Regresyon ile Şamanik Uygulamaları Bütünleştirmek

Regresyon ile Şamanik Uygulamaları Bütünleştirmek

ŞAMANİK öğretilere ilgim Roger Woolger ile tanışmam ve onunla yaptığım sohbetlerdeki paylaşımlarla birlikte başladı. 2008 yılında Brezilya’da yapılan 3. Dünya Regresyon Uzmanları Kongresinde Roger’ın kalabalığı yararak bana gelişini ve “Ben Türkiye’de Derin Anı Süreci (DMP) eğitimi yapmak istiyorum,” deyişini daha dün gibi hatırlıyorum.

            2009 yılında Roger Woolger ile DMP eğitimlerini başlattık. Bu benim hem beden ile çalışmayı öğrenmeme vesile oldu, hem de şamanik öğretiler, erk hayvanları, atalar, arketipler kavramlarını daha yakından anlamamı sağladı.

            Biz Türkiye’de Türklerin İslamiyet’i kabul etmeden önce Orta Asya’dan geldiğini ve de temel kültürlerinin şaman olduğunu biliriz, bunu okullarımızda öğreniriz. Ama şamanizmin ne olduğunu pek bilmeyiz.

            Şamanizm bir din değildir, bir yaşam biçimidir. Hayatta kalabilmek ve de yaşamı devam ettirebilmek için doğa ile işbirliği yapmayı, ona uyumlanmayı, doğayı izlemeyi, onun dilini okumayı ve anlamayı gerektirir.

            Eski temel kültürlerde kabilelerde bir şaman vardı. Şaman tüm kabilenin sağlığı ve bütünlüğünden sorumluydu. Şaman hem öte alem ile hem bu alem ile bağlantıda olan kişiydi. Bir kişi öldüğünde onun bu dünyadan ayrılmasını sağlamak ve öte alem geçmesine yardımcı olmak; kabile içinde bir durum olduğunda ölmüş atalarla bağlantıya geçerek onlardan yardım ve rehberlik almak; transa geçerek av hayvanlarının nerede olduğunu bulmak; hastalık olduğunda kabilenin iyileşmesi için hangi tedavilerin uygulanacağını bulmak onun sorumlulukları arasındaydı.

            Bir hastalık meydana geldiğinde şamanlar bunu “ruhun bir parçasının kayıp olması” olarak adlandırıyorlardı. Şamanın görevi belli bir trans seviyesine geçerek o kayıp parçayı kişi adına bulmak, onu geri getirmek ve kişinin alanına üfleyerek tekrar eski bütünsel haline kavuşmasını sağlamaktı.

            Şimdi modern kuantum fizikçileri -örneğin Fred Alan Wolf- bu fenomenleri bilimsel açıdan araştırıyorlar ve insanlık var olduğundan beri mevcut olan bu kadim sistemleri anlamaya ve açıklamaya çalışıyorlar. Fed Alan Wolf’ın Kartalın Bakışı adlı kitabı, Stanislav Grof’un çalışmaları ve kitapları bize şu an anlayabileceğimiz dille ve bakış açılarıyla geldiğimiz kültürleri anlatıyor. Göz atmanızı tavsiye ederim.

            Bizim regresyon çalışmalarında en çok gözlemlediğimiz bulgular arasında bir travma sırasında kişinin yaşamış olduğu enerjetik parçalanma ve bölünmeler yer alır. Bu travma çok derin seviyede olabildiği gibi, daha basit bir durumla da ortaya çıkabilir. Bir ayrılık meydana geldiğinde bir parçalanma yaşarız, bir ölüm meydana geldiğinde “bir parçam onunla gitti ya da öldü,” deriz. “Canımdan bir parçam koptu ya da öldü” diye söyleriz. Bu parçalanmaya bir hastalık da sebep olabilir. Savaşlarda, çatışmalarda, kayıplarda ya da tecavüzlerde, fiziksel tacizlerde derin parçalanmalar meydana gelir.

            Önceden böyle bir durum olduğunda kabilede o parçayı şaman bulup geri getiriyordu. Şimdi ise regresyon uzmanı sayesinde danışanın kendisi o parçayı kendisi buluyor, geriye giderek o enerjetik parçalanmanın olduğu olayın içine giriyor. Travmanın yarattığı o enerjetik cluster’ın (kümenin) içinden geçerek, travmanın enerjisini değiştiriyor ve kayıp parçasını alarak bu hayatındaki enerjetik bütünlüğüne kavuşuyor. Regresyon uzmanı da ona bu süreçte eşlik ediyor, yol gösteriyor. Ama yolu yürüyen danışan. Yani artık hepimiz kendi bütünlüğümüzü sağlamak üzere enerjetik parçamızın arayışı içinde olan modern şamanlarız.

