ARISTOTELES (Aristo)

ARISTOTELES (Aristo)

M.Ö. 384’te, Yunanlıların Trakya’daki sömürgelerinden biri olan Stagire kasabasında doğmuştur. Aristo’nun bütün ataları doktordur. Babası da Makedonya kralı ikinci Amyntas’ın hekimi olan Nicomak’tır. Küçük yaşta yetim kalan Aristo, atalarının soyundan gelen bir yeteneğe sahip olduğu için pozitif bilime karşı özel bir ilgi duymuştur. Söylentiye göre on sekiz yaşındayken Atina’ya gelerek Eflatun’un himayesine sığınmıştır. Bu dönem Atina’nın en yüksek ve parlak dönemini teşkil eder. Aristo, Eflatun’un sağlığında onun sadık bir öğrencisi olarak kalmış fakat ölümünden sonra onun doktrinine karşı olan aykırı düşüncelerini ifade etmiştir.

Daha sonra Makedonya kralı Philippe tarafından oğlu Büyük İskender’in eğitimine memur edilmiştir. İskender’in sekiz yıl öğretmenliğini yapmış ve İskender’in onu serbest bırakmasından sonra Makedonya partisine bağlanan Aristo, 335 yılında Likobet tepesinde Apollon Lyeion tapınağının yanında “Lise” adında bir jimnaz açmıştır. Lise, sürüleri kurtlardan koruyan bir kutsal varlığın adıdır. Derslerini öğrencileri arasında gezinerek verdiği için onun mesleğine “gezimcilik” denilir.  Ayrıca botaniğe olan ilgisi dolayısıyla Asya ve Yunanistan’ın her bölgesinden toplanan bitki ve hayvan örnekleri ile dolu ünlü bahçelerini kurmuştur.

Aristo’nun eserleri iki çeşittir: Biri halka verilen ve elden ele dolaşan yazılarıdır ki bunlara filozof “dışrak” (ekzoterik) demiştir. Diğeri ise sadece öğrencilerine ve seçkin dinleyicilere verilen felsefi ve metapsişik yazılardır ki “içrek” (ezoterik) bilgiyi kapsar.

Yeni Eflatunculuk, “Nus” adını alan akıl ilkelerini Aristo’ya borçludur. Aristo’nun yazıları Batı’ya pek geç ve ikinci elden girmiştir. 1150’den 1210’a doğru Yunan eserlerinin Arapçaya çevrilenlerinden Latinceye geçmiş olan nüshaları Avrupa’ya yayılır. Bunlar daha çok Suriye’nin Nasturi Hristiyanları tarafından çevrilmiştir. 13. yy.dan sonra İstanbul, Osmanlıların eline geçince, Bizans Rumları vasıtasıyla bu eserlerin en doğru nüshaları Avrupa’ya ulaşır. Bütün Orta Çağın Skolastik fikir disiplinine hakim olan Aristo felsefesi, önce Abelard, sonra Akinolo Saint-Thomas tarafından övgüyle karşılanarak Avrupa’da yaygınlaştırılır. Aristo’nun felsefesi, Avrupa felsefesi için tanrıbilimde İncil’in yaptığı rolü yerine getirir.

Aristo’nun amacı olan konular hep teoriktir; onun bütün çalışmalarının amacı: Bilmek için bilmek, eşyayı zihne uydurmaktır. Bilgeliğin çıkara bağlılığı yoktur, bilgelik ne kadar az çıkarcı olursa o kadar yükselmiş olur. En yüksek bilim maksat ve ereğini varlıklar teşkil eden bilgidir. Bilim bize eşyanın kavranılabilir nedenlerini öğretir. Gözleyen bir bilgisiz adam, eşyanın göründükleri şekildeki hallerine şaşar. Bilge ise, eşyanın görünmeyen şekillerindeki oluşlara hayret eder. Aristo olgularda saklı bulunan kavranılabilir gerçekleri çıkarmak ister.