BEDENSİZ SEYAHATLER 1.BÖLÜM

BEDENSİZ SEYAHATLER 1.BÖLÜM

“Can boşlukta astar gibi gizlidir, beden döner durur yorgan altında; bilesin ki bedensiz bir bedene de sahipsin!”

Beden dışı yolculukların varlığına gönderme yapan nice mesajları var Mevlana’nın; onlardan birisiyle açtık yazımızın perdesini.

Duyular dışı algılamaların, aklın sınırlarını zorlayan psişik yeteneklerin gizini çözerek isabetli tezler geliştirmek üç dişli maymuncukla milyonlarca kilit açmaya çalışmak gibi; heyecan verici ama epey zorlayıcı!

Varlıksal alanda meydana gelmeye devam eden, her daim tespit etme ve ölçüye vurma olanağımızın bulunmadığı normal ötesi hadiseleri mercek altında incelerken, sonsuz sayıda bilgi kilitlerini tek tek çilingir tezgahından geçirerek uymayan anahtarları elemeniz gerekiyor, ki hakikate sadece bir gıdım daha yaklaşılsın.

Psişik yeteneklerin bazı kişilerde tezahür eden olağanüstü gelişkinliği, kimi durumlarda hiç bir özel bir çaba göstermeden kendiliğinden ortaya çıkıveren normal ötesi olgular başlı başına aydınlanmaya muhtaç bir fenomen olarak yanı başımızda bekliyor, spiritüel alemin de en ilgi çeken konularından birisi olarak…

Duyular Dışı Algılamalar/Beden Dışı Deneyimler kulvarında epeyce kulaç atmış bir yüzücüyle, araştırmacı bir dostla söyleştik geçenlerde.

Sevgili Nusret Sefa Yılmaz genç yaşına rağmen epey uzun zamandır bu yollara ter akıtanlardan. İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneği (İRAD) bünyesinde devam eden halka açık konferanslarda bilgi aktarımlarına yıllardır devam eden bu değerli dost yaşam yönünü belirleyen ana yolu erken seçenlerden, emin adımlarla menzile doğru sakince yürüyenlerden, yürürken de zengince birikenlerden. Geniş bir araştırma ve titiz derlemeler neticesinde oluşturduğu  Astral Seyahat Teknikleri isimli kitabını Meta Yayınlarından çıkardı.

Ruhsallığa yakın duran-durmayan pek çok kişinin ilgisini çeken bu fenomeni henüz kitap çıkmadan birlikte didikleyelim istedik, bir kilide anahtar uydurabilecek miyiz bakalım!

S: Sevgili Nusret, yakında çıkacak olan kitabının taslağını gözden geçirmiştim; derinlikli araştırmalara harcadığın emek ve zaman için teşekkür ederiz. Bilgiler, tespitlerin henüz çok taze iken, eriştiklerini bize bir nebze yansıtmanı dileriz. Öncelikle BDD’yi (beden dışı deneyimler) tam olarak nasıl ifade edersin diye sorarak  başlayalım… Kendisini sadece fizik beden ve onun yan ürünlerinden ibaret gören insana en yalın biçimde nasıl anlatılır “beden dışı bedenler” ve onunla yapılan yolculuklar?

C: En kolay anlatımıyla Beden Dışı Deneyimleri (BDD) ya da halk arasında bilinen adıyla “astral seyahat”i bilincin veya bilincin bir kısmının bedenden bir süreliğine ayrılması ve tekrar bedene bağlanması olarak tanımlayabiliriz. “Bu esnada bedende ne oluyor?” gibi bir soru aklımıza gelebilir. Genelde fizik bedenimizde bu sırada bir şuurluluk gözlenmez. Yani bedenimiz mışıl mışıl uykudadır. Bedenimiz uyuyorken biz onu dışarıdan görebilir, odamızda hareket edebilir, farklı mekanlara seyahat edebiliriz. Seyahat eden bilincimiz olduğu için maddenin içinden çok rahat bir şekilde geçebilir, uzak mekanlara istediğimiz an varabilir, havada uçuyormuşçasına süzülebiliriz. Ve deneyim bittikten sonra nasıl bedenimizden çıktıysak o şekilde tekrar bedenimize dönebiliriz. Astral Seyahati kısaca bu şekilde tanımlayabiliriz.

