HASTALIKLARIMIZIN KAYNAKLARI 3.BÖLÜM

HASTALIKLARIMIZIN KAYNAKLARI 3.BÖLÜM

SAFRA kesesi taşları ve sorunları ise kararlı olan ve aklında sürekli yapmak istedikleri olup da çevresi tarafından engellendiğine inanıp sürekli kendini zorlayan kişilerde görülebilir. Ancak diğer çözüm yollarından korkarak, onu engelleyenlere müthiş öfke duyarlar ve bu durum onların safra keselerini ve safra yollarını olumsuz olarak etkiler. Hepatit ve sarılık gibi karaciğer rahatsızlıkları da genellikle öfke, intikam, aldatılma ve kin duygularının sonucu gelişebilir.

Mide problemleri yaşayanların genel tavrı yeni fikirlere çok kapalı olup, ikilikleri algılamayı reddetmek olabilir. Belirsizliğe tahammül edemeyen kontrolcü ve kaygılı kişiliklerdir. Kararsızlık, öfke duyguları ile karıştığında kişiye mide bölgesinde çok rahatsızlık, gastrit, ülser, mide yanması gibi yaşatır. Açıkçası yeni oluşan durum, tutum ve davranışları hazmedememekten kaynaklanan çeşitli enflamasyon durumlarının sonucu bu tür kronik hastalıkları yaşamaktır. Esneklik, olumlu tarafa odaklanmak, hoşgörü, yaşananların sevgi yanını keşfetmek bu tip rahatsızlıkların üstesinden gelirken önemli katkıda bulunabilir.

Zehirlenmelerde kişinin kendi düşünceleri ile ilgili olabilir. Toksik ve zehirli düşüncelere sahip olanlar yediklerine karşı daha hassas olup çabuk etkilenebilirler. 3-5 kişi aynı yemeği yiyip de sadece birinin zehirlendiği durumların psişe üzerinden açıklaması olarak bu durum kabul edilir. Zihnimiz tarafından en çok etkilenen organlarımızdan pankreas ayrı bir önem taşımaktadır. Sadece insülin salgılanmasından değil, ayrıca kandaki şeker seviyesini de dengeleyen tek organımızdır. Pankreasın işlevlerini yerine getirmediğinde oluşan “hipoglisemi” önemli bir rahatsızlıktır. Altında yaşam sevincinden yoksun olmak ve yaşamdan keyif alamamak etkenleri yatmaktadır. Hipoglisemik kişilerin yaşamın neşeli, keyifli taraflarını göremedikleri ve hayatlarını yeterince neşeli ve mutlu hale getiremedikleri düşünülür.

Diyabette ise kişilerin duygu dünyaları biraz daha farklıdır. Hayatta sevgiyi bulamadıklarına inanıp sürekli bunu arayanlardır. Genelde sevgiyi almakta zorlanan insanlardır, içlerinde hep bir hüzün olabilir ve sevgiyi almayı hak etmediklerini düşünebilirler. Bu rahatsızlığı geliştiren kişilerin çareyi dışarıdan gelen bir uyarıcıya değil de kendi istek arzularını gerçekleştirmenin çare olacağını anlamaları gerekir.

4) Bu bölge kalp şakrası ile ilgili göğüs bölgesidir. Önden kalp, akciğer ve bronşların olduğu yerdir. Arkadan ise sırt, enseye kadar gelen on iki önemli omurganın, omuzların kollar ve ellerin bulunduğu alandır. Kalp enerjisinin sevgi tarafından beslenmesi gerekir ve ne zaman ki hem kendine, hem de başkalarına karşı eleştiri, yargılama ve beğenmeme, sevgi duyamama gelişir, o zaman bu bölgede problemler oluşabilir. Bütün kalp problemleri mutluluk ve neşenin hissedilmediği durumlarda gelişir. Kalp problemleri olan kişilerin kendilerini ve başkalarını affedip, sevgi vererek iyileşmeleri daha kolaylaşır.

Kalp krizi geçirenler çoğunlukla ya parayı ya da gücü kendilerinin önüne koyarak kalplerinin sevgi alma ve verme ihtiyaçlarını önemsemeyenlerdir. Omuz ve sırt ağrıları ve hastalıkları ise bir çoğumuzun bildiği gibi kendimize ait olmayan sorumlulukları yüklenmek ile ilgili olabilir. Sırtlarından sorun yaşayanlar birçok sorumluluğu yerine getirirken, bunları başkalarından karşılık bekleyerek yaptıklarını fark edemezler. Yeterince karşılık alamadıklarını düşündüklerinde ise kızgınlık ve öfkenin de yükü omuzlarına biner.

