PARAPSİKOLOJİ NEDİR?

PARAPSİKOLOJİ NEDİR?

Son yıl­lar­da pa­rap­si­ko­lo­ji­den çok bah­se­dil­di, ade­ta mo­da haline gel­di. Bu­nun­la bir­lik­te, he­pi­mi­zi çok et­ki­le­se de, çok az in­san­da bu ko­nuy­la il­gi­li be­lir­li bir fi­kir mev­cut­tur. Çünkü her ta­raf­ta pa­ra­nor­mal olay­lar mey­da­na gel­mek­te ve her gün pa­rap­si­ko­lo­jik olay­lar­la kar­şı­laş­mak­ta­yız. Bu ye­ni bi­li­min, ne ba­tıl inanç­la ne de okül­tizm­le iliş­ki­si var­dır.

            Bu­nun­la be­ra­ber, pa­rap­si­ko­lo­ji­den bah­se­dil­di­ğin­de, de­ne­yim­ler so­nu­cun­da el­de edi­len ve­ri­le­re gö­re, bu bi­li­min na­sıl ge­liş­ti­ği­ni ve ne an­la­ma gel­di­ği­ni iyi­ce açık­la­mak ge­rek­mek­te­dir. İş­te biz de, her şey­den ön­ce gi­riş ola­rak bir özet ya­pa­ca­ğız.

            Pa­rap­si­ko­lo­ji, ilk ola­rak, ruh in­ce­le­me­si­nin bü­tü­nü ola­rak, da­ha son­ra da özel bir bi­lim­sel di­sip­lin ola­rak psi­ko­lo­ji­den mey­da­na gel­miş­tir. Fa­kat psi­ko­lo­ji­nin ken­di­si,sağ­lam bir me­tot­sal araş­tır­ma bi­li­mi ola­rak, 19. yy bo­yun­ca ilk adım­la­rı­nı at­mış­tır. Es­ki­den, ruh in­ce­le­me­si, hiç kuş­ku yok, övü­le­cek şe­kil­de fa­kat pa­ra­bi­lim­sel (pa­ras­ci­en­ti­fi­que) ça­ba­lar gös­te­ri­le­rek ya­pıl­mış­tır.

            Pa­ra­nor­mal olay­la­rın tam bi­lim­sel araş­tır­ma­sı­nın baş­lan­gı­cı, 19.yy'ın üçün­cü ya­rı­sı­na dek uza­nır. Bu ye­ni bi­li­min, ana olu­şum­la­rın­dan bi­ri, 1882 yı­lın­da Henry SID­WICK, Fre­de­ric W. H. MYERS, Ed­mund GUR­NEY, Wil­li­am BAR­RETT ve Franck POD­MO­REta­ra­fın­dan İn­gil­te­re'de ku­ru­lan So­ci­ety for Psychi­cal Re­se­arch(SPR) ku­ru­lu­şu­dur. Ay­nı şe­kil­de, 1885 yı­lın­da, Ame­ri­kan SPR ku­ru­lu­şuy­laay­nı te­me­le da­ya­lı ola­rak ku­ru­lan, psi­ko­log Wil­li­am JA­MES'in gi­ri­şi­mide mev­cut­tur. Çok ya­kın za­man­lar­da, pa­rap­si­ko­lo­ji­nin öy­kü­sü, tıp­kıJo­seph BANKS RHI­NE'in Ame­ri­ka'da, Sa­mu­el G. SO­AL'ın İn­gil­te­re'de, W. H.C. TE­NA­EFF'ın Hol­lan­da'da, Le­o­nid L. WAS­SI­LI­EV'in Sov­yet­ler Bir­li­ğin­deve Char­les RIC­HET'nin Fran­sa'da yap­tı­ğı gi­bi, in­san ça­lış­ma­la­rı­nabağ­lı ola­rak ge­liş­mek­te­dir. Sor­bon­ne'da fiz­yo­lo­jist ve Ulus­la­ra­ra­sı Me­ta­fi­zik Ens­ti­tü­sü'nün ku­ru­cu­su olan RIC­HET, 1922 yı­lın­da ya­yın­la­nan Pa­rap­si­ko­lo­ji­nin ve Pa­ra­fi­zi­ğinGe­nel Ni­te­li­ği ad­lı ki­ta­bı­nın ön­sö­zün­de, pa­rap­si­ko­lo­ji­ninte­mel bir açık­la­ma­sı­nı yap­mış­tır. Ki­ta­bın­da, in­sa­nın ka­de­ri, si­hirve te­o­zo­fi ko­nu­sun­da bel­li bir kay­gı ya­ra­ta­cak spekülasyonlar ara­yan ki­şi­le­rin, ha­yal kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­ya­cak­la­rı­nı açık­la­dı. Ona gö­re, olay­lar­dan ön­ce­lik­le emin olun­ma­lı ve bu o­lay­lar ge­nel ve özel an­lam­da ta­nım­lan­ma­lı­dır­lar çünkü yal­nız­ca bu şe­kil­de, on­la­rın ge­ri planları an­la­şıl­mış ola­bi­le­cek­tir.

            Al­man­ya'da, pa­rap­si­ko­lo­ji­nin ön­cü­le­ri ara­sın­da, Al­man araş­tır­ma fi­lo­su­nun şe­fi di­ye­bi­le­ce­ği­miz bi­yo­log ve fi­lo­zof Hans DRI­ESCH, Ru­dolf TISC­HNER gi­bi pa­rap­si­ko­lo­ji adı­nı bu bi­li­me ve­ren Max DES­SO­IR ve de ya­kın za­man­lar­da Fri­bo­urg Üni­ver­si­te­si öğ­re­tim gö­rev­li­si olan Hans BEN­DER sa­yı­la­bi­lir.

            Pa­rap­si­ko­lo­ji­nin bir­kaç ön­cü­sü ve şam­pi­yo­nu ara­sın­da, say­gın üni­ver­si­te pro­fe­sör­le­ri, do­ğalbi­lim­ler­de ün­lü ve önem­li bi­lim a­dam­la­rı ve bir se­ri No­bel ödü­lü al­mışeser­le­riy­le ta­nın­mış ki­şi­ler (ör­ne­ğin Ric­het, No­bel Tıp ödü­lü,1913) mev­cut­tur.

            Yi­ne de, bu ye­ni bi­lim yan­lış an­la­şıl­mak­tanve kö­tü ni­yet­li tar­tış­ma­lar­dan ka­ça­ma­mış­tır: Bu, he­nüz bi­lin­me­yen alan­lar­da ya­pı­lan her çe­şit araş­tır­ma ça­lış­ma­sı­nın ka­de­ri­dir her za­man. Psi­ko­lo­ji yo­lu­nu açan Sig­mund Fre­ud'u ha­tır­la­ya­lım. O, In­cons­ci­ent (Bi­lin­çal­tı) ad­lı dev­rim ya­ra­ta­cak te­o­ri­siy­le, ken­di­ne mü­kem­me lbir ta­lih oluş­tu­ra­ma­mış­tı. On­dan ön­ce de, bir­çok bi­lim a­da­mı, bu ko­nu­dada­ha faz­la sı­kın­tı ya­şa­mış­tı. Ör­ne­ğin, da­ha çok GA­LI­LEE adıy­la ta­nın­mış olan Ga­li­leo, Co­per­nic'in gü­neş mer­ke­ziy­le il­gi­li te­o­ri­si­ne des­tek ol­du­ğu için En­gi­zis­yon'a gön­de­ril­miş­ti.