Şunu özellikle belirtmek isterim, yaygın inanç olarak kabul gören  “astral seyahat ruhun bedenden ayrılmasıdır” tanımı ne teknik olarak ne de deneyimin özellikleri açısından kesinlikle doğru değildir. Ruh bedene suyun bardağa dolması gibi girmez ki ondan çıkması söz konusu olsun. Ruh varlığı bedeni etkileyerek, uzaktan kumanda ile araçları yönetmek gibi, “indükleme” yoluyla bedeni yönetir. Hatırlanması gereken, bu tip deneyimlerde bedenden kısmen ayrılan ruh değil “bilinç”tir.

S: Yaşanılan olgunun rüya ya da beden dışı yolculuk olduğu nasıl ayırt ediliyor; bu bir yanılsama, algı karışıklığı olamaz mı?

C: Bu pek yüksek olasılık taşıyan bir durum değil, kanımca. Her deneyimin kendine özgü özellikleri var, ama konudan bilgisi olmayan bazı kimseler, nadir de olsa, böyle bir deneyim yaşadıklarında bunu rüya durumuyla karıştırabilirler; çünkü kıyaslayacak herhangi bir deneyimleri yoktur. Bir beden dışı deneyimin en belirgin özelliği yaşananların açık ve net olmasıdır. Beden dışına çıkanca hayal mi görüyorum, rüya mı görüyorum demezsiniz. Bedeninizin dışında olduğunuzu net bir şekilde anlarsınız. Ama rüya durumunda genelde bir belirsizlik söz konusudur. Mantıksal bir dizilimde olmayan olaylar, belli belirsiz algılamalar, bilinçaltı düzeyde ilişkiler birbirini takip ederken beden dışı deneyimlerde yaşanan her süreç belirli bir açıklıkta gerçekleşir. Ne yaptığınızı bilirsiniz ve yapmak istediğiniz şeyleri rüyalarda gerçekleşenin aksine kendiniz belirlersiniz. Rüyadakinden farklı bir farkındalık durumu söz konusudur. Günlük  hayatımızın deneyimleri rüyalarımıza oranla nasıl ki daha canlı ise, aynı şekilde BDD'ler de nitelik bakımından rüyalardan daha zengindir, canlıdır, nettir.

Astral Seyahat yaşadığını öne süren bireylerle ilgili yapılan araştırmalarda büyük çoğunluk yaşadıklarını rüyadan farklı betimliyor. Rüya ile BDD’ler arasında ayırt edici belirgin farklar olabildiği gibi, rüyayı kullanarak beden dışı deneyim gerçekleştirmek de yararlanılan yaygın tekniklerden biridir. Bu konularla ilgilenen pek çok kişi “Lusid Rüya” fenomenlerini bilir. Şu demek;  bazı yöntemleri uygulayarak rüyanızın içinde uyanabilir, farkındalığınızı kazanabilir, rüyanızı yönetebilirsiniz. Eğer bilinçli olarak belli bir kişi, ya da belli bir konu üzerine odaklanarak uykuya dalarsanız, zaman içinde bilinçdışı zihninizin bu telkine cevap vermeye başladığını görürsünüz. Örneğin, gece uykuya dalmadan önce rüyada uyanacağınıza dair bazı telkinleri kullanarak bir lusid rüya deneyimine geçebilir ve bu bilinç durumundayken, uykuda astral seyahate geçiş yapabilirsiniz.

