Psişik Yeteneklerin Günlük Yaşamdaki İzleri

Psişik Yeteneklerin Günlük Yaşamdaki İzleri

ANLAM VERİLEMEYEN, mekanizmasını tam olarak kavranamayan olaylara normal ötesi, yani paranormal olaylar deniyor. Fakat fenomenlere daha farklı bir açıdan bakıldığında, farklı türden araştırmalar gündeme geldiğinde ve günlük hayatta birtakım gözlemler yapıldığında bu türden olayların hiç de normal ötesi olmadığına, aksine insan hayatının bir parçası olduğuna şahit olunmaktadır.

Burada normal ötesi, paranormal olarak kastedilen, pek çok kimsenin deneyimlediği psişik yeteneklerdir. Genelde bu türden yetenekler ortaya çıktığında görmezlikten gelme veya zihinde silme yolu tercih edilir. Bu tavır sergilendiğinde bir süre sonra ara sıra ortaya çıkan yetenekler daha az görünür hale gelir.

Bu yetenekler içerisinde toplumun her kesiminden insanın yaşadığı duyular ötesi algılar sıklıkla ortaya çıkmaktadır. Telekinezi, levitasyon, biyoçekim, dermooptik algılama, düşünce fotoğrafçılığı gibi bazı fenomenler günlük yaşamda çok sık yaşanmadığı için diğer duyular dışı algılamalar göre spesifik kalmaktadır.

Düşünce Aktarımı: Telepati

 Bazen sokakta yürürken, otobüste seyahat ederken, bir sinema filmine veya spor karşılaşmasına veya ev toplantılarına gittiğimizde öyle dalgın veya düşünceli bir tarzda etrafımıza bakarken birden sağımıza, solumuza veya arkamıza bakma ihtiyacı hissederiz ve dönüp baktığımızda o anda birisinin bize baktığını görürüz. Muhtemelen o kişi bize bakarken bizimle ilgili bir şeyler düşünmektedir.

Kimi zamanda tersi yaşanır. Biz birisini görür ve onunla ilgili bir şeyler düşünmeye başlarız. Saçını, elbisesini, ne kadar kilolu veya zayıf olduğunu, ayakkabısının elbisesine hiç yakışmadığını, ne kadar kederli bir yüzünün olduğunu düşünürken birden karşımızdaki insan sanki bizim ona baktığımızı hisseder gibi gözünü direk gözümüze odaklar.

Yine toplum içerisinde, birileriyle konuşurken aynı anda aynı şeyleri söyleyiveririz veya aynı önerileri paylaşılırız. Kimi zaman da tam bir şey söyleyecekken sizden önce birisi sizin söyleyeceklerinizi söyler ve şaşırırsınız. Telefonunuz veya kapınız çaldığında o anda arama ihtimali en düşük birisi aklınıza gelir fakat bakarsınız ki arayan veya gelen o kişidir.

Telepati yeteneği hemen hemen herkeste bulunmasına rağmen, daha başarılı sonuçların alınmasında kişiler arasındaki heyecansal uyumun, yani sempatinin olumlu etkisi vardır. Birbirine aşık olan insanlar, anne ve çocukları, samimi dostlar, kardeşler, ikizler kendi aralarında bu türden deneyimleri daha sık bir oranda yaşarlar. Birbirine sempatik bağlarla bağlı olan insanlar arasında düşünce alışverişinden doğan telepatik etkileşimler olabildiği gibi, yine aynı doğrultuda bazen ağrılar, bazen fiziksel rahatsızlıkları da birbirine intikal ettirilebilir. Bir bakarsanız, aynı anda aynı organları, aynı bedensel bölgeleri benzer şekilde ağrıyabilmektedir. Aralarından biri rahatsızdır fakat sanki diğeri de rahatsızmış gibi aynı acıyı çekebilmektedir. Bu özellikle ikiz kardeşlerde sıklıkla tespit edilmiş bir durumdur.

