MİTOLOJİ, ASTROLOJİ ve YARATILIŞIN ÖYKÜSÜ

MİTOLOJİ,  ASTROLOJİ ve YARATILIŞIN ÖYKÜSÜ

Kadim zamanlardan beri insanoğlu yaşamın gizemlerini açıklayabilmek, hayatın zorluklarını daha anlaşılır ve dayanılır kılabilmek adına mitleri, masalları ve folklorik unsurları kullanmıştır.

İsa, öğretilerini müritlerine anlatılması zor konuları anlaşılması kolay formlardaki alegorik öykülerle açıklamıştır.

Filozof Platon karmaşık felsefi kavramları mitler ve ibret alınacak öyküler aracılığıyla anlatmıştır.

Eski Hindu tıbbında bir insan kendilerine fiziksel ve psikolojik bir sorun için başvurduğunda doktorlar hastanın durumuna uygun bir hikaye verirler ve bu öyküyle meditasyon yaparak kendi hastalığının ilacını veya çaresini bulabilmesine yardımcı olurlardı.

İçinde bulunduğumuz lineer, belli kalıplara bağımlı dünya ve her şeyi rasyonalize etmeye çalışan mantıksal düşünme biçimi yaşamın ikilemlerinin daha derinlerdeki anlamlarını algılamamızı ve ayrıştırabilmemizi maalesef engelleyen bir unsurdur.

Mitler bir şekilde, yaşamdaki çelişkileri ilişkilendirerek konunun özünü anlamamıza yardımcı olan öyküler aracılığıyla kavramakta zorluk çektiğimiz konuları algılamamıza yardımcı olabilecek bir kapasiteye sahiptir.

Mistik hikayeler ve tasvirler içsel çatışmalarımıza bir anlayış getirirken, yaşamın derinliğini, zenginliğini ve manasını anlamamıza yardım eder. Yaşadığımız duyguların, korkuların, çatışmaların ve tutkuların sadece bizde olmadığını; kardeş kavgalarının, ebeveyn-çocuk ilişkilerindeki zorlukların, aşk ve evlilik ilişkilerindeki sorunların, tuhaf takıntıların insanoğlunun yaradılışından beri var olduğunu, en büyük kahramanların, en güçlü insanların bile korku, zorluk ve yenilgi yaşayabileceğini fark ederiz ve kendimizi yalnız hissetmeyiz. Güzelliğin, kudretin, yeteneklerin ve zenginliğin mutlu olmak veya istediğimiz her şeye sahip olmak için yeterli olmadığını ve yalnızlık, yenilgi ve kayıpların neden olduğu karanlığın ardından her zaman yeni bir ışığın ve umudun doğacağını öğreniriz.

Astroloji ve mitolojinin kullandığı ortak bir terminoloji vardır. Neredeyse 1800’li yıllara kadar astroloji ve astronomi birlikte ele alınırdı. Gök cisimlerine mitolojideki Tanrıların ve kahramanların isimlerini vermek bir gelenek haline gelmiştir. Ancak mitoloji ve astrolojinin tarihlerine baktığımızda hangisinin önce başladığını söylemek mümkün değil. İlginç olan, astrolojideki gezegen ve burçların içerdiği anlamların bir şekilde mitolojik arşetiplerle benzerlikler göstermesidir. Gök cisimlerinin aynı adı taşıdığı kahramanların öykülerini çağrıştıran anlamlar içermeleri bir anlamda ilahi bir planın varlığını adeta gözler önüne sürer.

Mitoloji de, astroloji de çok katmanlı bilgiler içeren ekollerdir. O yüzden birebir aynıdır diyemeyiz ancak benzeşen yanlarıyla incelemek belki yaratılışın özünü biraz daha kavramamızda bize ışık tutacaktır.

Kadim zamanlardan beri insanlar gökcisimlerinin Dünya’dan bakıldığında gökyüzünde bulundukları yere göre, yeryüzündeki olaylarla ilişkilendirerek veriler oluşturmuşlardır. Bunlar yüzyıllarca süren gözlemlerle yapılan istatistiki çalışmalardır.

Astrolojinin kullandığı en önemli araçlar olan gezegenler, burçlar kuşağı, asteroitler isimlerini Roma mitolojisindeki tanrılardan almıştır. Bu tanrılar Grek mitolojisinde farklı isimlerle ama hemen hemen aynı hikayelerle hayat bulurlar.