            Pa­rap­si­ko­lo­ji­nin baş­lı­ca zor­lu­ğu,ona hak­lı ya da hak­sız ola­rak ba­zı okül­tizm gö­rün­tü­le­ri ya­kış­tı­rıl­ma­sın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. Tam ter­si­ne, okül­tiz­min te­mel ha­re­ket­le­rin­denbi­ri olan spri­tizm (inanç­tan gö­rün­tü­ye ve ölü­le­rin ruh­la­rıy­la iliş­ki­ye doğ­ru gi­den bir yol­dan ha­re­ket eder), psi­ko­lo­ji­de ol­du­ğu ka­dar pa­rap­si­ko­lo­ji­de de, spiri­tü­el olay­la­rın in­ce­len­me­sin­de, ka­rar­lı bir atı­lım yap­mış­tır.Ru­hun gö­rün­tü­sü, ölen ki­şi­le­rin so­mut­laş­tı­rıl­ma­sı, ha­ya­let­le­rin gö­rün­me­si, ci­n i­le il­gi­li düz­me­ce­ler, ha­re­ket eden ma­sa­lar... vs.gi­bi yüz­ler­ce spi­rit gös­te­ri, önem­li pa­rap­si­ko­log­lar ta­ra­fın­dan ana­liz edi­lip, pa­ra­nor­mal bir olay ola­rak in­ce­len­miş­tir. Bu du­rum­la­rın bir­ço­ğu yal­nız­ca bir hi­le ve do­lan­dı­rı­cı­lık­tı; ba­zı­sı, ka­tı­lım­cı­la­rın biz­zat ken­di­le­ri­nin ya­nıl­gı­la­rın­da mey­da­na ge­len il­lüz­yon­lar­dan iba­ret­ti. Di­ğer bir­çok olay, her ka­nı­ya ters ge­li­yor­du. Fa­kat baş­ka bir­çok olay­da mey­da­na ge­len pa­ra­nor­mal olay­lar da, iyi­ce kav­ran­mış be­nim­sen­miş gi­bi gö­rü­nü­yor­lar­dı.

            Bu ye­ni bi­lim, dog­ma­tik ve baş­ka di­sip­lin­le­re ken­di­le­ri­ni ada­mış olan bi­li­ma­dam­la­rı­nın ön­yar­gı­la­rı­na kar­şı da sa­vaş­mak zo­run­da­dır. Bun­dan baş­ka, aka­de­mik sta­tü­sü­nü bi­lim ola­rak el­de et­me­si­ne rağ­men (bu ba­kım­dan, on­la­rı en önem­li­ler ola­rak ad­lan­dı­ra­bil­mek için, şu mer­kez­ler ye­ni­den de­ğer­len­di­ril­di­ler; Dur­ham ve Ame­ri­ka'da­ki Du­ke Üni­ver­si­te­si, Gro­ni­gen, Ut­recht, Bonn,Fri­bo­urg, Inns­bruck, Le­ning­rad ve Sor­bon­ne'da­ki üni­ver­si­te­ler),hala onay gör­me­miş­tir.

            So­nuç ola­rak, pa­rap­si­ko­lo­ji ken­di ken­di­siy­le de -özel­lik­le üni­ter ve red­de­di­le­mez bir me­tot ve tek bir ter­mi­no­lo­ji ol­ma­sı do­la­yı­sıy­la- sa­vaş­mak­ta­dır. Ay­rı­ca, bin­ler­ce bi­lin­mez­le, ba­tıl inanç­la ve he­ye­can ya­ra­tan ba­sın ve ede­bi­ya tta­ra­fın­dan bes­le­nen bir bul­var okül­tiz­miy­le ya da ciddi şey­le­re iyi­lik­te nçok kö­tü­lük ve­ren gez­gin ti­yat­ro­cu­la­rın yap­tık­la­rı hok­ka­baz­lık­lar­lada mü­ca­de­le et­mek­te­dir.

            Fa­kat, bu du­rum­da pa­rap­si­ko­lo­ji ger­çek­te ne de­mek­tir?

            Ne arı­yor, ne ge­ti­re­cek? Son za­man­la­ra dek pa­rap­si­ko­lo­ji, ön­ce­den de de­ği­nil­di­ği gi­bi, okült (Dri­esch) yada sür­na­tü­rel de­ni­len olay­lar­la il­gi­li ya­pı­lan araş­tır­ma­lar üze­ri­ne otur­tul­muş­tur. Bu­gün ise, ta­ma­men do­ğal olay­la­rın söz ­ko­nu­su ol­du­ğuve bu do­ğal­lı­ğın, "bu­gün ener­ji dav­ra­nı­şın­da gör­dü­ğü­müz ku­ral­lar dı­şın­da ge­liş­ti­ği" (Mi­lan RYZL) gös­te­ril­di. Al­man, Ame­ri­kan,Rus bi­li­ma­dam­la­rı, bu ba­kım­dan Psi-ener­ji'den bah­se­di­yor­lar. Bun­lar özel­lik­le, araş­tır­ma ko­nu­su olan eks­tra­-du­yum­sal al­gı­la­ma olay­la­rı­dır. Bu al­gı­la­ma­lar, bi­zim klasik beş du­yu­muz ara­cı­lı­ğıy­la sağ­la­na­maz­lar. Bu eks­tra-­du­yum­sal al­gı­la­ma ad­lan­dır­ma­sı­nı, dü­şün­ce ak­ta­rı­mı(te­le­pa­ti) ve ile­ri­yi gör­me baş­lık­la­rı al­tın­da top­lu­yo­ruz.

            Bir­çok bi­limadamı ge­le­ce­ğin,eks­tra du­yum­sal al­gı­la­ma­sı, ge­le­ce­ği gör­me, ön­se­zi (ön­bil­gi) ile geç­mi­şin eks­tra du­yum­sal al­gı­la­ma­sı ara­sın­da hala bir ayı­rım yap­mak­ta­dır:geç­mi­şi gör­me (geç­mi­şi ta­nı­ma). Bu zi­hin­sel olay­la­rın ya­nın­da, özel­lik­le psi­ko­ki­ne­zi­de­ki fi­zik olay­la­rı, ya­ni, mad­de üze­rin­de ve so­mut dav­ra­nış­lar­da­ki- ay­nı şe­kil­de bi­yo­lo­jik sü­reç­ler­de­ki-psi­şiket­ki­le­ri de in­ce­len­mek­te­dir.