            Ben bu noktada şamanların “ruhun kayıp parçasının bulunması” çalışması ile “parça bütünleştirme” çalışmasının birbirine çok benzediğini düşünüyorum. Zaman zaman danışanlarımla yaşamış oldukları travmalardaki enerjetik parçaları bütünleştirme çalışması yaptığımda, seanslarımın sonuna bir şamanik yolculuk çalışması ekleyerek enerjetik seviyede farklı bir katmanda da entegrasyonun tamamlanmasını çok faydalı buluyorum.

            Davul çaldığınızda, beyin davul sesi ile birlikte otomatik olarak alfa ritmine giriyor. Dakikada 200-220 vuruş yaptığınızda bu dünyanın kalp ritmiyle uyumlanmayı getiriyor. Bizler de regresyon sırasında beyinde alfa seviyesi ile çalışıyoruz. Bu transın meydana geldiği, uyku ile uyanıklık arasındaki seviye ile aynı.

            Genelde “ruhun kayıp parçasının bulunması” çalışmasında aşağı dünyaya yolculuk yapıyoruz. Elbette burada “aşağı dünya”, “yukarı dünya”, “orta dünya” gibi şamanik kavramlar devreye giriyor. Peki nedir bunlar?

            Şamanik gelenekte “aşağı dünya” olarak ifade edilen sitem bizim bedenimizde kalbimizin alt kısmında kalan sistemleri ifade eder. Alt dünya eylem merkezidir. Dünya ile bağlantılıdır. Pratik sorularımızın cevaplarının yer aldığı alandır. Eğer siz evinizi değiştirecekseniz, sağlık sorununuz için hangi aksiyonları almanız gerektiğini bulmak istiyorsanız “aşağı dünya”ya yolculuk yaparsınız. Erk hayvanları “aşağı dünya”da yer alırlar.

            “Yukarı dünya”, kalbimizin üst kısmında yer alan bölgeyi işaret eder. Daha geniş bir bakış açısına ihtiyacımız olduğu durumlarda “yukarı dünya”ya yolculuk ederiz. Örneğin, bir hastalık yaşadığınızda bundan alacağınız dersin ne olduğunu, bunun neden başınıza geldiğini, ruhsal varlığınızın bundan ne deneyimlediğini öğrenmek için “yukarı dünya”ya yolculuk yaparsınız. Burası ruhsal rehberlik isteminin temsil edildiği yerdir. Ruhsal öğretmenleri rehberler, Tanrılar ve Tanrıçalar sembolik olarak burada yer alırlar.

            “Orta dünya” ise yaşadığımız dünyanın bir paralel düzlemi olarak ifade edilir. Bedenini terk eden varlıklar öncelikle “orta dünya”ya geçerler. Burası yaşadığımız dünyanın enerjetik bir benzeri gibidir. Genellikle deneyimli kişilerin “orta dünya”ya şamanik yolculuk yapması tavsiye edilir.

Bizim regresyon çalışmalarımızdan da bildiğimiz gibi, her ölen varlık kendi özü ile hemen bütünleşmez. Roger Woolger’ın DMP’de ifade ettiği gibi “bitmemiş işlerimiz” olduğunda “orta dünya”da takılı kalırız. Özellikle dünyaya bağlı kalan ruhsal varlıklar dinamiklerini bu alanda sürdürürler.

            Biz regresyon çalışmalarında bu alana ötealem, bardo vs. isimler veriyoruz. Kendi varlığı ile bütünleşemeyen varlıkları attachment (enerjetik ekleşmeler) olarak adlandırıyoruz. Regresyon seanslarında attachment çalışması yapmak çok önemlidir. Son dönemlerde yaptığımız seanslarda enerjetik seviyede meydana gelen karşılıklı anlaşmalara dayanan bu sistemlerin ne kadar yoğunlaştığını ve arttığını şahsen ben gözlemlemekteyim.

            Önceden bu carlıklara yardım etmek şamanın göreviydi. Şaman bu varlıkların dünyada yaşayanlar üzerindeki etkilerini ve yarattığı problemleri görebilir, o varlıkla bağlantıya geçer ve onun bitmemiş işini tamamlamasını sağlardı. Böylece yaşayan kişinin hayatında iyileşme meydana gelirdi.

            Şimdi regresyon uzmanları olarak bizler modern şamanlar gibi çalışıyoruz. Özü ile bütünleşemeyen enerjetik parçaları burada tutan dinamikleri teker teker buluyoruz. Sadece ruhsal varlık ile değil, danışanın içinde o ölü olan varlığı tutan dinamikleri bulup çözmemiz gerekiyor. Bu aynı karşılıklı birbirini tutan cırt cırtlı yapışkanlar ya da birbirini tutan çengeller gibi. Çengelin bir ucu danışanda yani hayatta olan kişide. Çengelin diğer ucu ise ölü olan varlıkta. Biz ölü varlığı gönderdiğimizde, hayatta olan kişi -yani danışanımız- kendi çengelini çözmezse, varlıkları biri gider diğeri gelir.