S: Sayıları az da olsa, bazı bilim adamları nezdinde kabul görmüşlüğü, ciddi araştırmalar içinde yer bulmuşluğu var mı BDD’lerin; birkaç örnek istesem?

C: Özellikle geçtiğimiz yüzyıl,  gerek Amerika’da, gerek Avrupa ve Rusya’da birçok üniversitede BDD’ler kimi zaman halk arasında yapılan istatistiksel araştırmalarda, kimi zaman da laboratuar şartlarında incelendi.  Yapılan araştırmalarda çok ciddi bulgular  elde edildi. Ancak, günümüzde parapsikoloji ve psişik yetenekleri inceleyen üniversitelerin sayısı oldukça az. Şimdi daha çok üniversitelere bağlı veya bağımsız enstitülerde ve birkaç özel üniversitede bu tip çalışmalar devam ediyor.

Amerika ve Avrupa’da bu çalışmaların öncülüğünü yapmış ünlü bilim adamları var elbette. Örneğin Dr. Robert Crookall, Dr. Hornell Hart, Dr. Susan Blackmore ve Dr. John Palmer gibi bazı araştırmacılar akademik kariyerleri boyunca psişik yeteneklerle ve özellikle beden dışı deneyimlerle ilgili çalışmalar yapmışlardır. Çalışmalarında öncelikle istatistiksel yöntemleri kullanarak BDD’lerin halk arasında ne  kadar yaygın olduğunu tespit etmişler,  sonrasında yetenekli olduğunu belirledikleri bazı süjelerle deneyler yapmışlardır. Adı geçen bilim adamlarının yapmış olduğu öncül araştırmalara göre, dünyada her beş insandan biri, hayatlarında en az bir kez astral seyahat deneyimi yaşamaktadır. Daha çarpıcı bir tespitten de bahsedelim; Amerikalı Antropologların yaptığı bir araştırmaya göre, 488 dünya kültürünün % 80’inin BDD ile ilgili en azından bir geleneğe sahip olduğu bulgulanmıştır, ki oldukça yüksek bir rakam.

Normal şartlarda BDD’ler laboratuarlarda şu şekilde incelenmektedir; konuyla ilgili yeteneği olduğu belirlenen bir kişi laboratuardaki bir yatakta yatmaktadır. Bu esnada elektroensoflogram (EEG) gibi bazı cihazlar kişinin bedenine bağlanır, ki tam olarak ne zaman astral seyahata çıktığı tespit edilsin. Kişinin yattığı yatağın  yaklaşık dört-beş metre yukarısında duvara sabitlenmiş bir raf bulunmaktadır. Herhangi bir kimse yatağın üzerine çıksa dahi eliyle rafa dokunamayacak uzaklıkta bulunmak zorundadır. Rafın üzerinde de bir kağıt vardır ve kağıtta bazı rakamlar yazılıdır. Kişiden bu kağıt üzerinde yazan rakamları astral deneyimi esnasında okuyabilmesi ve deneyim bittiğinde kendilerine söylenmesi istenir; ve bu gibi çalışmalarda oldukça önemli sonuçlar elde edilmiş, başarılı deneyler gerçekleşmiştir.

Günümüzde ise bilim adamları her konuda olduğu gibi bu konuda da teknolojinin imkanlarını zorluyorlar. Beden dışı bir deneyim gerçekleştirmek için özel imal edilen titreşimli koltuklar, izolasyon sağlayan kabinler, ışık titreşimleri veren özel gözlükler, zihinsel ritmi düşürücü özel müzikler üretiyorlar. Yakında astral seyahate çıkaran bir makinenin icat edildiğini duyarsak şaşırmayalım!

S: Geçmişten günümüze gelen inanç kültlerinde, kadim öğretilerde beden dışı yolculukları anlatan güçlü hikayeler var mı?