            Bu olay­la­ra ka­nıt sağ­la­mak ama­cıy­la, yüz ­bin­ler­ce de­ney, bin­ler­ce araş­tır­ma­cı ta­ra­fın­dan zin­cir­le­me ola­rak ger­çek­leş­ti­ril­di. Bun­lar, eks­tra-­du­yum­sal al­gı­la­ma için,ün­lü "kart test­le­ri", psi­ko­ki­ne­zi için ise "zar test­le­ri"ola­rak uy­gu­lan­dı­lar. Kart test­le­rin­de de­ney uy­gu­la­nan­lar, oy­na­na­cak kart­la­rı "tah­min et­mek" zo­run­da­dır. Zar test­le­rin­de ise bi rma­ki­na­dan fır­la­tı­la­rak atı­lan bir za­rın dü­şü­şü­nü et­ki­le­me­le­ri ge­rek­mek­te­dir. So­nuç­lar, şa­şır­tı­cıy­dı: Bir za­man­lar yal­nız­ca med­yum­luk se­ans­la­rın­da ger­çek­leş­ti­ri­len olay, şim­di ciddi bir şe­kil­de kont­rol edi­len de­ney­ler­le gös­te­ri­le­bi­li­yor­du. Böy­le is­ta­tis­tik­sel ve ni­cel me­tot­la­ra ve bun­la­rın so­nuç­la­rı­na da­ya­na­rak, in­sa­nın eks­tra­-du­yum­sal al­gı­la­ma­lar ve psi­ko­ki­ne­zi ko­nu­la­rın­da ye­te­nek­li ol­du­ğu­nun ve bun­la­rın ger­çek­ten va­r ol­duk­la­rı­nı is­pat­lan­mış ol­du­ğu­nu, bu­gün ka­bul ede­bi­li­riz.

            Eks­tra­-du­yum­sal al­gı­la­ma olay­la­rı­nın-ge­nel ola­rak te­le­pa­ti ve ile­ri­yi gör­me di­ye ad­lan­dı­rı­lır- bi­lin­çal­tın­dan ile­ri gel­me­si, hip­noz halindeyken bu ye­te­nek­le­rin be­lir­me­si­ne ve ge­liş­ti­ril­me­si­ne yol açar. Hip­no­tik trans halinde bi­rey, gev­şe­miş­tir. Zi­hin­sel ta­sav­vu­ru aş­mış olup, ar­tık tel­ki­ne açık de­ğil­dir. Bu, eks­tra-­du­yum­sal al­gı­la­ma olay­la­rı­nı ko­lay­laş­tı­ran bir du­rum­dur. Ve, ger­çek­ten de, bir yan­dan pa­rap­si­şik, öte yan­dan hip­no­tik olan bu olay­la­ra ne­den olan gi­ri­şim­le­re çok er­ken baş­lan­dı. Fran­sız psi­ko­log Pi­er­re JA­NET ve fiz­yo­log Char­les RIC­HET, yap­tık­la­rı bu tür de­ney­ler sa­ye­sin­de ta­ri­he geç­ti­ler.

Bu alan­da -hip­noz­la iliş­ki için­de olan pa­rap­si­ko­lo­ji ala­nın­da- dün­ya­nın en önem­li bi­limadamı hiç kuş­ku yok ki, da­ha ön­ce adı ge­çen Mi­lan RYZL'dır. Do­ğal bi­lim­ler ve pa­rap­si­ko­lo­ji alan­la­rın­da ça­lı­şan Çek asıl­lı bir bi­lim ada­mı­dır. Ma­ce­ra­lı bir şe­kil­de Do­ğu ül­ke­le­rin­den kaç­tık­tan son­ra, ba­ğım­sız araş­tır­ma­cı ola­rak ABD'ye yer­leş­ti. Şu an­da Ca­li­for­nia Orin­da'da John F. Ken­nedy Üni­ver­si­te­si'nde pro­fe­sör­dür. Pa­rap­si­ko­lo­jiy­le il­gi­li der­gi­ler­de ve bir­çok di­le çev­ril­miş bir­çok ki­tap­ta an­la­tı­lan de­ney­le­ri,bu araş­tır­ma­cı­nın bi­lim­sel dü­şün­ce­si­nin gü­cü do­la­yı­sıy­la ge­çek­ten­de o­la­ğa­nüs­tü­dür­ler. "Pa­rap­si­ko­lo­ji da­lın­da yap­tı­ğı çok kap­sam­lı ça­lış­ma­lar­dan do­la­yı McDo­u­gall ödü­lü­nü" al­mış olanbu önem­li bi­lim adamı, "al­tın­cı his­si" mey­da­na ge­ti­rip, can­lı kı­lan eks­tra ­du­yum­sal al­gı­la­ma ko­nu­sun­da ak­la uy­gun bir ça­lış­ma­yı her­ke­sin an­la­ya­bi­le­ce­ği bir me­tot halinde or­ta­ya çı­kar­dı.

            Bu­gün mo­da ol­du­ğu gi­bi pa­rap­si­ko­lo­jiadı al­tın­da sı­nıf­lan­dır­dı­ğı­mız her şey, her za­man ciddîye alın­ma­ma­lı­dır.Bu ye­ni bi­li­min izin­de olu­şan giz­li bir ede­bi­yat da, bu­gün tu­haf birşek­li­de ye­şer­me­ye baş­la­dı.

            Bu­nun­la bir­lik­te, eks­tra-­du­yum­sal al­gı­la­ma, te­le­pa­ti ve ile­ri­yi gör­me gi­bi te­mel olay­la­rı bun­dan böy­le bi­lim­sel ola­rak ka­bul ede­bi­li­riz. Bu­na kar­şı­lık, pa­rap­si­şik güç­le­rin, hay­van­lar ve bit­ki­ler üze­rin­de ol­du­ğu gi­bi fi­zik­sel, kim­ya­sal ya da bi­yo­kim­ya­sal haller üze­rin­de de yap­tık­la­rı et­ki­ler ko­nu­sun­da çok faz­la emin ola­mı­yo­ruz. Şu­ra­sı bir ger­çek ki, psi­ko­ki­ne­zi, de­ney­sel bir özel­lik ta­şı­ya­bi­lir ve bu­ra­da, bu­gün yer­yü­zün­de ge­liş­ti­ri­len et­ki­le­yi­ci araş­tır­ma ça­lış­ma­la­rı­nın da, bu alan­da yer al­dı­ğı ifa­de edi­le­bi­lir.

