Masallar ve Arketipler 2. Bölüm

Masallar ve Arketipler 2. Bölüm

 “Bir dakika bekle,” der. Gider, çok geçmeden halıyı getirir. Ama, halı büyüklüğüne göre bir

hafifmiş, bir hafîfmiş ki... Mehmet Ağa halıyı sırtladığı gibi Padişahın huzuruna çıkar. Padişah

şaşırır kalır halının büyüklüğüne, hem de Mehmet Ağanın bunu bulup getirişine.

“Şimdi, der ikinci isteğim: Mevsim kış, sen bana yaz meyvelerinden öyle bir sepet bulup

getireceksin ki bütün saray halkı yiyecek bitiremeyecek.”

Mehmet Ağa gene düşünceli düşünceli eve gelir. Dünya Güzeli:

“Mehmet Ağa, derdin nedir?” der. O da Padişahın isteğini anlatır. Kız:

“Canım bu da dert mi? Git gene beni aldığın yerdeki kayaya üç defa vur, lalam çıkar, ona

anlat, çaresine bakar.”

Mehmet Ağa dağa koşar. Kamçı ile üç defa kayaya vurur. Bir dudağı yerde bir dudağı

gökte Arap çıkar. “Emret aslanım,” der. Mehmet Ağa da:

“Sultan Hanım, bir sepet yaz meyvesi istiyor,” cevabını verir. Arap: “Bir dakika bekle,”

diyerek gider. Bir az sonra elinde bir sepetle görünür, sepeti Mehmet Ağaya verir. Mehmet

Ağa da bunu aldığı gibi hemen saraya koşar. Padişah bakar ki ne görsün, yaz mevsiminde

bulunacak meyvelerden her çeşit tamam. Yemeye başlar, saray halkına da yedirir, ama, bir

yandan yiyorlar, bir yandan yerine tazesi peyda oluyor, tüketmek imkansız... Hasılı Padişah

bu işe şaşar da kalır. Nihayet Mehmet Ağaya der ki:

“İlk iki isteğimi yerine getirdin; bir teklifim daha var, bunu da yaparsan karını sana

bağışlayacağım. Ama, bu biraz zordur: Bana yeni doğmuş bir çocuk getireceksin, karşımda el

pençe divan durup benimle konuşacak.”

Mehmet Ağa bu sözleri duyunca kara kara düşüncelere dalar... Hem yeni doğmuş olacak,

hem de bülbül gibi konuşacak, böyle çocuğu nereden bulmalı?..

Neyse, eve varır. Onu gene dalgın gören Dünya Güzeli, “Nedir?” diye sorunca Mehmet

Ağa anlatır:

“Padişah yeni doğmuş bir çocuk istedi, karşısında el pençe divan durup konuşacakmış.

Olur mu böyle şey?”

Karısı:

“Sen hiç merak etme, der. Benim kız kardeşim doğuracaktı, herhalde doğurmadıysa da eli

kulağındadır. Gene beni bulduğun kayanın dibine git, kamçıyı üç kere vur. Lalam çıkar,

istediğini ona anlat.”

Mehmet Ağa koşa koşa dağa gider. Kamçıyı üç kere vurur. Bir dudağı yerde, bir dudağı

gökte o Arap çıkar; “Emret aslanım,” der, Mehmet Ağa:

“Sultanımın selamı var, kız kardeşinin yeni doğmuş, değilse, doğacak olan çocuğunu

istiyor.” Lala:

“Birkaç dakika bekle, çocuk nerdeyse doğacak,” der, gider. Biraz sonra avucu kapalı geri

döner. Mehmet Ağaya: “Aç avucunu,” der. Avucunun içine bir çocuk bırakır. Mehmet Ağa

yolda merak ederek avucunu aralar, içine bakar. İçerden bir ses:

"Enişte, beni nereye götürüyorsun?”

Mehmet Ağa, artık sevincinden oynayarak saraya gelir ve doğru Padişahın huzuruna

çıkar. İki elini uzatarak avucundakini yere koyuverir. Yeni doğmuş çocuk, Padişahın

divanında el pençe divan durmuş, “Emret Padişahım,” diyor... Padişah şaşırır.

“Yıkıl karşımdan, yumurcak,” diye bağırır. O zaman çocuk kızar:

“Taş ol,” der. Padişah oracıkta taş kesilir. Mehmet Ağa da, bu beladan kurtulduğuna

sevinerek evine döner.

O memleketin ahalisi Mehmet Ağayı pek severlermiş... Kendilerini zalim bir padişahtan

kurtardığı için daha da çok severler, onu söz birliği ile Padişah ederler. Mehmet Ağa tahta

çıkar, kırk gün kırk gece şenlik yapılsın diye emir verir...

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

 

 

Masallardaki Temel İzlek, İçerik ve İletiler