C: Geçmişten günümüze kadar gelen pek çok kültürde BDD’lerin bilindiğine-uygulandığına dair çok sayıda iz bulmak mümkün. Bu konuda araştırmacılara yardımcı olan en önemli kaynaklar ezoterik bilgiler ve konuyla ilgili yapılmış geçmişe dönük araştırmalardır. Bu araştırmalar ışığında birkaç örnek vermek istersek Eski Mısırlıların, Kuzey Amerika Kızılderililerinin, Çinlilerin, Yunan Filozoflarının, Ortaçağ Simyacılarının, Okyanusya Halklarının (Şaman Kökenli), Hinduların, Yahudilerin ve Sufi Müslümanların astral seyahati bildiklerini ve bazı dini ritüellerinde uyguladıklarını söyleyebiliriz. Tibet'te astral seyahat yapmış kişilere özel bir isim bile verilmiş, "öte'den geri dönen" anlamına gelen “delogs” deniyor bu kişilere. Astral seyahat yapan bireyler deneyimleri esnasında çekik gözlü Tibetli bir keşiş görürlerse şaşırmasınlar; çünkü çok eski zamanlardan beri bu deneyimi en iyi onlar gerçekleştiriyorlar!

 Birçok konuda farklı bir gizeme sahip eski Mısır’lıların BDD’leri bilmemesi çok şaşırtıcı olurdu elbette. Ruhsal öğreti sistemlerinde kullanabilecek kadar iyi biliyorlardı astral seyahati; astral bedeni “Ka”, canı-ruhu ise “Ba” olarak adlandırır ve her ikisinin de istedikleri zaman fizik bedenlerinden ayrılabildiklerine inanırlardı.  Ülkenin önemli merkezlerindeki tapınaklarda çok özel şartlarda seçilmiş kişilere inisiyatik eğitim veriliyordu. Öğrenciler bu eğitime alınmak için oldukça zor bir kabul edilme sürecinden geçiyor, bu süreçten sonra yine özel bir takım sınavlar silsilesinden geçmek zorunda kalıyorlardı. Bu sınavlardan biri de öğrencinin (müridin) bir astral seyahat deneyimini gerçekleştirme süreciydi. Eski Mısır inisiyasyonlarında astral alanda şuurlu deneyimler yaşayamayan müridin ezoterik öğretinin ruhuna ulaşamayacağı çok iyi bilindiğinden, böyle bir yeteneği gelişmeyen kişiler inisiyasyona kabul edilmezdi. Astral alemin değişik veçheleriyle karşılaştırılan ve buradaki yasaları üstatlarının titiz korumasıyla kavrayan inisiye, ancak bu sayede bazı gizli sırlara erişebilme durumuna gelebilirdi. Yani, astral alem ve bu alemin yasaları uygun görülen müritlere uygulamalı şekilde öğretilirdi.

Astral Seyahat denilince akla ilk gelen kültür ise Şamanlar olmaktadır. Hatta her türlü Şaman uygulamasını astral seyahatsiz düşünmek hemen hemen imkansızdır. Şamanik uygulamalarda ve kabile kültürlerinde hem bireysel hem de toplu trans deneyimlerinin çok önemli bir yeri vardır. Öncelikle Şaman denilen kişi psişik yetenekleri oldukça gelişmiş hassas bir medyumdur. Astral seyahat Şamanın ruhsal dünya ile iletişime geçmesini sağlayan trans türlerinden biridir.  Bazı Şaman kavimlerinin günümüzde halen uyguladığı “Sihirli Uçuş” törenleri bu ruhsal bağlantıyı anlatabilecek güzel bir örnektir. Törenin ilk günü, etrafı çitle çevrili bir tarlaya üzerinde yedi basamaklı merdiven oluşturacak şekilde bir kayın ağacı gövdesi dikilmekte ve aynı alana gece vakti törenle kurban edilecek olan bir de at hapsedilmektedir. Ertesi gün, Şaman kendi çevresinde çılgınca döne döne ve ezgi halinde sihirli sözler söyleye söyleye saatlerce dans etmektedir. Zaman zaman sihirli davuluna kuvvetle vurarak ağaçtaki basamaklara tırmanır; ve o sırada bedensiz varlıklara gelip kendisiyle iletişime geçmelerini bildirir. Trans hali maksimum noktasına ulaşınca, bir gün önce kurban ettiği atın ruhuna biniyormuş gibi hareketler yapar ve her basamağında dura dura kayın ağacının gövdesine tırmanır. Sonra birden durup epey bir süre hareketsiz kalır ve ardından gözlerini ovuşturup uyanıyormuş gibi yaparak hazır bulunanları selamlar ve göğe yükselişi sırasında gördüklerini kabilesine anlatır. Bu ritüelde trans esnasında kullanılan psişik yetenek tamamıyla astral seyahattir.