            Bu­na kar­şı­lık baş­ka bir­çok şey -ör­ne­ğin re­en­kar­nas­yon ko­nu­su- bu­gün hala bi­lim­sel an­lam­da çü­rü­tü­le­me zka­nıt­lar­dan yok­sun­dur. Fa­kat bu ko­nu­lar­da çok  faz­la şüp­he için­de olan ki­şi­ler bi­le ka­bul et­me­li­dir­ler ki, iti­raz ka­bul et­mez şe­kil­de bi­lim­sel açı­dan hala is­pat­lan­ma­mışolan olay­lar, ye­ni araş­tır­ma­lar için ka­bul edi­lir bir hi­po­tez ça­lış­ma­sı­na te­mel oluş­tu­ra­bi­lir­ler. Birkaç yüz yıl ön­ce, dün­ya­nın ima­jı­nı de­ğiş­ti­re­cek olan iza­fi­yet te­o­ri­si­ni ya da ast­ro­not­la­rın uza­ya gi­diş­le­ri­n iina­nıl­maz hat­ta ta­ma­men ütop­ya ola­rak ka­bul et­mi­yor muy­duk? Ya da, bu­gün is­pat­lan­mış olan bi­lin­çal­tı te­o­ri­si­ni ve­ya bi­zim unut­tu­ğu­muz fren­len­miş ve ka­lı­tım­sal olan tüm içeriği tıp­kı bir bil­gi­sa­yar gi­bi içi­ne hap­set­miş olan bu "ko­lek­tif bi­lin­çal­tı" kav­ra­mı­nı ula­şıl­maz ola­rak gör­mü­yor muy­duk?

            Do­ğal bi­lim­ler ve tek­no­lo­jik ye­ni­lik­ler çok bü­yük bir şe­kil­de ge­liş­miş­tir­ler. Dün­ya­mı­zın ge­nel gö­rü­nü­mü, bu­gün ka­bul edil­miş olan koz­mik boş­luk­ta dı­şa doğ­ru, bi­lin­çal­tı­nın de­rin­lik­le­rin­de ise içe doğ­ru, far­k e­di­lir şe­kil­de ge­niş­le­miş­tir .Ara­la­rın­da, da­ha son­ra gö­re­ce­ği­miz ün­lü na­tu­ra­list ve tek­no­log­la­rında yer al­dı­ğı bir­çok araş­tır­ma­cı, çok ya­kın bir ge­le­cek­te en bü­yük dev­rim­le­rin, dış dün­ya­dan zi­ya­de iç ya­şam­la il­gi­li araş­tır­ma­lar­da,özel­lik­le psi­ko­lo­ji ve pa­rap­si­ko­lo­ji ala­nın­da­ki bil­gi kay­nak­la­rın­dan ay­rı­ca, ge­le­nek­sel do­ğal bi­lim­le­ri aş­ma­ya ça­ba­la­yan fi­zik ala­nın­da mey­da­na gel­ece­ği­ne ik­na ol­du­lar.

            Bu ko­nu­da Mi­lan Ryzl şöy­le yaz­mış­tır:

            "Pa­rap­si­şik olay­la­rı bi­zim dün­ya­mı­za sok­mak is­te­yen­ler, es­ki­den be­ri ka­bul gö­ren mad­de, uzay ve za­man kav­ram­la­rı­nı ye­ni­den göz­den ge­çir­me­li­dir­ler."

            Pa­rap­si­ko­lo­jik araş­tır­ma­lar ko­nu­sun­da ya­pı­lan bu ça­lış­ma­lar­dan son­ra bir so­ru ak­lı­mı­za ge­li­yor: Pa­ra­nor­mal olay­la­rın mey­da­na gel­me­si­ni sağ­la­yan güç ne­re­den gel­mek­te­dir? Aca­ba ru­hun ato­mik ener­ji­si ola­bi­lir mi bu?

            Da­ha ön­ce de be­lirt­ti­ği­miz gi­bi, bir­çok bi­lima­da­mı, "ener­ji" kav­ra­mı­nın fi­zik­ten ödünç alın­dı­ğı­nın ve en iyi­si bu­lu­na­ma­dı­ğı için kul­la­nıl­dı­ğı­nın ta­ma­men bi­lin­cin­de ola­rak Psi-ener­ji'den bah­set­mek­te­dir.

            Fi­zik­te, her ke­li­me net bir şe­kil­de sı­nır­lı bir an­la­ma sa­hip­tir. Fi­zik, olu­şum­lar ve bu olu­şum­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­ler hak­kın­da id­di­a­lar­da bu­lu­na­bi­lir­ken, ta­nım­lan­mış bir ener­ji­nin var­lı­ğı ko­nu­sun­da çok faz­la bir şey söy­le­ye­mez. Ener­ji­nin bil­gi ve et­ki ta­şı­yı­cı­sı ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Ent­ro­pi bir ener­ji kul­la­nım öl­çü­sü­dür. Fay­da­lı ola­bi­le­cek dü­zen­li bir sis­tem­den olu­şur. Biz, bu­ra­da ba­zı ak­si­yon­la­rın ve iyi özel­lik­le­ri­nin ta­nım­la­rı­nı bul­mak­ta­yız.

            Fa­kat bu çer­çe­ve­de fi­zik, bu ak­tif ener­ji­nin, han­gi özel­lik­ten ya da han­gi te­mel­den gel­di­ği­ni söy­le­ye­mez. Bir ma­ki­na­nın ça­lış­ma­sı ya da kas­la­rın bir ha­re­ket yap­ma­sı, bir bil­gi­sa­ya­rın ve­ya bir in­san bey­ni­nin bil­gi­le­ri iş­le­me­si gi­bi olay­lar­da, bel­li bir iş mey­da­na gel­mek­te­dir: Bu, ener­ji­den baş­ka bir şey de­ğil­dir.

            Ör­ne­ğin bir dal­gıç, baş­ka bir dal­gıç­tan da­ha faz­la su­yun al­tın­da ka­lır­sa; "Ne ener­ji!" di­yo­ruz. Bu çok iyi, olum­lu bir şey. Ger­çek­ten de, bel­li bir fi­zik­sel ener­ji­ye sa­hip ol­du­ğu an­la­mı­na gel­mek­te­dir. Fa­kat ken­di­si­ni böy­le da­ya­nık­lı kı­lan bir ener­ji, han­gi özel­lik­ten doğ­mak­ta­dır? İn­san vü­cu­dun­da­ki hüc­re­ler­de bu­lu­nan ve ken­di ara­la­rın­da da bir­ta­kım iliş­ki­ler ku­ran hırs, kız­gın­lık ya da bu­na ben­zer şey­le­rin ener­ji kay­na­ğı ne­dir?

            İş­te, bu tür iç a­çı­cı ol­ma­yan du­rum­lar, ün­lü fi­zik­çi­le­rin dü­şün­ce­le­ri­ni da­ha da uzak­la­ra gö­tür­me­ye zor­la­mış­tır. En azın­dan bu ener­ji­nin olu­şu­mu açık­lan­ma­lıy­dı, as­lın­date­mel­de ba­zı şey­ler apa­çık bel­liy­di. Fi­zik da­lın­da ener­ji, ruh veTan­rı kav­ram­la­rı­nı ay­nı plana koy­mak is­te­di­ği­ni öğ­ren­di­ği­miz za­manMax PLANCK'ı an­la­mak­ta kuş­ku­suz zor­la­nı­yo­ruz. O as­lın­da, mad­de veener­jiy­le il­gi­li gös­te­rim­le­rin ar­ka­sın­da­ki te­mel ele­ma­nın spi­ri­tü­elbir güç ol­du­ğu­na ina­nı­yor­du.