Bilim adamları 1960’lı yıllarda Amerika’da bitkiler ile insan arasında da telepatik bir alışverişin gerçekleştiğini, yine hemen hemen aynı yıllarda Rusya’da hayvanlar ve insanlar arasında da böyle bir iletişimin olduğunu yapmış oldukları deneylerle ispatladılar. Görülüyor ki telepati sadece insanlar arasında değil, tüm canlılar arasında gerçekleşen evrensel bir iletişimdir. Bu düşünce hemen kuantum fizikçileri ve modern bilim adamlarının ileri sürdüğü tüm varlıklar arasındaki Bir’lik ilkesinin geçerliliğini akla getiriyor. Ayrıca telepati fenomeniyle Psikolog Carl Gustav Jung’un Kolektif Bilinçaltı teorisi de düşündüren olasılıklar arasındadır.

Gözsüz Görü: Durugörü

 Duyular dışı algılamalar konusuna giren başka diğer bir başlık durugörüdür. Durugörü fenomenine gerek parapsikologlar gerekse kuantum fizikçileri diğerlerine nazaran daha farklı yaklaşırlar. Bunun sebebi, durugörü yeteneği zaman ve mekan enerjisini algılamada önemli bir ipucu sunmaktadır. Bu yetenekle mekansal uzaklıklar bir sorun teşkil etmiyor ve zamanda ileriye veya geriye gidip buradan bilgi edinilebiliyor. Durugörü (Clairvoyance) beş duyunun dışında eşyaları ve fikirleri algılama ve görmedir.

Durugörüye birkaç örnek vermek istersek herhalde bunlardan ilki İsa peygamber zamanında yaşamış ünlü filozof Kapodakyalı Apollonius olacaktır. Bu düşünür Efes kentinde bir konferansı sırasında konuşmasını keserek, Roma’da o anda cinayete kurban giden imparator Titus Flavus’un öldürülüşünü olduğu gibi ayrıntılarıyla anlatmıştır. Haberin doğruluğu birkaç gün sonra gelen habercilerle doğrulanmıştır.

Yakın zamanda ise Ingo Swann’ın yapmış olduğu örnekler oldukça ilgi çekicidir. Stanford Üniversitesinde sayısız denemesi olan Swann, bir keresinde yine kendisi gibi yetenekli bir süje olan Harold Shermann ile yaptıkları deneyde Merkür gezegeni hakkında ayrıntılı bilgi verdiler. Bu deney NASA’nın Mariner 10 isimli uydusunun bu gezegene ulaşmasından çok önce yapılmıştı. Swann ve Shermann’ın verdiği bilgiler daha sonra NASA tarafından da doğrulandı. Onların tariflerinin Mariner’in göndermiş olduğu bilgilerle birebir uyuştuğu görüldü.

Swann gibi veya diğer durugörürler gibi bir yeteneğe sahip olan çok fazla insan yoktur. Fakat toplum içerisinde benzer fakat aynı düzeyde olmayan yeteneklerini kullanan insanlar vardır. Örneğin, birçok kişi fal bakar ve bunların bazıları oldukça başarılı sonuçlar elde eder. Fal bakma yeteneği olanlar bazı objeleri kullanarak kendilerine göre belli bir düzeyde transa girerek geçmiş ve gelecek hakkında birtakım bilgiler verirler.

Kimi zaman da herhangi bir obje kullanılmadan geçmiş ve gelecek hakkında sezgisel tarzda birtakım bilgilere sahip olmak mümkün. Gün içerisinde birden bir sevinç duygusuyla karşılaşır, bunun nereden kaynaklandığını düşünürken aklımıza bir fikir gelir ve fikirde kısa bir süre sonra başımıza gelir. Bunun tersi olarak içimiz sıkılabilir ve o gün hoş olmayan bir olayla karşılaşabiliriz. Bunlar sezgisel durugörüye örneklerdir.