Dünya kültürlerinde bunlara benzer verilebilecek pek çok örnek mevcuttur; dilerseniz Mevlana’nın Mesnevi isimli eserindeki astral seyahat tanımını burada hatırlatarak bu cevabı noktalayalım; “Her gece ten tuzağından ruhu kurtarmakta, tahtaları sökmektesin. Ruhlar her gece bu kafesten kurtulurlar, ne kimsenin hakimi, ne de mahkumu olmadan feragate ulaşırlar.” (1 cilt, say. 3l )

“Rüyada el, ayak görür, bir şey alır bir yere gider, birisiyle görüşür, konuşursun ya; onu hakikat bil, saçma zannetme. Sen bedensiz bir bedene sahipsin, gayrı canının cisminden çıkacağından korkma.” ( 3. ct, sah. 131 )

S: Çok iyi anlatılmış gerçekten… Bir de şu açıdan yaklaşalım izninle;  asırlardır, hangi güçlü ihtiyaç yöneltmiş insanları bu yolculuklara; ve halen bitmeyen bir merakla takip edilen bu uygulamaların esas amacı nedir?

C: Biraz önceki örneklerde de gördüğümüz gibi, kadim zamanlardan bu yana astral seyahate duyulan merak tamamen ruhsal bir arayışın sonucudur. Geçmişten günümüze devam eden bu fenomeni, kendiliğinden güdülenmeyle pek çok insan gerçekleştirmiştir; ama kontrollü, istekli yapılan çalışmaların altında yatan asıl neden temelde kişinin kendini ve kozmosu tanıma isteğidir. Bildiğimiz bilemediğimiz tüm öğretilerin ortaya çıkmasındaki esas amaç da zaten bu değil midir?

Astral deneyimler öncelikle dinsel ritüeller içerisinde veya inisiyatik öğretilerde bir gelişim basamağı veya öğrenim sürecinin bir aşaması olarak karşımıza çıkar. Ayrıca en eski zamanlardan bu yana ruhsal dünya ile bağlantı kurmak her kültürde bir gelenek haline gelmiştir. Bu bağlantıyı sağlayan araçlardan birini de beden dışı deneyimler oluşturur.

Günümüzde de bu amaçlar değişmemiş, hatta ruhsal gelişimimizle birlikte yelpaze daha da genişlemiştir. Astral seyahati öğrenerek uygulamaya başlayan bir kişi öncelikle psişik ve fantastik bir sanatı öğrenmiş olur. Bilinç artık istenildiği zaman istenilen yere yönlendirilebilecek, yeryüzüne farklı bir gözle farklı bir algılamayla bakmanın keyfi, evrenin bilinmeyen yönleriyle-boyutlarıyla tanışma imkanı yakalanmış olacaktır. Astral alemi tanımak, az veya çok bu alemin yasalarıyla karşılaşmak, bu alemin içerisinde hareket etme özgürlüğünü yakalamak çok basite indirgenebilecek bir tecrübe değildir; ve kişinin farkındalığı geniş bir bilgi ve araştırma sahasına taşınmış olur.