            Pa­rap­si­ko­lo­ji, ye­ni is­pat­laroluş­tur­ma­ya çok önem ver­miş­tir. Araş­tır­ma­cı­la­rın bir­ço­ğu­nun fi­zik­çiol­ma­sı do­la­yı­sıy­la da, bu ko­nu­da ba­şa­rı­lı olun­muş­tur. Sans­kritfel­se­fe­si­nin id­dia et­ti­ği gi­bi merkezi ve mut­lak bir spi­ri­tü­el gü­cünbü­tün ener­ji form­la­rı­nı mey­da­na ge­tir­di­ği şek­lin­de­ki bir ola­sı­lıkta­ma­men is­pat­lan­mış­tır.

            Le­ning­rad Üni­ver­si­te­si Fiz­yo­lo­jiBö­lü­münün ve ken­di kur­du­ğu özel pa­rap­si­ko­lo­ji Bö­lü­münün baş­ka­nıolan, ay­nı za­man­da öğ­ret­men­lik de ya­pan Le­o­nid L.WAS­SI­LI­EV şöy­lede­miş­tir: "Psi-ener­ji­nin bu­lu­nu­şu, nük­le­er ener­ji­nin keş­fiy­leay­nı de­re­ce­de önem­li­dir."

            Esp­ri denk­le­mi­nin bu­lu­nu­şu = Ener­jihiç­bir şe­kil­de mad­de denk­le­min­den da­ha az önem­li de­ğil­dir = Ener­ji

            Bu­gün yö­ne­ti­ci­ler, Ame­ri­ka'dasık­ça ya­pıl­dı­ğı, Av­ru­pa'da da ya­pıl­ma­ya baş­lan­dı­ğı gi­bi, fak­lıamaç­lı kurs­la­rı iz­le­ye­rek el­de et­tik­le­ri spiri­tü­el ya da psi­şikgüç­le­ri­ni kul­lan­ma­yı ka­bul et­tik­le­ri za­man, mut­la­ka ki­şi­sel biravan­taj el­de ede­cek­ler­dir. Bu­nun­la bir­lik­te, so­nu­cun top­lu­luk ya­ra­rı­naolup ol­ma­dı­ğı­nı ken­di ken­di­mi­ze so­ra­bi­li­riz. Eko­no­mi sek­tö­rün­de,reklamdan et­ki­le­ne­rek ken­di­mi­ze ka­bul et­tir­di­ği­miz ba­zı fi­kir­le­rinet­ki­le­ri­ni he­pi­miz gö­re­bi­li­riz. Böy­le­ce, yal­nız­ca am­ba­la­jın çe­ki­ci­li­ğin­denya da rad­yo­da ya­pı­lan rek­la­mın söz­le­ri­nin hala ku­la­ğı­mız­da ol­ma­sın­dando­la­yı bir diş ma­cu­nu­nu sa­tın al­dı­ğı­mız da ola­bil­mek­te­dir.

            "Psi­kot­ra­i­ning", sporala­nın­da çok kul­la­nı­lan bir kav­ram haline dö­nüş­tü. As­lın­da tam ola­rak,"zi­hin­sel ant­ren­man" den­me­si ge­re­kir­di. Çünkü öy­le­si­neçok sa­yı­da zi­hin­sel for­mül çe­şit­le­ri var­dır ki, bir­çok bü­yük spor­cuiyi bir ba­şa­rı ve dün­ya ça­pın­da en mü­kem­mel per­for­man­sı gös­ter­mekiçin bun­la­ra gö­re ken­di­si­ni prog­ram­la­mak­ta­dır. Spor­tif per­for­mansko­nu­sun­da, tüm be­den­sel ve tek­nik ola­sı­lık­la­rın kul­la­nım sı­nı­rı­naula­şıl­mış­tır. Zi­hin­sel ant­ren­ma­nın tek yar­dı­mı, per­for­man­sı da­hada ge­liş­tir­me­ye ola­nak sağ­la­ma­sı­dır.

            "Ger­çek­ten var olan her şey,ön­ce­lik­le ruh­ta mev­cut­tu," öz­de­yi­şin­den ha­re­ket­le, ka­yak ya­panki­şi­ler, ya­rış­ma­dan ön­ce -dü­şün­ce­le­rin­de- iniş­le­ri­ni ba­şa­rır­larve za­fe­re ula­şır­lar. Bel­lek­le­rin­de, ken­di­le­ri­ni baş­lan­gıç­tan iti­ba­rençok mü­kem­mel bir ruh halinde his­se­dip, pist­te mü­kem­mel bir za­man ge­çi­ri­yorola­rak gö­rür­ler.

            Bre­zil­ya'nın çok ün­lü fut­bol eki­bi­nin, zi­hin­sel ve psi­şik tek­nik­ler­le ant­ren­man yap­tık­la­rı­nı da bil­mek­te­yiz.

            Dün­ya hal­ter re­kort­me­ni Rus Vas­si­liALE­XE­I­EV, ken­di açı­sın­dan ola­ya şöy­le yak­la­şı­yor: "Ön­ce ağır­lı­ğı ka­fam­da bas­tır­mak zo­run­da­yım, yok­sa en dü­şük bir ağır­lı­ğı bi­le kal­dı­ra­maz­dım."

            Ve de an­la­şıl­dı­ğı üze­re bu ye­ni ola­sı­lık­lar, po­li­ti­ka­da, muh­bir­lik­te ve sa­vaş­ta da uy­gu­la­na­bi­lir­ler. Bu araş­tır­ma da­lı­na iliş­kin, ay­rın­tı­la­rın az bir kıs­mı Sov­yet­ler Bir­li­ği'nin ba­tı­sın­da in­ce­len­mek­te­dir. Sa­nı­yo­ruz ki Psi ko­nu­sun­da ya­pı­lan araş­tır­ma­lar için yıl­da mil­yon­lar­ca rub­le har­ca­yan Sovyetler, bu ko­nu­da Ame­ri­ka'dan hiç de ge­ri­de bu­lun­ma­mak­ta­dır.

            Ka­li­for­ni­ya'da­ki Stan­ford Re­se­ach Ins­ti­tu­te, pa­ra­nor­mal olay­lar ko­nu­sun­da ya­pı­la­cak araş­tır­ma­lar için Ame­ri­kan Hükümetinden çok önem­li mik­tar­lar­da yar­dım gör­mek­te­dir. Bi­ri fi­zik­çi, bi­ri   psi­kot­ro­nis­yen olan iki ün­lü bi­lim ada­mı -Rus­sell TARG ve Ha­rold PUT­HOFF-  bu ens­ti­tü­de ça­lış­mak­ta­dır.

            Ma­ri­ne US (Kar­şı ta­ra­fın atom fü­ze ve de­ni­zal­tı­la­rı­nı, Ame­ri­ka'ya ulaş­ma­dan ön­ce, elekt­ro­nik ola­rak bu­lup or­ta­ya çı­kar­mak­la yü­küm­lü­dür) ku­ru­lu­şu­nun özel bir bi­ri­mi­nin ex­per­le­ri­nin Stan­ford'a yap­tı­ğı bir ge­zi sı­ra­sın­da Put­hoff şöy­le de­di: "As­ker­ler, te­le­pa­ti yo­luy­la bil­gi­sa­yar ya da bir ra­da­rın kap­sa­ma ala­nı dı­şın­da olan askeri nes­ne­le­ri bir in­sa­nın na­sıl bu­la­bile­ce­ği­ni gör­dük­le­rin­de çok şa­şır­dı­lar."