Mitolojik hikayeler yaradılışın özünü ve ilahi planı anlatır. Astroloji de aynı şekilde, kozmik plana ve onu bir parçası olan insan ruhunun yapısına ve yolculuğuna ışık tutar. Astrolojide kullanılan temel araçlar olan gezegenler, burçlar, evler ve açılar ruhun dünyaya geliş amacını gerçekleştirmesi için gereksinim duyduğu enerjilerin ne şekilde çalıştığını gösteren sembollerdir. Diğer bir deyişle, gezegenler oyuncu, burçlar oyuncunun rolü, evler ise sahnedir. Astrolojide bir insanın, eşyanın veya olayın doğum anında aldığı kozmik enerji bileşimini temsil etmek için harita denilen sembolik bir imge kullanılır. Her bir harita veya gökyüzü anı parmak izi gibi eşsizdir. Aynı gökyüzü görüntüsünün oluşması ortalama 25.000 yıl alır.

Astrolojide kullanılan sekiz gezegen ve Ay ve Güneş’ten oluşan (bunlar da terminolojik olarak ışıklar veya gezegenler olarak addedilir) belli bir düzen içinde sıralanır: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Plüton. İnsanoğlunun görüş sınırı Satürn’e kadardır. Diğer üç gezegeni görebilmek için dev teleskoplara ihtiyacımız olur. Satürn dünyevi karmanın, bu dünyadaki maddesel varlığın sınırıdır. Bir anlamda maddesel bedendir. Satürn astrolojide sınırlama, kısıtlama, şekillendirme, maddeye dönüştürme özelliklerini temsil eder. Satürn ötesi gezegenler olan Uranüs, Neptün ve Plüton daha çok, ilahi enerjileri veya yüksek bilinç etkilerini temsil eder.

En yüksek ilahi enerjiden yani en uzaktaki gezegenden başlarsak, Plüton veya Grek mitolojisindeki adıyla Hades yer altı tanrısının adı olmakla birlikte ölüm ötesini, öte alemi temsil eder. Oradaki düzen tamamen farklıdır.  

Sonra Neptün gelir. Neptün Grek mitolojisinde Poseidon’la özdeşleştirilse de aklımızda tutmamız gereken bir şey var. Mitolojideki arşetipsel anlatımlar farklı kalıplarda ve kimliklerde karşımıza çıkar. Bunlar farklı bilinç boyutlarına göre kimlik değiştirir. İlahi boyutta Plüton’dan sonra gelen Neptün, Kaos kimliği ile karşımıza çıkar. Kaos mitolojide ilk yaratıcıdır. Sözlük anlamı ile karmaşa, belirsizlik demektir. Hemen tüm geleneklerde kaos tanımlanamayan, engin ve derin sularla kaplı bir yapı olarak tanımlanır. Aslında Kaos insan bilincinin algılayamayacağı bir ilahi düzendir. O kadar yoğundur ki içinde boşluk bulunmaz. Evrendeki tüm varlıklar Kaostan gelir ve Kaosa döner. Kaos bölünmemiş bir bütünlüktür. Ama aynı zamanda bu alemle ötealem arasındaki boşluktur. Kaos ilk maddedir. Kaos bütünlüğünden ve bölünmemişliğinden fedakarlık ederek önce Nyks (gece) ve Erebos’u (karanlığı) doğurur. Nykes’ı evren, Erebos’u da kara madde olarak alabiliriz. Sonra Gaia doğar. Gaia yeryüzünün, toprağın tanrıçasıdır. Yeryüzündeki tüm tanrılar ve insanlar Gaia’nın soyundan gelir. Gaia babasız olarak önce Uranos’u  (gök), ardından dağları ve Pontos’u (deniz) doğurur. Toprak ana Gaia oğlu Uranos’la birleşir ve altı dişi altı erkek olmak üzere on iki titanı doğurur. Titanları ruhsal klanlar olarak alırsak astrolojideki on iki burcun temsil ettiği ruhsal ekollerle özdeşleştirebiliriz.  Her bir titan maddi alemdeki özelliklerin yönetimini alır. Bunlardan biri Hyperion (Güneş) bir diğeri Phoebe (Ay), sonuncusu ise Kronos’tur. Kronos roma mitolojisindeki Satürn’dür. Kronos zamanın tanrısıdır. Astrolojide Satürn’ün sınırlama ve kısıtlamalarla özdeşleştirildiğini söylemiştik. Zaman maddesel alemdeki en büyük sınırlamadır.