Her bireyin realitesi bir diğerine göre bambaşka olduğu için, bu türden bir deneyim bazı bireylerin yaşamı algılayışında büyük değişikliklere sebep olan etkenler ortaya çıkarabilir, ki çoğu zaman çıkarmaktadır; bu bireylerin sahip olduğu bilgilerle çevresindeki insanlara da birçok açıdan faydalı olduğu görülür

Sonuç olarak, yaratılışın tek bir boyutta gerçekleşmediğini, farklı titreşimlerdeki yaşamların sonsuz bir enerji okyanusunda sürdüğünü heyecanla algılamaya başlarız. Yaşama böyle bir perspektiften bakma yetisi kazanan bir bireyin realitesindeki olumlu değişimler hayat içerisindeki olayları algılamada da doğal olarak farklılıklar gösterecektir. Bunların en belirgin örneklerinden biri şudur; BDD yaşayarak kendi varlığı ve kozmik yapıyla ilgili daha geniş bilgiye ulaşan bireyler varoluşun sürekliliğinin, varlığın evrensel sorumluluğunun ve beden ölümünün bir son olmadığının farkına varırlar.

S: Şu meşhur “astral alem”in tanımları üzerinde konuşalım mı biraz; yasalarını kavramak mümkün müdür bu alemin; ve bunları şuurlu biçimde yönlendirebilmek?

C: Beden dışı deneyimi yaşayanlar deneyim esnasında kendilerini bedenlerinin hemen üzerinde süzülür durumda hissederler. Burası astral mekandır; ancak fizik mekandan çok ayrı, çok uzak bir yer olarak düşünülmemelidir; sadece vibrasyon olarak fizik dünyadan daha yüksek titreşime sahip bir alandır.

Böyle bir alemi fizik mekandan bağımsız başka bir boyut şeklinde düşünebiliriz.  Aynı yerde aslında, ama titreşimi- frekansı fizik maddeden çok daha seyyal-süptil olduğu için, bu plana ait izlenimleri biz burada beş duyumuz ile elde edemiyoruz. Astral plan, evrende fizik plana yakın bir alandadır; ve ruhsal dünyaya açılan kapıların ilkidir. Astral alem bizi her yönden çevreler. Bunu atmosfer içerisindeki oksijene benzetebiliriz. Oksijen her yerde mevcuttur, fakat kaba maddenin içine nüfuz edemez. Astral alemin ise tüm fizik evreni içine alan bir yapısı vardır, tüm uzay boşluğunu kaplamaktadır; zaten astral kelimesi de “yıldızsal olan” manasına gelmektedir.

Astral planın kendine özgü “madde”sini fizik plan maddesiyle kıyaslamak epey zorlama olur; çünkü orada tamamen enerjetik bir yapı söz konusu;  doğal olarak çok daha ince, parlak ve şeffaf. Bu nedenle, astral seyahati deneyimleyen insanların astral alemde edindikleri ilk vizyonlar onlarda duyusal bir şok etkisi yaratabilmektedir.

İstek ve arzularımızın enerjetik olarak ilk şekillendiği yer astral planın maddesidir. Burada enerjetik bir form halini almaya başlayan formpanseler fizik dünyada tezahür etmek için beklerler. Biz isteğimiz için gerekli enerjiyi ürettikçe onlar da varlıklarını güçlendirerek sürdürürler. Örneğin evimize yeni bir klima almak istiyoruz; sıcaktan bunaldıkça “bir klima olsaydı, serinlerdik” diye talep oluşturuyoruz. Bu istek ve imgemiz astralde bir form olarak şekillenmektedir. Diyelim ki beden dışı bir deneyim yaşadık; odamızda etrafımıza bakıyoruz, o sırada evimizde maddeten bulunmayan bir klimayı duvarda monte edilmiş bir şekilde görebilme ihtimalimiz vardır. Veya çok isteyip de henüz alamadığımız mobilyaları. Çünkü onları bilinçdışı bir şekilde, imajinatif olarak astrale koymuşuzdur. Buna dair örnekler literatürde pek çoktur.