            Ame­ri­ka­lı atom mü­hen­di­si Tom BE­AR­DEN, "bir ay­gı­tın psi­kot­ro­nik ça­lış­ma­sı sis­te­miy­le ve psi­şi kener­jiy­le ateş ala­bi­le­cek şe­kil­de ya­pıl­mış" atom bom­ba­la­rı­nı düş­man top­rak­la­rı­na bı­rak­ma­nın müm­kün ola­bi­le­ce­ği­ne ina­nı­yor.

            Ya­kın­da dü­şün­ce­le­rin okun­ma­sı ve te­le­pa­ti et­ki­si­nin, giz­li olay­la­rın nor­mal do­na­nı­mı­nın bir bö­lü­mü­nü oluş­tur­du­ğu­nu gö­re­bi­le­cek mi­yiz? Ya da Do­ğu Böl­ge­si­nin ay­rı gö­rüş­te olan ya­za­rı Ale­xand­re SO­LE­NITS­YNE'in id­dia et­ti­ği gi­bi bir du­rum musöz ko­nu­su­dur?

            Rus bi­li­ma­dam­la­rı, kan­da­ki ak­yu­var ve al­yu­var­la­rın, dü­şün­ce ak­ta­rı­mı (te­le­pa­ti) yo­luy­la de­ği­şe­bil­dik­le­ri­ni gös­te­re­bi­lir­ler­di. Böy­le­ce, dü­zen­li bir "psi­ko­lo­jik bom­bar­dı­man­la" kar­şı kar­şı­ya ka­lan bi­rey­le­rin sağ­lık­la­rı bo­zu­la­cak, po­li­ti­ka­cı­lari se iş ya­şam­la­rın­da ola­bil­di­ğin­ce kız­gın ola­cak­lar­dı.

            Po­li­ti­ka­da ve­ya sa­vaş­ta stra­te­ji uz­man­lı­ğı ya­pan­la­rın el­le­rin­de­ki, ye­ni psi­ko­ tek­nik­ler­den olu­şan bu gö­re­ce­li ile­ti­şim­le­rin, han­gi öl­çü­de ciddiye alın­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni  ya da aca­ba, yal­nız­ca san­sas­yon ya­rat­mak is­te­yen ace­mi­le­rin yap­ma­ya ça­lış­tık­la­rı bü­yük bu­luş­lar ola­rak mı ka­bul edil­me­si ge­rek­ti­ği­ni sap­ta­mak çok zor­dur. Bu­nun­la bir­lik­te, in­san­da uyan­ma­mış olan ola­ğa­nüs­tü bi­lin­me­dik güç­le­ri bi­ze net ola­rak gös­te­rir­ler.

            Yi­ne de, eks­tra­-du­yum­sal al­gı­la­ma ve psi­ko­ki­ne­zi­nin ba­şa­rıy­la uy­gu­lan­ma­sı için han­gi şart­la­rın ge­rek­ti­ği­ni sap­ta­mak bi­ze ka­lı­yor. Ke­sin ola­rak be­lir­len­miş olan üç fak­tör var­dır:

1. Güç­lü bir ar­zu duy­gu­su (bir bil­gi el­de et­mek ya da bir gü­cü ak­tar­mak).

2. Gev­şe­me (be­den­selol­du­ğu ka­dar spi­ri­tü­el açı­dan da).

3. Pa­sif bek­le­me(bil­gi­nin ge­li­şi­ni ya da or­ta­ya çı­ka­cak olan et­ki­yi).

            Bu fak­tör­ler, pa­raps­iko­lo­jik araş­tır­ma­la­rın ar­dın­dan or­ta­ya ko­nul­du­lar. Bun­dan baş­ka, bu­gün hala bi­li­nen çok es­ki tüm spi­ri­tü­el ekol­le­rin tek­nik­le­ri ara­sın­da­ki uyu­mu da fark et­mek ge­re­kir.

            Bin­ler­ce yıl ön­ce­si­nin Yo­ga'sı­nın tav­si­ye­le­ri, bu­gün­kü en ye­ni araş­tır­ma­la­rın so­nuç­la­rı­nı içer­mek­te­dir­ler. Do­ğal ola­rak, bu tek­nik­le­ri tek­rar öğ­ren­mek için bir mik­tar sa­bır ge­rek­mek­te­dir. Öte yan­dan, her in­san­da uyu­yor olan pa­rap­si­şik ye­te­nek­le­ri ha­re­ke­te ge­çir­mek için, bu­gün hala ka­bul gö­ren me­tot­la­ra sa­hi­biz.

            Da­ha ön­ce de söy­le­di­ği­miz gi­bi bu alan­da­ki ön­cü ki­şi Mi­lan RYZL'dir. Üni­ver­si­te pro­fe­sö­rü ola­rak RYZL, çok du­yar­lı olan öğ­ren­ci­le­ri­nin ara­sın­dan el­li gö­nül­lü se­çip on dört gün bo­yun­ca on­la­rı yo­ğun şe­kil­de ça­lış­tı­ra­bil­di. Öğ­ren­ci­ler, çok ciddi bir şe­kil­de kont­rol edi­le­rek ya­pı­lan bu de­ney­ler­de, ye­ni­den ge­li­şen eks­tra du­yum­sal al­gı­la­ma ye­te­nek­le­ri­ni gös­te­re­bil­di­ler. Bu araş­tır­ma­cı, me­tot­lu ve bü­yük so­rum­lu­luk ge­rek­ti­ren ça­lış­ma­sıy­la ta­nın­mış olup, eks­tra­-du­yum­sal al­gı­la­ma ko­nu­sun­da en iyi bel­ge­ler­le do­nan­mış araş­tır­ma­lar ger­çek­leş­tir­miş­tir. Ay­rı­ca, Gu­i­ness Re­kor­lar Ki­ta­bın­da is­te­me­ye­rek de ol­sa "med­yum­la­rın ya­ra­tı­cı­sı" ola­rak gös­te­ril­miş ve pa­rap­si­ko­lo­ji ala­nın­da, bu ko­nuy­la il­gi­li halk ede­bi­ya­tı­na da gi­ri­şi­ni yap­mış­tır. Hiç kuş­ku­suz hala en faz­la et­ki gös­te­ren olay, Prof. Dr. Le­o­nid WAS­SI­LI­EV'in açık­la­ma­sı­dır; "Mi­lan RYZL'ın Psi güç­le­rin et­kin­leş­me­si ko­nu­sun­d aor­ta­ya at­tı­ğı me­to­du­nu, za­ma­nı­mı­zın en ya­ra­tı­cı ge­liş­me­le­rin­den bi­ri ola­rak ka­bul et­mek­te­dir."