Titanlar ve temsil ettikleri alanlar şöyledir.

Okeanos: Okyanus.

Tethys: Yer altı suları ve bakıcılık.

Hyperion: Güneş.

Theia: Görüntü ve değerli taşlar.

Kaios: Akıl ve kutuplar.

Phoebe: Parlak zeka, büyü ve Ay.

Rhea: Cinsel bereket ve dağlık bölgeler.

Mnenosyne: Hafıza, hatıra ve dil.

Themis: Adalet.

Kriyus: Liderlik ve takımyıldızlar.

Lapetos: Ölümlülük, yara ve yaşam süresi.

Kronos: Zaman.

Gaia titanlarla birlikte “hekatonheir”ler denilen yüz kollu devleri ve alınlarında tek bir göz bulunan “cyclop”ları doğurur. Bunları şeytani enerjinin temsilcileri sayabiliriz. Uranos canavar görünümündeki oğullarından nefret ettiği için onları toprağın altına (Gaia’nın karnına) saklar. Bunu kötülüklerin ve korkuların bilinçaltına saklanması olarak yorumlayabiliriz. Gaia bu duruma çok üzülür ve akçeliği yaratır ve bundan bir tırpan yapar. Daha sonra oğullarını babalarının acımasızlığını cezalandırması için teşvik eder. Ama zamanın tanrısı olan Kronos dışında herkesin Uranos’tan ödü patlar. Kronos bu tırpanla babasının hayalarını keser ve yeryüzüne atar. Kanından intikam tanrıçaları Erinys’ler, denize düşen parçaların neden olduğu köpüklerden ise Afrodit ya da Roma mitolojisindeki adıyla Venüs doğar. Bir anlamda, intikam tanrıçaları kozmik bilinci temsil eden Uranos’un hadım edilmesinin öcü olarak ölümlük tohumunu atar dünyaya, Venüs ise sevgi ve güzelliği. Kronos babasını hadım ederek onun gücünü yok eder ve artık Uranos’un temsil ettiği kozmik bilinç dünyadaki hükmünü kaybeder ve zamanın tanrısı tüm sınırlamalarıyla, kurallarıyla evrenin efendisi olur. Kardeşlerinden toprak, bereket ve üremenin tanrıçası Rhea ile evlenir.

Ancak kaderinde çocuklarından biri tarafından tahtından edilmek olduğunu öğrenen Kronos dünyaya gelir gelmez bütün çocuklarını yutar. En sonunda karnındaki son çocuğun da aynı akıbete uğrayacağını bilen Rhea, Gaia ve Uranos’a giderek yardım ister. Çocuğunu bir mağarada doğurup kundağa sardığı bir taşı Kronos’a yutturur. Bu doğan çocuk Zeus yani Jüpiter’dir. Gizlice büyütülen Zeus güçlü ve cesur bir tanrı olur. Akıl tanrıçası Metis’in yardımıyla Kronos’a yuttuğu kardeşlerini kusturur ve tüm kardeşlerinin yardımıyla Kronos’u tahtından indirir. Böylece Olympos tanrılarının devri başlar. Buradaki hikaye aslında dünyevi yaşamın içindeki insanın zamanı dahi unutmasını temsil ediyor.

Zeus yani Jüpiter astrolojide insani akıl yoluyla hayatın anlamını algılamayı temsil eder. Bir anlamda akıl tanrıçası metisin yardımıyla Zeus’un evrenin yetkinliğine varması ile benzerlik gösteriyor.

Ancak Zeus huzurlu bir ortam sağlamak için babası ve amcaları olan titanlarla yıllarca savaşır. Uranos’un yer altına kapattığı yüz kollu devler ve tek gözlü cyclopları serbest bırakan Zeus savaşta onları da yanına alır. En sonunda savaşı kazanan Zeus olur ve Titanları Tartaros’a gönderir. Tartaros ölüler ülkesinin en derin yeridir. Titanların Zeus komutasındaki devler ve cycloplar tarafından yenildiğini gören Gaia intikam almak için yaratıkların en korkuncu olan oğlu Typhon’u doğurur. Savaşın yarattığı deprem ve sarsıntılar evrenin her yerinden hissedilir. Ama Zeus, Typhon’u da alt ederek Tartaros’a yollar. Ancak Zeus’un savaşı henüz bitmemiştir. Bu sefer birlikte savaştığı devler ona isyan etmiş ve onu tahtından etmeye kararlı bir şekilde savaşa girişmiştir. Bu devlerin inanılmaz güçleri karşısında yenilgiye doğru gitmekte olan Zeus akıllı savaş tanrıçası kızı Athena’dan aldığı fikirle yarı tanrı yarı ölümlü Herakles’i yani bizim bildiğimiz adıyla Herkül’ü yardıma çağırır. Herakles tek başına tüm devlerin hakkından gelir.