Yapılan bir araştırmaya göre, geleceği bilmek olgusu %60 oranında gece rüyalarda ortaya çıkmaktadır. Bunlara metapsişik terminolojide haberci rüyalar denmektedir. İstatistiksel sonuçlara göre bazı kimseler sık bir şekilde haberci rüyalar görürken, kalanlar ise hayatlarında birkaç kere mutlaka böyle bir rüya görmüştür. Uyku esnasında bilinçdışı ile iletişimimiz yoğun bir şekilde yaşanır.

Dokunduğunda Hissetmek: Psikometri

 Bazı eşyalara dokunduğumuzda diğerlerine göre bir farklılık hissettiğimiz olmuştur. Ona dokunmak hoşumuza gider. Özellikle tarihi ve sanatsal eşyalarda buna şahit olabiliriz.

Bizde pozitif bir etki yaratır. Bazı taşların insanın enerjetik dengesini ayarladığı, dengelediği bilinmektedir. Kimi eşyalar da bunun aksi bir şekilde, hoşumuza gitmez, ona dokunduğumuzda enerjimizin azaldığını hissederiz.

İnsan bedeninin, çevresine aynı bir bobin gibi manyetik etkiler yaymakta olduğunu artık biliyoruz. Nasıl bedenimiz etrafına manyetik etkiler yayıyorsa benzeri bir şekilde psişik etkiler de yaymaktayız. Ve hangi maddeye dokunursak dokunalım bize ait birtakım titreşimsel bilgiler o madde üzerine tesir etmektedir. O titreşimin bir medyom tarafından okunmasına, deşifre edilmesine psikometri denmektedir.

İnsandan çıkan yüksek frekanslı psikomanyetik tesirler eşyalar üzerinde iz bırakır. Psikometrik süje bu etkileri hissederek, onları vizyon ve fikirlere çevirme gibi bir yeteneğe sahiptir. Süje (psikometr) deney anında, ruhsal ölçümü yapılacak olan eşyayı gerek elleri arasına, gerek başının tepe kısmına ve gerekse alnına yerleştirir ve o şekilde deneye başlar.

Tıpkı ses kaydedici bir cihazın söz ve müziği kaydedişi gibi, eşyalar da her şeyi kaydeder ve uygun koşullar sağlandığında bunlar tekrar “dinlenebilir”. Bu bakımdan psikometri, bir kişinin ya da objenin “psişe”yle ölçümü olmaktadır. Psikometri seanslarında sadece geçmişle değil, gelecekle ilgilide bilgi alınabilir.

 Bedensiz Hareket Etmek: BDD

 Psişik yetenekler arasında kapsamlı fenomenlerden olan beden dışı deneyimler kamuoyunda her zaman ilgi uyandırmıştır. Dr. Robert Crookall, Dr. Hornell Hart, Dr. Susan Blackmore ve Dr. John Palmer gibi bilim adamlarının önderliğinde çeşitli meslek guruplarında ve halk arasında sayısız araştırmalar yapılmış ve bu tür deneyimlerin sanıldığından daha da fazla yaşandığı tespit edilmiştir. Bu araştırmalar sonucunda yapılan bir sentez çalışmasında, dünyada her beş insandan birinin hayatlarında en az bir kez astral seyahat deneyimi yaşadığı düşünülmektedir.

Beden Dışı Deneyimler (BDD) bilincin belli bir süre bedenden ayrılması ve tekrar bedene bağlanması sonucu oluşur. Bu esnada, çoğu zaman bedende bir şuurluluk yoktur ve kişi kendini bedeninden ayrı hissetmektedir. Bu durumdaki bir varlık etrafındaki nesneleri ve olayları görebilir, uzak mekanlara gidebilir, fiziki maddenin içinden rahat bir şekilde geçebilir, içerisinde bulunduğu beden kılıfı seyyalevi, yani süptil olduğu için herhangi bir mekana düşüncelerinin yönlendirmesiyle süzülerek, uçarak ulaşabilir. Veya gelişmiş vaklarda düşündüğü an düşündüğü mekanda olabilir. Beden dışı deneyimlerin halk arasında en iyi bilineni astral seyahatlerdir.