            Böy­le­ce pa­rap­si­ko­lo­ji için şöy­le di­ye­bi­li­riz: Pa­rap­si­ko­lo­ji, ya­şan­tı­mı­zın her gü­nün­de de kul­la­na­bi­le­ce­ği­miz me­ka­niz­ma­lar­la il­gi­li olay­la­rı bi­ze ak­ta­rır ve tıp­kı di­ğer tüm bi­lim­sel kav­ram­lar gi­bi pa­rap­si­ko­lo­ji de, te­o­ri­nin pra­tik uy­gu­la­ma­la­rı sı­ra­sın­da ken­di de­ğe­ri­ni gös­te­rir. Eğer bi­lim, yal­nız­ca ken­di­li­ğin­den bir son oluş­tur­say­dı, faz­la bir de­ğe­ri ol­ma­ya­cak­tı. Pa­rap­si­ko­lo­ji, za­ten inan­dı­rı­cı bir şe­kil­de oto­ri­te­si­ni ön­ce­den gös­ter­miş­ti.

            Fel­se­fe, psi­ko­lo­ji, as­lın­da tüm spiri­tü­el bi­lim­ler, pe­da­go­ji, tıp, ya­şa­ma öz­gü, ya­şam­la il­gi­li olan her şey, pa­rap­si­ko­lo­ji­nin bu­lu­nu­şun­dan et­ki­len­miş­tir. Hiç­birşey de­ğiş­mez de­ğil­dir. Sü­rek­li de­ği­şi­min ev­ren­sel ya­sa­sı ­da, bu­ra­da uy­gu­la­na­bi­lir ko­num­da­dır. Bir dö­nüm nok­ta­sı oluş­tu­ran bu dö­nem­de mey­da­na ge­len iler­le­me, bi­zi in­san ge­li­şi­min­de ye­ni da­ya­nak­la­ra, in­san şu­u­run­da en yük­sek se­vi­ye­ye ve ye­ni ve fan­tas­tik ola­sı­lık­la­ra yö­nelt­mek­te­dir.

Pa­rap­si­ko­lo­jik Araş­tır­ma­nın So­nu­cu:

"Ru­hun bir atom ener­ji­si" var­dır. Önem­li olan, bu gü­cün han­gi bö­lü­mü­nü ha­re­ke­te ge­çi­re­bi­le­ce­ği­mi­zi bil­mek­tir. İş­te, dü­şün­ce bu işe ya­ra­mak­ta­dır.

İler­le­mek İçin Ge­ri­ye Bir Ba­kış:

            XI­II. yüz­yıl­da ya­şa­mış olan soy­lu Ve­ne­dik­li Mar­co Po­lo'yu, Do­ğu bil­ge­li­ği öy­le­si­ne çek­miş­ti ki,Çin'e yap­tı­ğı 34 yıl­lık se­ya­hat­ten son­ra an­cak bu işi bi­tir­miş ve evi­n edö­ne­bil­miş­ti.

            Hint­çey­le il­gi­le­nen­le­rin bir­ço­ğuy­la da ay­nı şey­ler ya­şan­mış­tır. Sir John WO­OD­ROF­FE, Hin­dis­tan'da çok yük­sek dü­zey­de­ki ada­let ku­ru­luş­la­rın­da ça­lı­şa­rak İn­gi­liz tah­tı­na hiz­met et­miş­tir. Ora­da otuz yıl ya­şa­mış ve Cal­cut­ta'da üst dü­zey mah­ke­me­ler­de yar­gıç ola­rak ça­lış­mış­tır. Bü­tün boş saat­le­ri­ni, Sans­krit­çe bi­len bil­ge bi­li­ma­dam­la­rı yö­ne­ti­min­de, in­san­lı­ğın bil­ge­lik­le il­gi­lien es­ki ki­tap­la­rı­nın in­ce­len­me­si­ne ada­mış­tır.

            Hint­çe ya­zıl­mış es­ki ya­zı­la­rın içer­di­ği çok önem­li bil­gi­le­rin ni­çin unu­tul­du­ğu ve kul­la­nıl­maz du­rum­da ol­duk­la­rı açık­la­na­ma­mak­ta­dır. Ça­ğı­mız­da, Do­ğu'ya doğ­ru bir ka­yış söz ko­nu­su­dur çünkü sa­na­yi­leş­miş "zen­gin" dün­ya­mı­zı ger­çek­ten zen­gin­leş­ti­re­bi­len her tür bil­gi­yi ora­dan top­la­ya­bi­li­riz.

            Fa­kat, bu doğ­ru­dan fay­da­lan­ma öz­gür­lü­ğü­müz, çok ge­niş öl­çü­de teh­li­ke arz et­mek­te­dir çünkü her­han­gi bi­ri, gu­ru gi­bi "spiri­tü­el bir mer­kez" aç­mak ya da yo­ga öğ­ret­me­ni ola­rak ça­lış­mak için bir gi­riş vi­ze­si­ne sa­hip ola­bil­mek­te­dir. Oy­sa bu ki­şi­nin bil­ge­li­ği sı­nır­lı ola­bi­lir ya da blöf bi­le ya­pa­bi­lir .Öte yan­dan, yo­ga me­tot­la­rı, Ve­da'nın (Sank­rit­çe­de Ve­da, bil­ge­lik de­mek­tir) de­ğiş­me­yen ve sü­rek­li ge­çer­li olan ta­li­mat­la­rı­na gö­re, in­san­lı­ğın te­mel bil­gi­si­ne da­ya­nır­lar.

            Ve­da­lar, es­ki Hint­çe me­tin­ler­den oluş­muş­tur. Mad­ras'ta­ki bir Te­o­zo­fi Ku­ru­lu­şu, bu me­tin­le­rin bir kıs­mı­nı kont­rol­lü or­tam­lar­da iti­nay­la sak­la­mak­ta­dır; bu­gün ye­ri dol­du­ru­la­maz bir ha­zi­ne de­ğe­rin­de­dir­ler. Bu Hint bil­ge­li­ği­nin şa­şır­tı­cı bil­gi­le­ri, İ.Ö. 1500 ve 800 ara­sın­da, pal­mi­ye yap­rak­la­rı­na Sans­krit­çe ola­rak ka­zın­mış­tır.

            Ki­şi­sel ge­liş­me­niz için, bu es­ki Hint bil­ge­li­ği­ne yö­nel­mek is­ter­se­niz, ön­ce­lik­le bu­nu si­ze ki­min öğ­re­te­ce­ği so­ru­suy­la baş­la­yın ve şu "öğ­ret­men", bu id­diaya da o ça­lış­ma­nın si­ze ka­bul edi­lir ge­lip gel­me­di­ği­ni ti­tiz­lik­le in­ce­le­yin.

            Bun­dan son­ra XX.yy mo­dern bi­li­mi­nin bul­duk­la­rı­nın bi­ze gös­ter­di­ği şe­yin, yal­nız­ca bin­ler­ce yıl bo­yun­ca Do­ğu bil­ge­li­ğiy­le il­gi­li ya­pı­lan­la­rı onay­la­mak­tan iba­ret ol­du­ğu­na iliş­kin bil­gi­ler ve­ri­le­cek­tir.