Buradaki hikaye kozmik bilince karşı gelen ve şeytani güçlere, dünyevi isteklere kendini kaptıran insanoğlunun hikayesidir. Zeus devler ve cyclopları yanına aldığında kozmik bilincin reddettiği ve toprağın altına gömdüğü güçlerle işbirliği yapmış olur. Böylece ilahi bilgilere arkasını dönerek dünyevi isteklere ve güç arzusuna kapılmış olur. Titanları yok etmesi kozmik bilgileri insan bilincinden uzaklaştırması anlamına geliyor. Ancak büyük bütünün bağrından kopmuş olan toprak ana Typhon’u doğurarak Zeus’un medeniyetini yok etmeye çalışıyor. Typhon bir anlamda medeniyetlerin sonunu getiren ama insan tohumunu yok edemeyen tufanlara benziyor. Ancak insanoğlu varlığını sürdürmeye devam ediyor. Fakat kendisini daha büyük bir savaş içinde buluyor. Yanında sandığı kötücül güçler artık ona karşı geliyor. İnsanın kendi şeytanlarıyla veya nefsiyle savaşı temsil ediliyor burada. Kurtuluşun tek bir çaresi var, o da insan bilincinin kozmik bilinçle veya maddenin maneviyatla birleşmesi. Bu da yarı tanrı yarı insan Herkül’de vücut buluyor. Böylece en büyük güç ortaya çıkmış oluyor. Astrolojide Zeus yani Jüpiter aklı yoluyla (Athena Merkür gezegeninin temsil ettiği enerjiyi yansıtır) Uranüs’ün temsil ettiği kozmik zekayı algılıyor ve yaşamına katabiliyor. Yani dünyevi akıl tüm şeytanlarından ve korkularından sıyrılıp daha yüce olanın arayışına kalkıştığında kozmik zekanın bilgilerine ulaşabiliyor.

Yeryüzünde insanın yaradılışı ile ilintili mitolojik kaynaklar oldukça karışık ve net bir bilgi bulmak mümkün değil. Bu konuda pek çok farklı mit mevcuttur. Hesiodos’un  “Soylar Efsanesi “ne göre insanoğlu Kronos’un hüküm sürdüğü sıralarda yaratılmıştır. İlk insan soyu altındanmış ve tıpkı tanrılar gibi refah ve bereket içinde yaşıyorlarmış. Mutlu doğup mutlu ölüyorlarmış. Sonra gümüş soyu yaratmışlar. Ama bunlar bir öncekiler kadar akıllı değilmiş. Sürekli sorun yaratıyor ve tanrıları sorguluyorlarmış. Zeus onları yer altı cinleri olarak toprağa gömmüş. Ardından Tunç soyu gelmiş. Bunlar daha da betermiş. Sürekli birbirlerine saldırıp, öldürüyor ortalığı dağıtıyorlarmış. En sonunda kendi kendilerini yok etmişler. Ardından Zeus kahramanlar soyunu yaratmış. Efsanelerdeki kahramanlarmış bunlar.

Sonra demir soyu meydana gelmiş. Bu da yaşamın sıkıntıları içinde kıvranan bugünkü soymuş. Bir soyun daha geleceğini söylüyor Hesiodos; bu altıncı soy ise sevgisiz, doğrunun, iyi ve güzel olanın değil, sadece güçlünün yanında olan ve buna değer veren bir soy olacakmış

Bir diğer öykü ise Latin ozan Ovidius’a aittir. Ona göre, evrenin yaratılışından sonra yeryüzünde egemenlik sürecek yetenekte zeki ve nitelikli bir varlık gerekliymiş. Prometheus yağmur suyuyla toprağı karıştırarak tanrı suretinde insanı yaratmış. Bir başka anlatıma göre Athena Prometheus’un bu eserine hayran olarak bu ruhsuz bedene yaşam soluğunu üflemiş. Sonra Prometheus’a yaratısının mükemmelleştirmesi için yardım teklif etmiş. Prometheus tanrılar diyarına giderek eserine en çok neyin yaraşacağını anlamak istemiş. Athena onu Tanrılar katına çıkarmış. Prometheus oradaki Tanrısal ateşten çalarak insanoğluna getirmiş. Zeus onu ağır bir cezaya çarptırmış. Prometheus’u Kafkas dağlarındaki bir kayaya bağlatmış ve her gün bir kartal gelip onun gece tekrar büyüyen karaciğerini yermiş.