Sevgi dilleri daha çok karşısı için bir şeyleri yapmak ve ona yapılmasını beklemek ile ilgilidir. Duygusal alışveriş dengesini bulabilmeleri onların bu sorunu aşması için iyi bir adım olacaktır. Omuz ağrıları ise yine kendine ait olmayan veya zorunlu bırakıldığına inandığı yükleri taşıyanlarda veya herkesin mutluluğundan, iyiliğinden kendini sorumlu tutanlarda sık karşılaşılan bir durumdur.

Kollarımıza gelince; çalışmak ve kucaklamak için en çok kullandığımız uzuvlarımızdır. Kucaklamak derken sadece insan veya hayvanları değil yeni bir durumu da sembolik olarak kollarımız ile karşılarız. Kollarda ve ellerdeki sorunların kaynağı kişinin yaptığı işi sevgiyle değil, ancak olumsuz duygularla yerine getirdiğini gösterebilir. Bu durumda kişi ya işini değiştirmeyi düşünmeli veya yaptığı işe farklı gözlerle bakmayı denemelidir. Ayrıca belki kollarını sevgiyle yakınlarını kucaklamak için kullanmayı deneyebilir. Kollarında rahatsızlık yaşayanların bir kısmı da hayatta yaptığı işte yeterli olmadığını düşünenlerde daha çok ortaya çıkar. Yaptıkları işlerle ilgili bunu düşünenlerin kendilerini dışardan görmeye çalışmaları ve başkaları benzeri işleri yaparken onları gözlemlemeleri belki kendilerinin de onlar kadar veya daha iyi yaptığını fark ettirebilir.

Ellerdeki sorunlarda, kollardaki problemlere çok benzer sebeplerden oluşur. Alma ve verme dengesini de ifade eden eller ve kollar kalp bölgesinin uzantılarıdır. Bundan dolayı bu bölgedeki rahatsızlıklar genellikle “sevgi” alışverişindeki her türlü dengesizliklerin sonucudur. Sol taraf daha çok almayı temsil ederken, sağ tarafta vermeyi anlatır. Sevgiyle alıp veremediğimizde veya sevgiyi hem kendimize alamadığımız ve de veremediğimizde kollar ve ellerimizde farklı sorunlar oluşabilmektedir.

Göğüslerde (memeler) hangi cinsiyet olursa olsun kişinin dişil enerjisini, parçasını temsil eder. Bu da fazla korumacı ve kollayıcı tutum sergileyen ve sürekli müdahale eden bir tavrın temsilidir. Böyle bir anne ile büyüyen erkekler yetişkinliğe geçişte annelerinin koruyucusu ve kollayanı olurlar. Kızlar ise aynı tavrı eş veya sevgililerine sergilerler. Bu durumlarda daha çok kendi yanındaki için kaygılanan, gergin, müdahaleci ve kontrolcü bireylere dönüşürken bu fiziksel olarak göğüs bölgesinde farklı sorunlara yol açabilir.

Bedenimizin kalp şakra bölgesindeki önemli hastalıklardan biri de damarlar ile ilgili olanlarıdır. Bu durum aynı zamanda kan değerleri ile ilgilidir. “Kan” yaşam sevincini temsil eden, kişinin kim olduğunu ve nasıl yaşadığını gösteren en önemli bedensel değeridir. Kan değerleri üzerinde yediğimizin, içtiğimizin çok büyük etkisi görülürken, zihinsel ve duygusal yaşantımız da bir o kadar etkilidir. Yaşamında daha çok hüzün, korku, öfke hisseden kendine yönelik yargılama/eleştiri yapan kişilerde kan değerlerinde problem olacaktır. Özellikle anemi/kansızlık veya türlü toksinin birikimi ortaya çıkacaktır. Eğer kişinin damar yolları kapalı ise, yaşamındaki sevginin azlığını veya yokluğunu da belirler. Kolesterol yüksekliği yaşama sevincindeki blokajı temsil ederken, pıhtılaşma problemleri yaşayanların daha çok kendilerini hayatta çok yalnız hisseden insanlar olabileceğini düşünebiliriz.