            Ame­ri­kalı atom mü­hen­di­si ve psi­kot­ro­nis­yen Tom BE­AR­DEN, ger­çe­ği, ru­hun bir ürü­nü ola­rak gö­rü­yor. Mo­dern fi­zi­ğe gö­re bu­gün bi­li­yo­ruz ki, mad­de­nin te­mel ele­man­la­rı tek ba­şı­na mev­cut de­ğil­ler­dir, an­cak, ka­rı­şık ve can­lı ener­je­tik bir bağ­lan­tı oyu­nu oluş­tu­rur­lar. Bu oyun­da göz­lem­ci, bir zin­ci­rin son hal­ka­sı­nı tem­sil et­mek­te­dir.

            Öy­ley­se mad­de, onu göz­le­yen bi­ri ol­ma­dan mev­cut ola­maz. Hint fel­se­fe­si, göz­le gö­rü­nen şey­le­rin, as­lın­da ger­çek de­ğil ru­hun bir tem­si­li de­mek olan "Ma­ya" ol­du­ğu­nu ifa­de eder.

Bu "Ma­ya"ve "Akas­ha" gi­bi özel Sans­krit­çe ke­li­me ve kav­ram­lar bi­ze, bu bil­ge­li­ğin biz onu bul­ma­dan çok ön­ce var ol­du­ğu­nun ka­nı­tı ol­mak­ta­dır. Ak­si halde, dün­ya­nın en es­ki dil­le­rin­de, bu­gün bi­zim bil­gi­le­ri­mi­zin içe­ri­ği­ne uy­gun dü­şen iyi­ce yer­leş­miş ifa­de­ler ol­ma­ya­cak­tı.

Bu ba­kım­dan, Al­man­ya'da Pro­fe­sör Carl Fri­ed­rich von WE­IZ­SAC­KER ta­ra­fın­dan yö­ne­ti­len "Do­ğu Bil­ge­li­ği ve Ba­tı Bi­li­mi Araş­tır­ma Top­lu­lu­ğu" ad­lı ku­ru­luş, an­lam­lı ça­lış­ma­lar yap­mak­ta­dır. Von We­iz­sac­ker, fi­zik­çi ve fi­lo­zof­tur.

            Bu­nun­la bir­lik­te, mo­dern bi­li­min bil­gi ve bu­luş­la­rı, so­rum­suz ve za­rar ve­re­cek şe­kil­de kul­la­nıl­dı­ğın­da ,in­san­lı­ğı ger­çek­ten de felaketlere sü­rük­ler, hat­ta ge­ze­ge­ni­mi­zin yok ol­ma­sı­na dek ula­şır. Bü­tün bun­lar, fi­zik­te­ki ola­sı­lık­lar ve el­de edi­len so­nuç­lar ba­kı­mın­dan ol­du­ğu ka­dar, pa­rap­si­ko­lo­ji için de önem­li­dir. Atom sa­va­şın­dan ol­du­ğu ka­dar psi­ko­lo­jik bir sa­vaş­tan da ka­çın­mak ge­rek­mek­te­dir. İn­san­lı­ğa ol­du­ğu gi­bi bi­re­ye de fay­da­lı olan bi­lim­sel ge­liş­me­nin her kul­la­nı­lı­şı ol­gun ve so­rum­lu­luk­la­rı­nın far­kın­da olan in­san­la­rın bu­nun­la il­gi­len­dik­le­ri­ni var­say­mak­ta­dır. Ve bu açı­dan, es­ki Hint uy­gar­lı­ğın­dan çok faz­la şey öğ­re­ne­bi­li­riz.Yal­nız­ca söy­le­dik­le­ri şey­ler hak­kın­da de­ğil kim­le­re hi­tap et­tik­le­ri ko­nu­sun­da da bil­gi sa­hi­bi ola­bi­li­riz. Spi­ri­tü­el olay­larla il­gi­le­nen ger­çek ki­şi­ler, bil­gi­le­ri­ni, spi­ri­tü­el açı­dan ol­gun­laşma­mış olan­la­ra hiç­bir za­man ver­mez­ler. İş­te bu yüz­den, is­tis­na olan ba­zı pa­ra­nor­mal ye­te­nek­le­rin yer­siz uya­nı­şı­na kar­şı ta­ma­men ha­zır­lık­lı ol­mak da ge­rek­mek­te­dir. Spiri­tü­el gü­cün kul­la­nı­mı, tam bir ol­gun­luk da içer­mek­te­dir.

            Ru­hun gü­cü ve bu­na bağ­lı ola­rak in­san dü­şün­ce­si­nin gü­cü, hiç­bir ba­kım­dan ato­mun gü­cü­ne ben­ze­me­mek­te,bilakis tam ter­si özel­lik­ler gös­ter­mek­te­dir. Bu güç biz­den, çok faz­la so­rum­lu­luk ge­rek­ti­ren dav­ra­nış­lar is­te­mek­te­dir. Bu do­ğal güç­le­rin kö­tü kul­la­nı­mın­dan ka­çın­ma­nın tek yo­lu bu­dur. Böy­le kul­la­nım­lar, tüm in­san­la­rı, hat­ta bü­tün in­san­lı­ğı teh­li­ke­ye so­ka­bi­lir­ler. Ay­nı şe­kil­de, kıs­kanç­lık, rekabet, tut­ku ve di­ğer yıp­ra­tı­cı dav­ra­nış­la­rın dü­şün­ce­le­re hük­me­de­bil­di­ği ki­şi­sel plan üze­rin­de, bu spiri­tü­el ener­ji­ler, bi­linç­siz ola­rak kö­tü kul­la­nı­la­bi­lir­ler. Spiri­tü­el gü­cün,yal­nız­ca bir güç ol­ma­dı­ğı, ger­çe­ği oluş­tu­rup ona şe­kil ver­di­ği ve po­zi­tif dü­şün­cey­le ha­re­ket et­ti­ği so­nuç­la­rı­nı öğ­ren­di­ği­ni­ze gö­re, si­zin dü­ze­yi­niz­de, ken­di­ni­zin ve baş­ka­la­rı­nın ra­ha­tı için han­gi gü­cün bu­lun­du­ğu­nu bi­li­yor­su­nuz­dur. Bu bil­gi, si­zi şa­şır­ta­cak şe­kil­de, son­ra­ki ge­liş­me­ni­ze kat­kı­da bu­lu­na­cak­tır. Oto­ma­tik ola­rakve git­gi­de de do­ğal ola­rak si­ze da­ha faz­la bil­gi ve ola­sı­lık sağ­la­ya­cak­tır.

Anah­tar Cüm­le:

Dü­şün­ce­niz ara­cı­lı­ğıy­la ha­re­ke­te geç­miş olan spiri­tü­el gü­cü­nü­zü,bi­linç­li ola­rak ken­di­ni­zin ve baş­ka­la­rı­nın iyi­li­ği için kul­la­nın.