Bir başka anlatıda ise Zeus insanoğluna kızarak demirci tanrı Hephaistos’a su ve topraktan bir kadın yapmasını söylemiş. Athena ona kadınsı becerileri; Afrodit güzellik, cazibe ve işveyi vermiş. Hermes akılla birlikte yalan dolanlarla doldurmuş içini. Bu da insanın ikinci benliğinin ya da dişi yanının yaradılışıdır. Hermes bu dişi varlığa bütün tanrıların armağanı anlamına gelen Pandora adını verir ve onu Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a gönderir. Epimetheus’un anlamı “aklı başına sonradan gelen, geç uyanan”dır. Kardeşi onu tanrılardan gelen hiçbir şeyi kabul etmemesi için uyardığı halde o bunu unutur, aslında kıza çarpıldığı için umurunda bile olmaz. Pandora bir de kutu getirmiştir yanında. Kutuyu açtıklarında bütün kötülük ve acılar yayılır. Pandora kutuyu kapatmak istese de artık yapamaz, zaten kutuda geriye bir tek insanları tüm olumsuzluklar karşısında avutan tek şey olan “Umut” kalmıştır. O da çıkar yayılır yeryüzüne.

Astrolojik sıralamada geriye doğru giderken Jüpiter/Zeus’a kadar geldik. Bundan sonra mars gezegeni var sırada.  

Psikolojik astrolojide Mars potansiyel düşmanlıklarla dolu olan bu dünyada fiziksel, duygusal, entelektüel ve ruhsal olarak kendimizi savunma ve herkesten farklı bir şekilde ifade etme ihtiyacımızı temsil eder. Mars fiziksel gücümüz, savaşan, hayatta kalmak için gerekli mücadeleyi veren yanımızdır. Haritada bulunduğu ev en çok mücadele ettiğimiz alanı gösterir.

 

Mars veya yunan mitolojisindeki adıyla Ares, Zeus (Jupiter) ve Hera’nın (Juno’nun) oğludur. Olimpos Dağı'ndaki bütün Tanrılar savaştan, kavgadan ve dövüşmekten zevk alan Mars’tan nefret ederler, bir yandan da korkarlardı. Mars bulunduğu yere korku ve panik yayıyordu. Romalılar için Mars kahramanlığın ve savaş sanatının sembolüydü. O savaştan, kavgalardan ve dövüşmekten zevk alıyordu. Mart ayının isim kaynağı Mars'tır. Mars kendi içimizdeki şeytanları yok etmek için gerekli olan gücün ve amaçların kaynağı olabilir. Mars’ın yok edici bir güç olduğu, şüphesiz bu gücü içimizdeki şeytanların negatif enerjisini hareketlerimize taşıyarak gösterilebilir. Fakat aynı enerjiyi içimizdeki kötülüğü iyiye dönüştürmek üzere de kullanabilir, böylece savaşı içimizdeki kötülüklere karşı veririz.

 

Efsanelerde Mars’ın gücü her zaman seks temasıyla beraber yer alır. Ares, Afrodit’in aşığıydı. Mars’ı tanımlarken seks ve saldırganlık arasında, ihtiras ve harekete geçme arasında bir bağlantı olduğunu görüyoruz.

 

Çeşitli mitolojilerde yer almış savaş tanrıları sadece yaşamak için savaşmazlar, aynı zamanda zayıfları koruma içgüdüsüyle hareket ederlerdi. Yaşamsal fonksiyonları korudukları kadar ruhun bütünlüğünü de korurlardı.     