Genelde bu çengel bir duygudur, bir düşüncedir, bir histir. Varlıklar birbirlerindeki duygu, his ve düşüncelere tutunurlar, diğer bir deyişle rezone olurlar. O nedenle önemli olan danışanın içindeki duygu, his ve düşünceleri değiştirmek ve dönüştürmektir.

            Bizler geçmişte olan olay ve durumları değiştiremeyiz. Ama onun yarattığı duygusal, hissel ve düşünsel blokajları değiştirebiliriz. Regresyon uzmanları olarak yaptığımız danışanın bu değişimi ve dönüşümü yapmasına eşlik etmek değil mi?

Şu anda regresyon uygularken uyguladığımız pek çok modern teknik var. Bu tekniklere şamanik yöntemlerde uygulanan kadim yöntemlerin eklenmesinin aynı zamanda binlerce yıldır uygulanan ve orada olan arketipik enerjini uyandırılması ve kullanılması olarak da görüyorum. Zaten var olan büyük bir sistemden enerjiyi çekiyoruz. Onun bu düzlemimize inmesine yardımcı oluyoruz. Aynı bir frekans uyumlanması yapmaya benziyor.

Bahsetmek istediğim diğer bir kavram ise şamanik çalışmalarda sık sık geçen “güç hayvanı”. Roger Woolger’dan bedenle çalışmayı öğrendiğimde, özellikle bedenin yaşamsal gücünün geçmiş hayatta tamamen tükendiği, enerjinin çok düşün olduğu durumlarda bu kavramı kullandığını gözlemledim. Bir tecavüz meydana geldiğinde kişi ya enerjisini dondurur, ya enerji içine çekilir ya da enerji kişiden ayrışır. Zaten fiziksel olarak tepki veremeyen danışan yaşadığı şok içinde bir trans içine girer.

Gerekli diyalogların yapılmasından sonra Roger’ın özellikle bedensel çalışmaya geçtiğinde, “Orada sana saldırdılar, tecavüz ettiler. Ve sen hiçbir tepki veremedin. Donup kaldın. Hiçbir şey yapamadın. O anda sana güçlü bir hayvan yardımcı olabilseydi bu ne olurdu? İlk geleni söyle.” diye sorduğuna çok şahit oldum. Ve de hiç enerjisi olmamasına rağmen danışanın yardıma gelen aslan, kaplan, ayı veya panter imgeleri ile birlikte enerjisinin nasıl değiştiğini gözlemledim. Danışanın vermediği bedensel tepkileri verdirmede “güç hayvanları” önemli bir rol oynar.

İlk başta ben bu tekniği gözlemlediğimde, “Neden dışarıdan bir kaynak yaratıyoruz ki?” diye düşünmüştüm. Daha sonra kendi uygulamalarımda gözlemledim ki, erk hayvanları bizim içimizdeki yaşam enerjisini yani kendi gücümüzü temsil ediyor.

“Şimdi kaplanın gücünü ayaklarına çek, kollarını kollarında hisset, bacaklarını bacaklarında hisset. Ve şimdi o adamı üzerinden it, tekmele...” dediğinde kişi bunu çok daha fazla canlandırabiliyor. O hayatta tamamlayamadığı bedensel tepkiyi, vermediği tepkiyi bu sayede vermiş oluyor. Bu geçmişi değiştirmek ve olmayan bir şeyi canlandırmak değil. Eğer tecavüz olmamış gibi yaparsanız bu o hayatın gerçekliğine uymaz. Ama kişi üzerinden o kişiyi itememişse, onun itmesini sağlamak, kasıklarından tekmeyle sıkışmış olan enerjiyi boşaltmak, bağıramamışsa bağırtmak, yumruklayamamışsa yumruklatmak tamamlanmamış fiziksel yükün boşalmasına yardımcı olur. Beden o zaman yapamadığını şimdi gerçekleştirir. Ve böylece bedensel düzlemde de sıkışmış olan blokaj çözülür.

Bir kere aktif olduğunda erk hayvanlarının danışana bir süre eşlik ettiğini gözlemledim. Arketipik unsurlar danışanın ihtiyacı olduğu sürece gücünü devam ettiriyor. Danışan entegrasyonu sağladığında da doğal süreç içinde kayboluyor, aslında danışanla bütünleşiyor. Kendisini ayrı bir şey olarak ifade etmesine gerek kalmıyor.