Astral seyahat kimi zaman kendiliğinden oluşmakta kimi zaman da bilinçli ve iradeli bir şekilde yapılabilmektedir. Kendiliğinden oluşanlar genellikle şoklarda, ani bir kaza sonucu travmatik acılarda, anestezi esnasında, uyku ve meditasyonlarda ortaya çıkar. Bu konuyla uzaktan yakından ilgisi olmayan insanlar, genelde bu şekilde bu tür yeteneklerinin farkına varıyorlar. Bunun yanı sıra bazı uyuşturucu maddelerle ve ipnoz uygulamalarıyla da astral projeksiyona ulaşılabildiği laboratuvar deneyleriyle ispatlanmıştır.

İkinci yöntem ise kişilerin belli bir kitap vs. sayesinde veya bu yeteneğe sahip kişilerin anlatımından yola çıkarak teknikleri kendi kendilerine denemeleriyle gerçekleşebilmektedir. Bu kişiler ruh ve beden ilişkilerini doğru bir şekilde gevşetebildikleri takdirde astral seyahati başarabilmektedirler.

Astral seyahat fenomenine aşinalığımızı kazandırabilecek unsurlardan biri gece yapılan istemsiz ve farkındalıksız gerçekleşen astral seyahat sonucu yaşanan aşağı veya uzaya doğru düşme hissidir. Bu deneyimi yaşayanlar durumu çok canlı hissederler ve deneyimin sonucunda genelde uyanırlar. Sık sık bu deneyimi yaşayan kimselerin, öğrenecekleri astral seyahat teknikleri ile bir BDD yaşama olasılıkları oldukça yüksektir.

BDD’ler ile ilgili yaşanan genel bir deneyim halk dilinde karabasan olarak bilinen fenomenlerdir. Bu konu oldukça spekülasyona uğramış ve neden olduğu, nereden kaynaklandığıyla ilgili farklı teoriler üretilmiştir. Bunların bir kısmı insanları aydınlatmaktan çok, maalesef korkutan hikayelerle doludur. Fenomeni yaşayan bireyler bilirler ki bu durumdan en fazla birkaç dakika içerisinde kurtulmakta ve herhangi korkulacak bir durumun olmadığını olay bittikten sonra anlamaktadırlar.

Astral beden ve fizik beden arasındaki bağ uyku esnasında bir miktar gevşemekte ve bilinç astral bedene transfer olmaktadır. Çoğu gece uyandığımızda hatırlayamadığımız pek çok astral seyahatler gerçekleştirmekteyiz. Fakat bu, bilinçli yapılan astral seyahatten çok farklıdır. En azından böyle bir deneyim içerisinde olduğunun farkındalığı bulunmamaktadır. Astral beden bazen fizik bedene tam dönmemişken, onunla bağlantılarını tam olarak kuramadan fiziki beden uyanır. Bu durumda hisler astral beden üzerinde yoğunlaştığı ve fiziki beden tam kontrol edilmediği için kısa bir süre felç hali yaşanmaktadır. Bu durumda bedendeki herhangi bir uzuv hareket ettirilmekte zorlanır, gözler kimi zaman açılamaz, konuşmak, yardım istemek imkansız bir hale gelir. Yani halk dilinde karabasan olarak adlandırılan fenomen yaşanmış olunur.

Böyle bir durumda birey sakin kalır ve bedenine konsantre olursa bir süre sonra astral beden ile fizik beden birleşecek felç hali ortadan kalkacak ve duyulan sesler ile görüntüler ortadan kaybolacaktır. Bedene konsantre olmanın en kolay yolu bedenin herhangi bir kısmını, örneğin parmağı düşünmek, onu hissetmeye çalışmaktır. Bir süre sonra parmak hissedildiğinde bu tüm bedene yayılır tam uyanma gerçekleşmiş olur.