 

Mars her zaman “maskulen” arşetip olarak düşünülür. Toplumun erkeklerden beklentisi Mars'a özgü fonksiyonlarını göstermeleridir. Bunun için doğdukları andan itibaren teşvik edilirler. Ancak bazı erkekler Mars özelliklerini bariz bir şekilde kimliklerinin içine almak istemeyebilir ve bu nedenle çocukluk çağından itibaren hemcinsleri tarafından öfkeyle eleştirilirler. Hatta spor ve maço aktivitelere karşı ilgisiz olduklarında feminen olarak değerlendirilirler. Böylece yumuşak Mars'ları nedeniyle kurban edilirler.

 

Diğer yandan kadınların durumu da enteresandır. Toplum onların Mars'larını geliştirmelerini engeller çünkü onlar kadınlık imajı gereği nazik, alttan alan, hassas, güzel ve sevimli olmalılar. Bu nedenle onlara Mars'a özgü fonksiyonlarını bastırmaları öğretilir.

 

İçlerindeki Mars enerjileri problem yaratan bir hale gelen bu insanlar hayatlarında ciddi sorunlarla karşılaşırlar. Örnek vermek gerekirse, pek çok kadın orta yaştan sonra aniden kontrol edilemez öfke ve düşmanlık hisseder. Aslında bu sonuç, bastırılmış veya ihmal edilmiş ve şimdi kendine bir çıkış arayan Mars’a işaret etmektedir. Bu durumda uzun süre hapsedilmiş olan bu öfkenin önce kişi tarafından fark edilmesi ve üzerinde çalışılması gerekmektedir. Öte yandan orta yaşa kadar kendilerini yumuşak Mars'ları nedeniyle acımasızca eleştirmiş olan erkekler artık gerçekte içlerinde bu gücün olduğunu öğrenmek zorundadırlar, ancak onların Mars’ları kendilerini gladyatör arenasında değil de, sosyal veya ruhsal alanda ifade etmek istiyor olabilirler.

 

“Hayır,” diyebilme kapasitemiz Mars’ın gücünden gelen pozitif bir göstergedir. Bu dünyada kurban rolünden sıyrılabilmemiz için değerli bir kapasitedir. Mars'ı iyi ifade edemediğimizde bastırılan öfke, pasif-agresif tavırlar veya acımasız saldırganlık, kendi isteğini yasa haline getirmek başımıza sorun açar. Mars doğum haritasında Güneş’in savaşan, mücadele eden kolu gibi görülebilir. Ne istediğimizi bilmek için bu kolun gücüne ihtiyacımız vardır. Bu güç aynı zamanda hayatımız boyunca hedeflerimize ulaşabilme şansımızdır.

Psikolojik olarak aşk, sevgi ve ilişki kurmak insanoğlunun ilk temel fonksiyonlarındandır. Venüs astrolojide sevgi ve güzelliğin tanrıçası olarak ilişkileri, ilişkilerdeki paylaşımı, alma ve verme dengesini temsil eder.

Venüs, Boğa ve Terazi'yi yönetir. Boğa’nın yöneticisi olarak Venüs dünyevi ve bedensel zevkleri yönetmektedir. Hatta mitolojide Venüs (Afrodit) fahişeler tarafından kendilerinden biri olarak kabul edilmiş ve Aphrodite Porne ya da Aphrodite Hetaira adlarını almıştır.

 

Terazi'deyken daha ziyade, ilişki içindeki zıt uçları uyuma ulaştırmakla ilgilenmektedir. Yaşamdaki her türden ilişkiler; aşk ilişkisi, politika, parasal ilişkiler vb. o yüzden astrolojide diplomasi, ekonomi gibi alma verme ve paylaşma kavramlarını da ifade eder. Mitolojide güzel ve uysal tanrıça Venüs veya Afrodit vahşi avcılar ile yani Ares (Mars) ve canavar avcısı Adonis ilişkilere giriyorlar. Bu tarz zıt kutuplar Terazi'de sık sık ortaya çıkar ve burada uyuma ulaşırlar. Bunun en basit örneği dişi ve erkek olarak iki karşıt cinsin bir araya gelmesidir. Genellikle bizde olmayan (bastırılan) özellikler karşısında etkilenir ve o kişinin çekimine gireriz. Ancak pek çok kişi bunun nedenini unutur ve onu kendine benzetmeye çalışır. Venüs’ün buradaki görevi bu iki uçtaki kişiyi uyumlu bir hale getirme çabasıdır. Ares veya Adonis gibi vahşilerin aşk ile bir birliktelik oluşturması bir diğer maharetidir.