, rahatlama için yıllarca değişik ilaçlar kullanmıştı ama semptomlar hiçbir zaman tam olarak ortadan kaybolmamıştı. Kendisi hakkında konuşurken uzun süredir muzdarip olduğu sırt ağrılarından da bahsetti.


Bir geçmiş yaşam regresyonunda kendini bir şeker kamışı tarlasında iri yapılı bir köle olarak buldu. Birçok kez kaçmayı deneyen belalı ve isyankar bir köleydi. Her zaman kaçış planları yapıyordu. Ama her defasında yakalanıyor, geri getiriliyor ve acımasızca dövülüyordu, genellikle de sırtı kamçılanıyordu. Son olarak, beşinci ya da altıncı kaçma girişiminde efendisi öylesine öfkelenmişti ki onu öldüresiye dövmüştü ve en çok sırtı yaralanmıştı.


Elmore diğer seminer üyelerinin de yardımıyla bir psiko-dramada kölenin ölümünü yeniden yaşadı: bedenindeki mücadeleyi çağrıştırması için kolları hafifçe bağlandı ve dövülmeyi çağrıştırmak için çok hafifçe kırbaçlandı. Bunun etkisi gözlemciler tarafından çok net fark ediliyordu; sırtı gerginleşmişti, soluğu kesilmişti ve dişlerini sıkıyordu. Doğal olarak, köle asıl hiddetini sırtında ve kollarında tutuyordu. Bu hiddetini ifade edemediği için ölümde kendisiyle birlikte götürmüştü ve her şey sırtının gergin bölgelerine, göğsüne, kollarına ve solunum sistemine işlemiş ve donup kalmıştı. Bedeninde sıkışan ölüm düşünceleri şunlar olmuştu: “Çok çaresizim. Elimden hiçbir şey gelmiyor. Hiçbir zaman özgür olamayacağım. Onlardan nefret ediyorum. Onları öldüreceğim.”


Elmore’u ölümü yaşamaya ve bunun tam olarak neye benzediğini hatırlamaya teşvik ettim. Bittikten sonra, muazzam bir hayal kırıklığı ve sırtındaki ağrıları anlattı. Ama her şeyden önemlisi, dövüşemeyecek kadar güçsüz olduğu için umutsuzluk ve çaresizlik hissetmişti. Kölenin, sırtında ve bedeninin diğer parçalarında şiddetli bir ağrıyla öldüğü ama bunların dondurulduğu, halen hiddet ve acıyla iç içe geçtiği gayet açıktı.


Öykü duygusal ve fiziksel olarak çözülmemiş kaldığı için Elmore’a, “O efendilerle yeniden mücadele edebilseydin, ne yapardın?” diye sordum. “Onları döverdim, onlardan kurtulurdum ve hepsini döverdim,” diye yanıt verdi. Onlardan kurtulmak için gerçekten de dirseklerini kullanmaya çalışmıştı. Bu nedenle, ikinci katartik psiko-dramada ona yastıklar verdim ve fiziksel olarak dramatize ederse hiddetin neye benzeyeceğini bize göstermesini istedim. Ona geniş bir alan bıraktım ve yastıklara vururken bir rahatlama hissettiği belliydi; epey gürültü çıkardı ve güçlükle ve duygusal bir biçimde nefes alıp veriyordu. Bu çok güçlü katarsis sayesinde tüm hayatı boyunca bedeninde taşıdığı güçsüz kölenin hiddetini serbest bırakabildi.


Elmore deneyimi hakkında düşündüğünde, bir hastanede psikiyatrist olarak çalışmanın -hastanedeki hiyerarşi yüzünden- kendisini güçsüz ve sürekli rahatsız hissetmesine neden olduğunu net bir biçimde gördü. Bütün hayatı boyunca kendini güçsüz hissettiğini ve her zaman başka birinin emri altında olduğunu hissettiği kurumsal hiyerarşileri barındıran işyerlerinde çalıştığını fark etti. Güçlü bir kişiliği olmasına rağmen hiçbir zaman mücadele etmemiş ve otoriteye karşı gelmemişti. Bu güçsüzlük ve hiddet hislerini kölelik hayatından taşıdığını artık görebiliyordu, o zaman hissettiği umutsuzluğun bugünkü depresyonlarının kusursuz bir yansıması olduğunu anladı. Hatta işinde kendini kapana kısılmış hissettiğini ve o işten ayrılamamasının kendisini depresyona sürüklediğini itiraf etti. Net bir biçimde, işindeki konumu ondaki sürekli tetikleyici olmuştu ve bu hislerini hiçbir zaman ifade etmediği için bunlar onun sisteminde zehre dönüşmüştü ve onun duygusal ve fiziksel ağrılarını daha da derinleştirmişti.

 

Yazarın Healing Your Past Lives adlı kitabından yapılan alıntıyı çeviren: Tufan Göbekçin.