Yüksek tansiyon, sürekli olumsuz ve kaygılı düşüncelere sahip insanlarda bir süre sonra oluşan büyütme/drama haline getirme durumu geliştiğinde ortaya çıkabilir. Kızgınlığını bastırmaya, tutmaya çalışan kişilerde daha sık rastlanır. Yaşamını daha çok kafasında kurgulayıp, içinde yaşayanlarda daha sık görülebilir. Kişi ya bakış açısını farklılaştırıp meseleleri kafasında büyütmemeyi öğrenmeli ya da buna bağlı gelişen duygularını dışa vurmalıdır. Bu şekilde damarlarındaki gerilimin rahatladığını fark edecektir.

Düşük tansiyon ise genelde yaşamını mücadele gerektiren durumlarında baştan havlu atan kişilerdir. Yaşam enerjileri çabuk düşer ve “nasıl olsa ben baş edemem” diye denemeden pes ederler. Sorumluluk almak onları çabuk yorar, o yüzden kaçınırlar. Elbette bu durum her düşük tansiyon sahibi için geçerli olmayabilir. Çünkü bazı kişiler düşük tansiyon değerleri ile de kendilerini iyi hissederler. Belki de bu durum onlar için geçerli olmayabilir.

Solunum yolları ile ilgili sorunların en başında sıkça duyduğumuz “astım” gelir. Farklı çeşitleri olan ve genelde çocukluk ve gençlik yıllarında ortaya çıkan bu hastalık rahat nefes alamamak ve boğulma duygusu ile ilgilidir. Genelde üzerlerine çok düşülerek büyütülen çocuklarda, kişilerde olur. Öncelikle başkaları tarafından değil de daha çok kendilerinin yapmak istemedikleri tarafından boğulmuş hisseden kişilerde olur. Bazen de aileleri çok fazla üstlerine düştüğünden bu ilgi ve alakayı hep tutmak amaçlı bir bilinçaltı dikkat çekme tepkisidir. Veya çok müdahaleci ailelerde, beklenenleri yerine getirmek yerine, yaptırmak amaçlı bir tepkide olabilir. Başkaları tarafından sevilmek istediklerinde de bu durum gelişebilir. Öncelikle kendilerinin en olumlu taraflarına odaklanarak kendilerini sevmeyi öğrenmeleri ve herkesin onları sevmeye mecbur olmadıklarını bilmeye ihtiyaçları vardır.

Akciğerlerde yaşanan sorunları ise genelde yaşamayı hak etmediğini düşünen, hayatını olduğu gibi kabul edip götüremeyen, kaldıramayan yaptığı hiçbir şeye fazla ilgisi kalmayan ciddi depresyon belirtileri gösteren kişilerde oluşabilir. Anfizem şeklinde ortaya çıkan akciğer sorunları hayatından hiç memnun olmayan kişilerin kendilerinde yarattıkları bir hastalık olabilir. Zatürre daha çok yaşamındaki birçok şeyden yorgun düşmüş ve sorumluluklardan bıkmış kişilerde görülür. Bu yüzden yaşlıları daha çabuk tutabilir. Belirli yaşın üzerindeki insanların yaşlarını bir kenara bırakmaları ve hayattan tekrar zevk alabilmeleri önemlidir. Bunu yapmalarına en büyük engel yaşlarını düşünmeleri ve ruhlarının ihtiyaçlarını göz ardı etmeleridir. Yaşlarına uygun davranmamak ve gücü yettiğince hareket edip, bağlı oldukları aktiviteleri sürdürmek onların hayatı yeniden keyifli bulmalarını sağlayabilir,

Bronşit gibi hastalıklar ise kişiyi zorlayan ilişkilerin olduğu, artık iletişimsizlikten veya agresif iletişim sonucu oluşan olumsuz atmosferden yada dayanamayacaklarını düşündükleri aile çevresinde gelişir. Bu durumdan olumsuz etkilenen kişiler kendilerini artık bitik, bıkkın, yılgın hissederler ve bu onları gerer ve özellikle bunu bronşlarında hissederler.

Kaynakça:

 

1) Qui es-tu?, Lise Bourbeau,1988, Les editions E.T.C, Montreal, Kanada.

2) Les Paroles du Corps, Edouard Korenfeld, Payot, Paris, Fransa.

3) Body Signs, Hilarion, Marcus Books.

4) You Can Heal Your Life, Louise Hay, Hay House.

5) Tüm Hastalıklarımızın Zihinsel Sebepleri, Louise Hay.

6) Le grand dictionnaire des malaises et des maladies, Jacques Martel, Editions Quintessence, Fransa.