Astral seyahati ilk defa yaşayanlar genelde astral alemin daha alt seviyelerine projekte olmaktadırlar. Astral seyahatte trans derinleştikçe daha farklı, daha süptil ortamlara varılabilir. Bu deneyimlerinde ulaştıkları mekanlar kişileri o kadar etkilemektedir ki, gidilen yerleri tam anlamıyla tarif etmekte çok zorlanmaktadırlar. Gördükleri renk ve ışık armonisini, duydukları müzik ve mükemmel manzaralı mekanları dünyadaki hiçbir şeyle kıyaslayamıyorlar. Eğer yeterli psişik hassasiyet varsa, yeteneklerini ve tecrübelerini geliştirenlerin “cennetimsi” boyutlara seyahat etme imkanları olduğunu söylemek de mümkün.

 

S:Sınırlı şuurla yeryüzünde dolanan bir varlık için astral seyahatin sınırları nereler; ne kadar uzaklara gidilebilir, eve dönüş garanti mi?!

C: Bu benim de çok merak ettiğim bir konu doğrusu… Çünkü kimi deneyciler yaptıkları seyahatlerde sadece dünya planında, içinde yaşadığımız gezegende sınırlı bir şekilde hareket edebilirken, kimileri güneş sistemi içerisinde herhangi bir gezegeni ziyaret edebildiklerini iddia ediyorlar. Bilindiği gibi, bütün “duyular dışı algılama”lar subjektif özellikler sergiliyor. Dolayısıyla psişik yetenekler içerisinde yapabileceğimiz eylemlerin sınırlarını tespit edebilmek oldukça güç. Ancak geçtiğimiz yüzyılda ünlü durugörürler Ingo Swann ve Herold Sherman psişik yeteneklerdeki mekansal sorunları alt üst edecek bir deney gerçekleştirdiler. 1973 yılında gerçekleşen deney Pioneer 10 isimli uzay aracının, Jüpiter'in yakınından geçmesinden önce, Jüpiter'i uzaktan görmek üzere Amerika’nın ünlü araştırma enstitüsü ASPR tarafından tasarlanmıştı. İkisi de farklı şehirlerde farklı laboratuarlarda aynı saatte ve aynı şartlarda Jüpiter gezegenine konsantre oldular. Gördüklerini not ettiler ve daha sonra bunlar karşılaştırıldı. Görüldü ki her ikisinin algılamaları da birbirine oldukça benziyordu. Bundan bir süre sonra Pinoeer 10 uzay mekiğinden Jüpiter ile ilgili fotoğraflar gelmeye başladığında süjelerin tarifleriyle bire bir uyuştuğu tespit edildi. Aynı deney bir sene sonra Merkür gezegeni için planlandı ve aynı sonuçlar alındı. Demek ki psişik yetenekler için mesafe çok büyük bir sorun teşkil etmiyor. Ama yine de her bireyin yeteneği kendine göredir ve birinin yaptığını öteki farklı türde deneyimleyebilir.

 

Bunun yanı sıra çok daha mistik deneyimlerde, örneğin vecd halinde, kendini evrenle bir hissetme, yani zirve deneyimler yaşanıyor-anlatılıyor. Hiç bilinmeyen alemlere, bilinmeyen planlara ziyaretler gerçekleştiriliyor. Ancak, deneyim ne kadar mistik olursa objektivitesini de o kadar kaybetmiş oluyor;  deneyim sırasında bulunulan mekanların neresi olduğunun tespitinde zorlanılıyor. Sonuçta bu öznel bir bilinç deneyimidir; ve bildiğiniz gibi bilincin de sınırları yoktur.