 Bin Yılların Yöntemi: Radyestezi

 Nasıl bazı eşyalara dokunduğumuzda bunlar bizim üzerimizde etki yaratıyorsa yine bazen içerisinde bulunduğumuz mekanlardan da titreşimler alırız. Örneğin, ilk defa bir ortama gireriz ve bu mekan bizde oldukça pozitif bir etki yaratabilir. Orada bulunduğumuz müddetçe enerji algıladığımızı hissederiz. Oradan çıktığımızda kendimizi yenilenmiş gibi hissederiz. Bazense tersi olur, girdiğimiz mekan bizim enerjimizi siler süpürür. Ya da oraya girdiğimiz anda kendi üzerimizde birtakım olumsuz tesirler algılamaya başlarız. Sonrasında o mekandan hoşlanmadığımızı ifade ederiz. Çoğu zaman bunları fark etmeden yaşarız. Bu konunun genel adı radyestezidir.

Radyestezi suların, madenlerin yerlerini bulmada, canlıların sağlık durumlarını, hastalıkları teşhis etmede ve diğer çeşitli konularda, birtakım maddelerden yapılma çubuk ve sarkaç aletlerini kullanarak bilgi edinmeyi amaçlayan bilim dalıdır. Radyestezi bilimler arasındaki yerini almasından önce, okültizmde “rabdomansi” adıyla biliniyordu.

Rabdomansinin, yani çatal çubukla (baget) yapılan keşfin eski bir geçmişi vardır. Çinliler, Mısırlılar ve ilk çağ kabileleri tarafından kullanılırdı. İlk çubuk çalışmalarında kabuğu boylamasına çizgi çizgi soyulmuş bir çubuk havaya atılır ve düşüş tarzına göre bundan bir sonuç çıkarılırdı. Bu keşif çubuğu sonradan çatal çubuk haline gelerek rabdomansiyi doğurmuştur.

Radyestezi, daha çok sarkaç (pandül) vasıtasıyla icra edilir; radyestezist kimse duyarlı bir kimsedir. Kendinden çıkan etkiler ile maddeden çıkan etkiler sarkacın aracılığıyla birbiriyle karşılaşır. Bu karşılaşma sonucu sarkaçta hareketler belirir: Dairesel, ileri, geri, sabit kımıldanma gibi. Şahsın kutupsallık durumu, sarkacın üzerine durduğu cismin kutupsallık durumu, cisimden veya insandan yayılan ışınların frekansı, şiddeti, amplitüdü, dalga boyu radyestezi çalışmalarında esaslı bir yer tutar.

Radyestezist nesnenin durumunu sarkacın bu hareketlerini yorumlayarak anlar. Hastalıkların teşhisinde ve organlar hakkında bilgi edinmede radyestezik verilerden yararlanılmasıyla ortaya çıkan tıbbi radyestezi günümüzde önemli bir uygulama alanı elde etmiştir. Hasta organların sağlıklı organlara oranla, yayınlarının farklı oldukları saptanmıştır.

Sarkaç vasıtasıyla yapılan radyestezi çalışmalarının bazı örnekleri bizim kültürümüzde de vardır. Anadolu’da halen bazı yerlerinde görülen bu görenekte hamile kadınların çocuklarının cinsiyeti hazırlanmış basit sarkaçlarla tespit edilebilmektedir. Genelde bir ip veya misina ile buna bağlanan yüzük veya benzeri bir eşyayla sarkaç hazırlanır ve hamile bayanın karnındaki bebeğinin üzerinde dolaştırılır. Kendilerine göre sarkaç hareket ettiğinde bebeğin cinsiyeti belli olur ve bilindiği kadarıyla bunlarda oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.